Çarşamba, Temmuz 25, 2012

günlerden bir gün...

Buraya yazmadığım zamanda neler yaptım? Hmmm, hiç. Bir şeyler oldu tabii, Serap ve Lilişka İstanbul'dan geldi, Poliş bir ara İstanbul'a gitmeye hazırlandı, bir iş geldi, sonra vazgeçti. Ben çalıştım, iş-ev, iş-ev, dolandım durdum ikisi arasında, sonra saçımın şekliyle oynadım, iyi de oldu kuaförde geçirdiğim sürede uzun süredir elime almadığım kitabımı okudum. Hatta kuaföre keşke bir yıl arayla değil de hep gelsem, burada iyi kitap okuyorum dedim. Çok güldüler bu lafıma, oysa gerçekti ve içim acıyordu aslında;p Bir ara denize gittim, böylelikle siftahı yaptım. Geçen yaz bıraktığım gibi duruyordu su, çok güzel, çok çok güzel.
Yok, bu yazı içli bir yazı olmayacak, olmasın tabii, öyle bir yazı yazacak olsaydım, dün gecenin köründe, nöbetin benim bölümümde okuduğum güzel şiirlerden birini ekleyiverirdim buraya. Yoksa eklesem mi... ?
Hadi bakalım;      
"...ben tutkunun yanındayım./ yaşamada daha iyisi yok bu duru serinlik saatinden,/ beraber uyanmanın saatinden..."
e. pound/tavan arası  
   
Kafam kayıp kayıp gidiyor, bir oraya, bir buraya. Karman çorman bir sürü şey okuyorum, iyi gelmiyor bunlar bana. En güzeli, akşam serinlik başladığında balkonda oturup şehri seyretmek. Yemek yapmak da fena değil, ama eskisi kadar mutfakla ilgili olduğumu söyleyemem, yemek yaparken de dağılıyorum. Her neyse. A, bunu söyleyince aklıma geldi, Lily çok komik, bazı kelimeleri nerede kullanacağını karıştırıyor, aksanı da var, "r"leri yutuyor. Bence sorun yok ama ablam dertli. Ne diyordum, evet, geçen gün ona neden bunu böyle yaptın Liliş diye sitem ettiğimde, üzgün bir yüz ifadesiyle "neyse ki" dedi. Hadi canım, o kelime orada kullanılmaz, dedim gülerek, takmadı elbette, o da güldü geçti;)  Bugün hepsi beraber Çeşme'ye gittiler, bir süre oradalar. Rüya, Liliş ve diğerleri. Biz Poliş'le evdeyiz, belki iki günlüğüne katılırız onlara, bakalım. Ramazan ayı sayesinde harika bir sessizlik var şehirde (davulcular hariç), bu güzel sessizliğin tadını çıkarıyoruz. Düğün dernek olayına birazcık da olsa ara vermeleri ne hoş oldu, sessizliği seviyorum. 
 -----------------  
Poliş'le uzun süredir aklımızda olan, seyretmek istediğimiz bir sürü film var, bir türlü zamanları gelmiyor. Geçen onlardan birini seyrettik. Denize gitmeden hemen önce Jaws'ı seyretmek muhteşem bir fikirdi tabii, aferin bize;p Geçen gün ise üç kız Mientras duermes adında bir İspanyol filmini seyrettik. Böylelikle harika bir konu nasıl rezil edilir görmüş olduk. Seyreden varsa bilir, filmdeki kadın saftı tamam, ama azıcık da salak mıydı ne?  Bugün.... Akşam üzeri güzel bir yemek yaptım, aşağıda fotoğrafları var. Öğlen yaptığım buzlu çay ise muhteşem olmuş, şimdi onun keyfiyle yazıyorum size. Buzlu çay için Passive ve Zerka'ya teşekkür edip hızlı bir kapanış yapayım. İki nöbetim kaldı, parmaklarımla sayıp duruyorum, ne olursa olsun gitmem gerek, yalnız ya da değil, kaçmam lazım. Çok bunaldım. 
---------------------  
Girit kabağı harika bir sebzeymiş, bunca zamandır neden tanışamadık kendisiyle bilmiyorum. Neyse, geç oldu, güç olmasın. Bu güzel yaz yemeğini Radyoz'nin seçtiği güzel coverlar'ı dinleyerek yaptım. Yukarıdaki şarkı listesi de oradan mülhem.  Tarif ise kısaca şöyle; Girit kabaklarını birkaç parçaya bölüp, fırın kabına koydum, üzerine dilimlediğim domatesleri ve bütün hâlinde sarmısakları ve İzmir tulumunu da ekledim, son olarak sızma zeytinyağını sebzelerin üzerine gezdirip ısınmış fırına koydum. Biraz fesleğen ve tuzu unutmadım tabii. Bir saat yetti bu yemeğin pişmesi için, ben yanına et kızarttım, sizin keyfiniz bilir. Tek başına da harika bir yemek bu bana kalırsa. Buzlu çayın yapılışı daha kolay; ben lipton demlik poşetlerinden iki tane ve iki tane de yeşil çay poşeti koydum çaydanlığa ve on dakika kadar demledim, buz dolu bir sürahiye üç limonun suyunu sıktım ve kabuklarını da dilimleyip ekledim, biraz taze nane koyup, çaydanlıktaki çayı koydum ve üzerine buz gibi su katıp biraz da buzdolabında demlenmesi için beklettim. Bana verilen iki harika tarifi kafamda alt üst edip bu şekilde yaptım. Güzel oldu, tavsiye ederim. 
 böyleydi,
böyle oldu,
ve en sonunda böyle.
 pek kaliteli bir foto değil ama buzlu çay olayı da budur.   

