Pazartesi, Kasım 17, 2014

aroma, gusto ve yemek kültürü

 hepsinden önemlisi; kendime notlar




Kolay yapılan, uğraştırmayan -ve elbette basitliğiyle ters orantılı lezzette- yemekleri severim. Bu akşam da bu fikirden ilhamla yola çıktım, yola çıktım çıkmasına da mutfaktan iki saatte çıkamadım. Biftek yapıp geçecektim güya, pratik ya, ı ıh olmadı, yanına patates püresi, yeşil salata, mantar kızartması derken zaman aktı gitti. Müzik filan da dinlemediğim için zamanın nasıl geçtiğini anlamadım (müzik dinlerken aynı şarkılar başa sararsa ya da kafam şişerse saati anlayabiliyorum, tahmin işi oradan). Bloğa yazmaya uzun bir ara verip konuya yemekten girmemin sebebi ise çok keyifli bir kitap. Geçenlerde planlamadığım bir idefix alışverişi yaptım, sadece birkaç kitap aldım, onları alırken de kendime hediye olsun diye (azıcık moral gerek, bunun için de kitap, film vs.) Murat Belge'nin -tarih boyunca- Yemek Kültürü kitabını attım sepete. Çok keyifli bir kitap. Bu tür -roman kurgusuyla yazılmamış- kitapları bölüm bölüm okurum ben, hem nerede kalmışım derdi olmaz hem de dar zamanlar güzel geçer, bu kitapta ilk okuduğum bölüm elbette çay başlığı oldu. İngiliz şair Cowper "neşelendiren ama sarhoş etmeyen" diye tanımlarmış çayı, bayıldım bu tarife, hikâyesi de şu; şair içkiye düşkün ve bu düşkünlük sıkıntı yaratıyor, o da içkiyi bırakıp (muadili olmasa da o da içecek bu da içecek dedi sanırım) çay içmeye başlıyor. Sonra da bir şiirinde çaya minnet dolu dizelerle yer veriyor. Beni güldüren (kitabı okurken devamlı gülümsüyorum zaten) diğer hikâye bir yazarın kitabından; Macar yazar Mikeş, ironik bir dille yazdığı "Nasıl Yabancı Olunur?" kitabında İngiliz kültürüyle dalga geçerken çay alışkanlıklarını da diline dolamış; başlangıçta çay güzel bir içecekti, sonra bu güzel içeceği nasıl berbat ederiz diye düşünen İngilizler çaya süt kattılar. Bu yoruma Belge gibi ben de bayıldım, çünkü bırakın çayı hiçbir içeceği sütle karıştırmayı sevmem. Sanki içeceğin doğallığı bozuluyor, güzelim seremoni çocukluğumun kötü kabusu süte ve onun kötü anılarına kurban gidiyor gibi gelir bana. (çocukken süt içerken kusardım, hele ağzıma kaymak gelirse, bırrrr! şimdi daha iyiyim, her şeye alıştığım gibi süte de alıştım) Hah tamam, şimdi biraz bakınınca Belge'nin bahsettiği kitabı buldum, meraklısı için link de vereyim, şurada. Baktığım bölümlerden birinde Belge şu ünlü safsatayı da anıyor; "yemek için mi yaşamalı, yaşamak için mi yemeli?". Bu sorunun zevk almaktan korkan, yaradılıştan sofu adamın sorusu olduğunu düşünüyor. Şunu sevdim; haz insanı yalnız insan yapmakla kalmıyor, insan yaptığı için 'tarih'i de var kılıyor. (roma hedonizminden nefret eden ben bile katıldıysam bu görüşe diğer okuyucuları tavlaması işten bile değil.;p)  Bu kitap elimden düşmeden daha çok bahsederim size, kısacık alıntıları merak etmeniz için lezzetli starter'lar(!) yerine koyun ve eğer almadıysanız hemen listenize atın kitabı, eminim pişman olmazsınız.  