31 yorum:

passiveapathetic dedi ki...

İşe bak, ben de bugün Girit kabağı yaptım. Pişirmeye tahammül edebildiğim tek kabak cinsi o çünkü ve evet çok lezzetli. Misafirlerim tavuk düşkünü, o yüzden maalesef sebzeye et karıştı: Kabakları biraz oydum, içine çok küçük kuşbaşı haline getirdiğim tavuk eti - ince doğranmış soğan - biber harcını koydum. Baharat ekledim. Fırına verdim. Pişmeye yakın üzerlerine kaşar dilimi. Et hiç sevmem, bana kalsa senin tarifine benzer bir tarif yapardım, resmi bile çok iştah açıcı ama yiyenler beğendi tavuklu kabağı da.

Anlattıklarına baktım da, anlaşıldı, bundan sonra artık senin tarifi kullanacağız buzlu çay yaparken. :)

Sevgiler.

justine dedi ki...

Bu şaşırtıcı tesadüfü hızla geçiştiremezsin Passiveciğim, tam kutlamalık bir olay bu. Liliş bu eve gelince böyle oluyorum sanırım, her şey kutlanacak değere bürünüyor. Girit kabağı pişirip, parti verelim ne dersin?;p

Senin tarifini beğendim ben, üstelik tavuk etini severim. Tavuk yemeklerini çok yapıyorum, hem kolay pişiyor hem de tarif bulmak kolay. Bu verdiğin tarif çok hoşuma gitti, zaten dolma yapmayı düşünüyordum kabaklarla, senin tarifin gibi yaparsam hem dolma şeklinde olur hem de lezzetini garantilemiş olurum.

Güzel, Girit kabağının bir sonraki durağı belli oldu böylelikle.
----------

Bugün bana gönderdiğin ayrıntılı buzlu çay tarifi için tekrar teşekkür ederim Passive. Siz yengeç burçları hangi yemeği yaparsanız yapın lezzetli oluyor, bunu bilir, bunu söylerim ben. Nasıl derler, eliniz lezzetli, şaka yapmıyorum, gerçekten öyle. Basit ya da karmaşık fark etmiyor, dokunduğunuz şeyi güzelleştiriyorsunuz, buzlu çay tarifini okumak bile keyif verdi bana. Bir de Poliş örneği çok sağlam bir örnektir benim için.

Buzlu çayı senin anlattığın gibi, ve kim bilir daha hangi şekillerde yeniden deneyeceğim, iyi geldi bu sıcak havalarda.

Çok sevgiler.

Buket dedi ki...

justinecm, çayı sevmem, buzlusunu hiç içmem. yakında bende içecek tarifleri verceğim , aslında daha çok pasta-börek tarifi..evde oturmak çok zevkli, blogları gezerken özenip dolu tarif alıp yapıyorm, beni takip etmelisin :))

justine dedi ki...

Elbette takip ederim, bana tarif olsun.

Ne güzel gezip döndün evine, ben daha tatil yüzü görmedim Buket, hep söylüyorum çok şanslısın;)

Tarifleri bekliyorum. İyi geceler, sevgi ve selamlar.

zerka dedi ki...

sahur vaktinde şöyle dolanayım da uykum açılsın demiştim ki yazını gördüm iştahım açıldı, girit kabağını ilk kez duyuyorum,bir yerlerde görürsem hemen alıp deneyeyim bu tarifi. bugün ben de yaptım buzlu çay, sana verdiğim linkten yapıyorum ben ama senin sentez tarifin daha güzel olabilir diye düşündüm şimdi, iki limon az geliyor gibi gelmişti bana da, üç limon daha iyi:)

bu arada, ben de kuaföre yılda bir giderim ve keşke gitmeme gerek olmasa diyerek, gitmeye karar verdikten iki-üç ay sonra, geçenlerde gittiğimde huysuzluğum üstümdeydi biraz, konuşma nasıl gelişti hatırlamıyorum, kuaföre gelmeyi hiç sevmiyorum, dedim kadın şaşırdı, kadınlar çok sever ama gibi bir şeyler söyledi, neyse ki hazırcevap birine denk gelmedim de rezil olmadım:)

bizim karşıdaki inşaatta ramazan demeden, durmaksızın çalışıyorlar, bugün akşam 9’a kadar falan çalıştılar sanırım, beni bi sen anlarsın bu konuda, bari söyleneyim de içim rahatlasın azcık:)

artık gideyim mutfağa,çay demlenmiştir kahvaltılık bir şeyler hazırlayayım. çok sevgiler.

justine dedi ki...

Sen şimdi yemeğini yemiş, hatta çayını içmiş, yarın için son hazırlıklarını yapıyorsun, ihtimal tabii. Ben bu saate kadar neden kaldım onu bile bilmiyorum, nöbet sonrası günlerde erken yatayım diyorum, olmuyor bir türlü. Sinir oluyorum kendime;)

Böyle kısa kesemem ben, yarın konuşalım Zerkacığım, umarım iyi bir gün olur ve keyifle muhabbet ederiz. Bakalım.

Öpüyorum seni, çok sevgiler.

Leylak Dalı dedi ki...

Şu partiye beni de davet edin zira dün akşam ben de Girit kabağı pişirdim ama ben içlerini oyup klasik kıymalı dolma harcı yerleştirdim. Bu kabağı ben de çok seviyorum, bir kere şekli güzel, küçük, şişko bir robota benziyor:) Ben bıçakla puanlar yaptım üstüne, puanlı elbiseli robot dolması diye getirdim sofraya:)
Ama senin tarifte de aklım kaldı, en kısa sürede deneyeceğim, benden başka yiyen olmaz evde biliyorum ama daha iyi, hepsini ben yerim böylece:))
Ankara gördüğüm en sıcak yazı yaşıyor ama Antalya'dan şerbetli olduğum için çok etkilenmiyorum. Sana da keyfine tavan yaptıracak dinlendirici bir tatil diliyorum, sevgiler...

guguk kuşu dedi ki...