Sarı Kent'le aram eskisi gibi değil, çok seviyorum ama anlaşamıyorum zatıalileriyle. Okuduğum, izlediğim şeyler biriktikçe aklıma geliyor, fakat kafamı toparlayıp yazamıyorum. Bir de hep yazmamam için bir sebep, engel çıkıyor karşıma, elbette hepsi faso fiso, oyalanıp duruyorum. Madem öyle, aşağıya notlar alayım, "şunlar şunlar yapılacak, yapıldı, kaytarmak yok matmazel!" notları;

- Tatile giderken (temmuz ayında) başladığım Büyücü uzun bir maratonun sonunda bitti, okuduğum her kitap hakkında konuşma derdim yok burayı okuyanlara milyon kere söylemişimdir fakat Büyücü'yü yazmak istiyorum. Aşk-nefret ilişkisi yaşadığım enteresan bir roman oldu kendisi, sevdim mi sevmedim mi, iyi mi kötü mü karar veremedim. Şu örnekle daha iyi anlatırım aslında, geçen zamanda -çok oldu tabii- Anna'nın Yedi Günahı romanını okumuştum, öyle hevesle başlamıştım ki romana haliyle hayal kırıklığım da aynı derecede şiddetli olmuştu. Çok kötü bir kitaptı ve bırakın burada anlatmayı, eşe dosta bahsetmekten bile kaçındım. Hevesim Helikopter yayınlarına çok güvenmemden kaynaklanıyordu tabii. Sonra Svevo'nun Kötü Bir Şaka'sı var. O da benim için oldukça sıradan bir romandı (novella demeliyim aslında), unuttum gitti. İşte, Büyücü anlatılmazsa aklımda kalacaklardan, ancak onun hakkında konuşursam tamamlanacak sanki. (büyü tabii, siz ne sandınız?)

-Büyücü'den epey önce -belki yıl geçti üzerinden- okuduğum Karanlığın Yüreği var. Müthiş bir roman, anlatı. Bakın bu kitap hakkında netim mesela, çok çok sıkı, nefis. Onu da yazmalıyım, yukarıda ne söylediysem aynısı. (notlar gittikçe gerçekten not halini alıyor, az sonra vs. vs. deyip yatacağım ihtimal.;))

-Erhan Bey'in bloğu/sitesi (hatta siteleri) hakkında neler düşündüğümü yakınlarım bilir, çok seviyorum. Uzun süredir hiçbir bloğu ziyaret etmiyordum, orayı da unutmuşum. Son günlerde bakmaya çalışıyorum. Çizimlerine bayılıyorum, her biri çok şey anlatıyor benim için. Milan'la muhabbetleri, her sabah uyanmaktaki ısrarı ve bu ısrardaki ironi, cümlelerinde saklı naiflik olağanüstü. Şuna bugün kaç kere baktım bilseniz, son cümle benim diyen aşk şiirleriyle yarışır, o kadar güzel. Burayı okuyan herkese tavsiye ederim bahsettiğim sayfaları, tavsiyeyi de boş verelim yahu, o çizimler hakkında bir şeyler yazmalıyım ben, ya da çıktı alıp evimde bir yere asmalıyım, böyle işte.  

-Bu sözünü ettiğim kitapların filmleri de listemde. Büyücü filmi için berbat demiş herkes. Hatta Woody Allen film için, eğer dünyaya bir daha gelseydim, onu izlemek dışında her şeyi aynı yapardım, filan demiş sanırım. Peki ben bu sözlere, eleştirilere kandım mı; nein! Kedi meraktan ölmüş dostlar, izleyip göreceğiz. Karanlığın Yüreği daha şanslı, onun uyarlaması en az kitap kadar beğeniliyor. Hoş, bahsedilen uyarlama -Coppola'nın meşhur Apocalypse Now'ı- çok çok serbest bir yorum (izlemedim ama biliyorum^^) ama kötü olsa kimsenin gözünün yaşına bakacağını sanmam. Onu izlemek için sabırsızlanıyorum. Yakında umarım.