kabağı çok severim, babaannem hep paşa yemeği derdi kabağa:) dereotu ile onu ayrılmaz bir ikili olarak gördüğümdendir hemen zihnimde bu harikaya dereotunu da ekleyip yapmayı planladım. yanına hiç birşeye gerek yok, izmir tulumu ekleme fikri de çok hoşuma gitti.
across the universe filmini bayılarak izlemiştim, şarkılar muhteşem ama film başlarken ki girl şarkısı hiç bitmesin isteyip geri alıp tekrar tekrar izlemiştim. bak şimdi aklıma getirdin hemen açayım. hımmm tamam açtım. jim'e de bayılıyorum ayrıca......amaan şu sıcak yaz günü uzatmayayım harika bir filmdi. herkeslerden önce bulup bana izleten harika eşime yteşekkürü bir borç bilirim.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Hımm Girit kabağının salatası da çok güzel olur ama ben onu çiğ rendeleyip kıyılmış cevizle harmanlamayı ve daha sonra üzerine mayonez ile karıştırılmış sarımsaklı yoğurt dökerek ve hafif zeytinyağı ilave ederek meze biçiminde servis etmeyi daha çok seviyorum.
Ama yemek de oldukça lezzetli görünüyor. Buzlu çay tarifi de kulağa hoş geldi. Birazdan denerim.
Sevgiyle...

justine dedi ki...

Zerka tekrar merhaba,
nasılsın, yaz nasıl geçiyor senin oralarda?;)

Buzlu çay gerçekten hoş oldu, üç limon benim sürahinin ölçülerine fazla gelmedi sanırım, çok ekşi bir tadı yoktu çayın.

Kuaför durumu öyle evet, biz sevmeyenlerdeniz, ama bu son gidişim fena olmadı, eski saçlarım sıkmıştı beni farklılık iyi geldi ruh hâlime;p Bir yıl biraz fazla olsa da arada gitmeli tabii, biz de kadınız yahu;))

Gürültüden rahatsız olan herkesi anlarım ben Zerkacığım, nefret ettiğim şeyler sıralamasında başı çeker gürültü. İnşaat sesi burada da aynı, tam gaz devam ediyor. Acıyorum bu sıcakta çalışmalarına, ama gürültü fena. Düğün sesi yok ya, bu yeterli benim için. İnan inşaat sesi bile daha katlanılabilir düğün sesinden.

İftarda ve sahurda ve aslında her zaman ağzının tadı bozulmasın, çok sevgiler canım.

justine dedi ki...

Sevgili Leylak Dalı, hoşgeldin. Aslında tam da senin dediğin gibi yapacaktım ben kabağı. Etli dolma yapmak istiyordum, son anda yazıda anlattığım tarifle karşılaştım. Biraz da hafif bir yaz yemeği olsun, yanında yapacağım et kızartması zaten ağır diye onu yapmaya karar verdim. İşin özeti sen benim tarifi denerken çok yakında ben de senin tarifini yapacağım;)

İzmir de çok sıcak, allahtan benim ev esiyor, aksi dayanılmaz olurdu.

Tatil dileklerin için teşekkürler, umarım (çok içten diledim bunu;)) dediğin gibi olur tatilim. Ben de aynı güzel dilekleri senin için diliyorum, neşeli ve hatta pek keyifli bir yaz dileğiyle, çok sevgiler.

justine dedi ki...

Paşa yemeği yakıştırması çok hoşmuş, sevdim bunu.

Merhaba Guguk kuşu, nasılsın, yaşadığın o büyük sevinçten sonra hayatın durağan ve sıkıcı akışına alışabildin mi?;) Lafı gelmişken çok tebrik ederim seni, nasıl büyük bir yük attın üzerinden tahmin ederim, geçmiş olsun her şeyden önce.

Dereotu konusunda haklısın, kabak ve dereotu çok çok yakışır birbirine, hatta güzel bir yoğurtla mükemmel üçlü olurlar;) Fakat bu yaptığım yemekte dereotunun ağır geleceğini düşündüm ben. Ne bileyim, zaten baskın bir ot, kokusuyla tüm yemeği rehin alma gücüne sahip, düşündüm ve olmasın bu kez dedim. Eh fena da olmadı hani. İzmir tulumu ise harika bir lezzet verdi yemeğe. Tavsiye ederim. (biliyor musun İstanbul'da büyük marketler dışında İzmir tulumu bulmak çok zor. geçen gidişimde epey bir süre aradım tulum peynirini. başka yerlerin tulumu var ama İzmir yok. bulunca çok sevinmiştim;))

Across the Universe'i izlemedim, yine de görüntülerini, şarkılarını her şeyini biliyorum filmin, aklımdaki diğer çoğu film gibi ona da sıra gelmedi sanırım. Ben de I Am The Walrus şarkısını çok severim, filmin soundtrack'ında var, bir zaman bloğumda konuşmuştum o şarkıyla ilgili, Jim Carrey yorumuna bayılıyorum, araba kullanırken harika oluyor özellikle;)

Böyleyken böyle, hayat güzel şarkılar ve filmlerle daha güzel, bahsi geçince de konuşuluyor işte.

Sevgiler çok.

justine dedi ki...

Vuslatcığım bu akşam salata şeklinde yaptım zaten, denk geldi bak;p

Poliş, şinitzel ben de fırında kremalı patates yapmıştım, yanına nasıl bir salata yapsam diye düşünürken aklıma dün artan bir tane kabak geldi. Dolaptaki marulları ve diğer yeşillikleri çok ince doğrayıp, kabağı üzerlerine rendeledim. Sızma zeytinyağı, limon ve bol nar ekşisi döküp karıştırdım ve servis yaptım. Ben bayıldım valla, Poliş de çok beğendi, kabağın tadı her yemeği güzelleştiriyor herhalde. Senin dediğin gibi mayonez, yoğurt ve cevizi düşündüm, ama nar ekşisi takılmıştı aklıma. Hangisinden vazgeçeceğimi bilemedim ve sonuç anlattığım gibi oldu. Daha sonra bu lezzetli kabakla çok çeşitli yemekler ve salatalar deneyeceğim bu kesin;)
Buzlu çay yaptın mı, nasıl oldu? Afiyet, bal, şeker olsun diyorum. Çok sevgiler Vuslat.

guguk kuşu dedi ki...

seni özlemişim....:)
evet büyük bir yükü üstümden attım boşluğa falan düşmedim hala mutluluktan ayaklarım yere değmiyor.harika bir sıkıcılık bu:) yemek yediğimde tadını alıyorum, ufaklıkla keyifle oynayabiliyorum, ağaca bakınca ağaç görüyorum felan. tek sorunum uzun süreli ders çalışma sonrası kitap okumakta zorlanıyorum, uzun süreli birşey takip edemiyorum. ama yavaş yavaş o da düzelecek.
evet senle sohbet güzel oluyor.

Atze dedi ki...

Şu tariflerinin kokusu buraya kadar geliyor Justine, ımm, ellerine sağlık. Aslında onlarca kabak çeşidi var niye ikisini kullanıyoruz bilmiyorum. Meşhur verimli topraklarımızda da yetişiyor onlarca çeşit ayrıca.

Arkadaşım minik bir kız çocuğunu anlattı geçen. Söyleyecek bir şey bulamayınca "sonuşçta" diyormuş, oradaki sç karışık biçimde. Mesela ona çok güzel olduğunu söyleyince diyormuş "tabii, sonuşçta". Bir çözüm konuşmasının başlangıcı için kullanmıyormuş, gayet komik diyaloglar doğuruyormuş evde. neyse ki. ((:

Ah, darmadağınık akılına sarılıyorum.

Sevgiyle.

justine dedi ki...

Ağaca bakınca ağaç görüyorsun demek, şahane!;p Öyle kadar iyi anlıyorum ki söylemek istediğin şeyi, bahsettiğin o sıkıcılık bile muhteşem, çok çok iyi biliyorum. İnsan ne yapacağını şaşırıyor böyle durumlarda, büyük bir boşluk hissi ve o boşluğu neyle dolduracağını bilemiyorsun. Yaptığı en normal işler bile keyif veriyor insana. Umarım bu duyguyu uzun bir süre yaşarsın, harika bir sarhoşluk hissi bence.

Sevgiler, iyi geceler guguk kuşu.

justine dedi ki...

Neyse ki geldin Atzeciğim;p
Oldu mu bu şimdi buraya, Liliş'e sorsan, kesin olmuştur;)

Sen çok fazla çeşitte kabak var deyince aklıma ananemin yaptığı kabaklı börek geldi. Bal kabağıyla mis gibi börek pişirirdi ananem. Hafif tatlı, baymayan bir lezzeti vardı, çıtır çıtır olurdu üstü, çok farklı ve güzel bir börekti. Şimdi ananem yok ve börek de yok hâliyle. Keşke aynı tariflere takılıp kalmasak, oysa bilmediğimiz öyle harika tatlar var ki... Yazık oluyor kaybolup giden bu tariflere.

Sonuşçta(!) ben de sana sarılıyorum Atzeciğim, çok sevgiler;)

justine dedi ki...

Bugün radyoz'nin "z"si Zelda'dan bir mail aldım. Buraya yorum gönderemediği için mail seçeneğini denemiş. Yorum bırakamama durumu başka arkadaşlar tarafından da defalarca bana iletildi, bu vesileyle hem başka bir tarayıcı (chrome, opera, firefox, vb.) kullanılmasının durumu çözebileceğini bildireyim hem de Zelda'nın iki güzel tarifini buraya ekleyeyim, okuyan herkes faydalansın.

Tarif ve öneri için şöyle buyurun;

"bir tarifi uyguladığımda mutlaka yorumluyorum; yani tarifi değiştiriyorum. kabağı görünce de aklıma ne fesleğen, ne dereotu eklemek geldi, nane koymak istedim, bir de sanırım sebzeleri halka şeklinde doğrardım ben.

benim de bir kabak yemeğim var; kabaklar küp şeklinde doğranır, bol domates, zeytinyağı, soğan ve ezilmiş sarımsakla pişirilir. Altını kapatmadan beş dakika kadar önce, içine yine küp şeklinde hellim peyniri doğranır. hem sıcak hem de soğuk yenebilen harika bir yemek oluyor bu.

ve son olarak doğadan'ın zencefilli limon diye bir poşet çayı var. yeşil çayla harika oluyor. sanki senin tarifine de yakışır. hatta belki taze zencefille yapmalı değil mi?"
---------------

Doğadan'ın o çayını biliyorum Zelda, ama bana poşet çayları, özellikle bitkisel karışım çaylar hastalığı ve kışı hatırlatıyor. Ve ne yazık ki ben bitki çayı sevmem;) Yalnız taze zencefil fikri harika, çok güzel olur o şekilde. Deneyelim bakalım. Çok sevgiler.

zapere dedi ki...

Güzel bir blog taç resim. Eski gramafonlar çok hoş. İstanbul'da kapalı Çarşıda bir Gramafon Baba var. Kısmetse onu ziyaret edeceğim birgün. Belki uygun birşey gösterir de alabilirim inşallah.. Şömine üstü şişe şarap şişesi olamaz, metal kapaklı.. Bodrum taşlarıyla kaplanmış duvar sarısı Ve evet gölgeler, loş ışığın sisleyen karanlığında bir başka güzel, just'(sadece)........... :)

justine dedi ki...

Hmmm, çok canım sıkkın....
Sinema dergisinin temmuz sayısı abone olmama rağmen hâlen elime ulaşamadığından abone merkeziyle sinir bozucu bir telefon görüşmesi yaptım. Aslında bu belki onuncu arayışım olduğu için, oradakilerle tanış bile sayılırız artık, sinirlenmemek gerek tabii...., ama çok sinirliyim!
...

Neyse, tamam sakin. Foto hoş olmuş diyorduk değil mi? Peki;)

Nasılsınız Zapere, havalar nasıl sizin oralarda?;p Fotoğrafa gelirsek, Alsancak'taki Tayfa balık orası. Ben çok seviyorum o mekânı. Diğer balıkçılar gibi kasıntı, hesabın abartılı geldiği, rakı kokulu bir yer değil çünkü. Tamam rakı içenlerle bir sorunum yok ama balığın rakıyla özdeşleştirilmesi, ve öyle sunulması hoşuma gitmiyor benim. (aman tanrım, rakı içmeyeli yüz yıl olmuş! gerede'den beri ağzıma sürmemişim rakıyı, ne tuhaf.) Ben balığın yanında bira ya da şarap içerim ve harika yakışır iki tat birbirine.
A, nereden geldik buraya yahu! Hay allah, kafam nasıl dağınık.

;)

Her neyse, evet Tayfa balık gayet hoş bir yer, biz bu gidişimizde üst katta oturduk Poliş'le ama bahçesinin de çok sevimli olduğunu hatırlıyorum. Yıllar önce orada da oturmuştum.

İstanbul'a bu gidişimde Kapalıçarşı'ya uğramak istiyorum ben de. Çok oldu oraya gitmeyeli. Duymuştum dediğiniz yeri, bakın şurada bir haber var;

gramofon baba

Böyleyken böyle. Sevgiler çok.

zapere dedi ki...

Evet habere baktım :)
GramofonBaba'nın boy boy resimleri var Facebook'umda.. Eski taş ustaları neyse eskide kalan bakırcılar, kalaycılar, halıcılar, xesair eski zanaatkarlar günümüze meydan okuyan sanatçılardır artık. Tek tüklerdir ama değerli insanlardır. Belki sohbet etmenin keyfi eskiye dair geçmişin bilmediğimiz anlarına gidiş ve elde bir de ondan alınan bu sohbet sonrası "gramofon baba ile sohbet etmiştik" delili prinç gramafon taklı elle kurulan bir pikap.. Birkaç taş plak var bizde, sahibinin sesi gibi söyleyen. Şarap, rakı, bira her neyse bir iki damla efkar.. Dönen plağın cızırtıları arasında kaybolup gitmeli İstanbul'a. Uzakta bir vapur düdüğü, yere düşmüş kızıl bir karanfil.....:)

justine dedi ki...

"Zanaat" kavramına ben de çok önem veriyorum Zapere, el emeği ve ustalık gerektiren her şey önemlidir benim için, şimdi herkes esnaf, zanaatkâr diye bir şey kalmadı. Eskiden antika eşyalara, objelere pek meraklıydım. Evi Kemeraltı'ndaki eski eşya satılan yerlerden bulduğum şeylerle doldururdum. Sonra arkeoloji okudum, önüm, arkan, sağım, solum eski oldu, bıraktım;) Ama hâlâ severim eskiyi, eski olan her şeyi.

Bu arada plak ve cızırtı demişken, Kalan Müzik bir zamanlar taşplakları temizleyip cd üzerine basmıştı. Güzel bir seriydi, ben Deniz Kızı Eftelya, Gazeller, Mevlana-Dede Efendi ve Kani Karaca albümlerini almıştım. Belki hatırlayamadığım birkaç tane daha. Diyeceğim; Klasik Türk Müziği güzeldir, çok severim ben.

-----

Geciken cevabım için kusura bakmayın, dün akşam biraz canım sıkkındı, bir anda bozulur ve düzelir ya bir şeyler, öyle olmuştu işte. Neyse, şimdi daha iyiyim.

Sevgiler.

passiveapathetic dedi ki...

Bugün senin tarifi yaptım Justine, güzel oldu, bundan sonra hep böyle yaparım herhalde.

mart kedisi dedi ki...

Kendinize iyi bakın, sıkmayın canınızı. Efkar bastığında 1960 ve 70 li yılların müzikleri arasında dolaşırım. Dalida, Peppino Di Capri, Cem Karaca, Neşe Karaböcek... O dönemin neredeyse bütün isimleri üstünden tekrar geçer şarkıları arasına dalarım. Zaman zaman daha eskilere gittiğim de olur. Bing Crosby, Nut King Cole, Frank Sinatra, Dean Martin, Doris Day gibi... Müzik sıkıntıları unutturmada birebir. Arada göz yaşı döktüğümde olur o şarkıları dinlerken, hafiflemek böyle oluyor sanırım... Gerilen bir yayı boşaltmanın ilacı kadife seslerden güzel tınılı dinlencelerle ruhu dinlendirmek... Sevgiler :)

justine dedi ki...

Passive canım, hangi tarif? Kabak yemeği, çay?

Afiyet olsun tabii;)

justine dedi ki...

Şarkı tavsiyesi için teşekkürler Zapere (bu sefer farklı bir isim olmuş). Bazen şarkılar bile sıkıntıları hafifletemez, işe yaramaz hiçbir şey, bilirsiniz.

Ama ben iyiyim şimdi, bu son nöbetim ve çalışma saatim de tam tamına şu anda bitti!;)

Çok sevgiler, ve tekrar teşekkürler, çok incesiniz. İyi geceler.

passiveapathetic dedi ki...

doğru ya, söylememişim. kabak yemeğini canım. lor yoktu yalnız, köy peyniri kullandım, onunla da fena olmadı. zeytinyağı, sarmısak ve domatesle pişmiş azıcık dişe gelir, hafif kendini salmış sıcak peynir.. hmm..

justine dedi ki...

Miss, harika olmuştur eminim. Tekrar afiyet olsun, sevgiler.

Mart'ın Catisi dedi ki...

aaH Mart Kediliğim tuttu, N'APIİM... :))

milan dedi ki...

uzun bir zamandan beri takip ediyorum sizi fakat yorum yazarken sanırım kendimi kasıyorum, çünkü beni, ara-sıra da olsa, okuyanlara acayip yalakalık yapasım geliyor. kendimi bu durumlara düşürmemek için, yazmaktan vazgeçiyorum.

tarifi denedim bu arada. süper oldu.

tekrar görüşmek üzere...

justine dedi ki...

Merhaba Milan, hoşgeldin;)

Ben de seni okuyorum ve o dediğini yapmana gerek yok, birbirimizi okumaktan hoşlandığımızı belirtmek yeterli sanırım;p Seni uzun süredir okuyorum ben, hatta bazı yazılarını okurken çok yakın hissediyordum seni kendime; Çorum'dan İzmir'e gelmeyi çok istemen, benim Gerede'deki hâlimi hatırlatıyordu bana. Öyle bunalmış, öyle çok acı çekmiştim ki orada, buraya gelmek inanılmaz güzel bir olaydı benim için, ve seni çok içten anlıyordum.
---------
Neyse, uzatmayacağım. Şimdi inanılmaz başım ağrıyor, tüm gün dışarıdaydım, eve geldiğim gibi bavul hazırlamaya başladım. Saçma sapan bir gündü işte, yarın da mesai var, en çok bu can sıkıcı. O yorgunlukla, gece yola çıkacağım. Nihayet tatilim başlıyor. Nihayet;)
------------

Öğlen yorumunu gördüğümde çok sevindim, hatta tarifi deneyip beğenmene daha da çok sevindim. Evet, tekrar görüşelim biz, bu kafadan daha sağlam bir kafada daha güzel sohbet ederiz, eminim;)

Çok sevgiler Milan, iyi geceler olsun.

p.s.: Karmakarışık bir cevap olduysa kusura bakma lütfen, öyle geciktim ki bu gece, ne zaman yatacağım, yarın nasıl kalkacağım bu yorgunlukla hiç bilmiyorum.