-Yaz gelmeden, çok uzun süredir istediğim bir şeyi gerçekleştirmiştim, onu da yazamadım buraya. Etamin yapmak istiyordum, yaptım. O kadar çok sorunlar vardı ki başımda ne kitap ne de film beni kurtarırdı, elimde oyalanacak iş olsun aynı zamanda sevdiğim birisine de hatıra olarak hediye ederim diyordum. En son ortaokul sıralarında ev ekonomisi dersinde (dersin ismine bakın, şimdi dikkat ediyorum saçmalığına) ödev olarak yapmıştım,  ne örgü ne de dantel filan severim ama etamin başka, çok keyifliydi deliklerden şekil oluşturmak. Her neyse, Polişka için baykuşlu bir desen işledim, çerçeveletti mi bilmiyorum ama onu düşünerek yaptığım bir objenin evinde olması bile yeter bana. Bir ara fotoğrafını çekip koyayım buraya, kendime söz. (yaparken çektiğim fotolar var fakat poliş'in evinde çekersem daha güzel olacak sanki, bakalım.)

----------------

Üç dört gün sonra İstanbul'a gidiyorum, kısacık bir seyahat olacak. Lilişka'nın doğum günü yakında, öpüp geleceğim bebeğimi. Geldikten sonra da ilk işim portakal likörü yapmak olacak, onu yapayım yemek yazılarım daha da keyiflenir belki, buraya da yazarım elbette.

Bloğumla ilgili gelen mailler inanılmaz değerli benim için, onlar sayesinde yazıyorum bu yazıyı. İki ismi özellikle söylemeliyim, çünkü maille cevap yazamadım ikisine de. Olmadı bir türlü, elim tutuldu kaldı. Onlar beni anlar, eminim. Çello Çalan Kedi ve Atze bana yazmanız tahmin edemeyeceğiniz kadar sevindirdi beni, öyle eskiyiz ki, şaşırdım duygulandım. İkinize de sarılıyorum, teşekkürler. (Çello... twitter'dan yollamış mesajını, benim gmailime düştü. Uzun süredir blog dışında hiçbir sosyal medya sitesini kullanmıyorum -arada ekşi'ye bakıyorum, berbat şeyler var ama alışkanlık-, onun için iyi ki mailime bağlıymış, gördüm.)

-------------------

Artık yatmam gerek, sabah oldu ve uyandım repliği beni bekler, üstelik kuzgun da henüz görünmemişken uykuya sığınmalı. 

10 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Biz de özledik herhalde :) Yazını görünce eski bir dosta yolda rastlamış gibi sevindim. Ara sıra bari ses ver.
Murat Belge'nin o kitabını ben de çok severim. Zaten yemek kültürü ile ilgili her kitabı severim. Okumadıysan Takuhi Tovmasyan'ın "Sofranız Şen Olsun" isimli kitabını da öneririm.
Sevgiler, bu kadar özletme :)

justine dedi ki...

Yok okumamıştım Leylak Dalı, hemen not aldım kitabı, çok sağol. Yemek kitaplarına bayılıyorum ben de, hele de farklı kültürler anlatılıyorsa, ilginçse iki kere bayılıyorum. Şurada yazdığım yazıya baksana, o yazıda bahsettiğim kitabı da seversin sen, okumadıysan aklında olsun.

Güzel sözlerin için de teşekkürler, moral deposusun inan.;)

(aa, bir de şu var, ama onu zaten biliyorsun sanırım, daha önce konuştuğumuzu hatırlıyorum; Afrodit Afrodizyak Yazılar Afrodizyak Yemekler)

Buket dedi ki...

tekrar hoşgeldin justine. bundan önceki yazında arayı uzatma dedik ama uzattın yine. lütfen tembelliği bırak ve yaz. nasıl mutlu oluyorum yazılarını görünce :)

Clea dedi ki...

yemek kitaplarına ben de bayılıyorum^^ şimdiden idefix listemde dört yemek kitabı var. buraya geldiğinde sana manolya tatlısı yapmayı düşünüyorum beyb, karşılığında da likörümü isterim ama:p

justine dedi ki...

Buket, ne tatlısın sen ya, kısacık yorumun ama kocaman mutlu oldum. Yazacağım tamam, bu sefer söz, hem de Büyücü ile döneceğim sahalara.;p

justine dedi ki...

Ay hangi kitaplar acaba!? Öğrenene kadar ölürüm meraktan. Azıcık çıtlatsan ya, benim de almak istediğim bir kitap var, uzun zamandır listemde, onu aldın mı mesela? Of, hemen yola çıkmak istiyorum, hemen!

Manolya tatlısı mı, hmmm şimdiden ağzım sulandı, likörü de birkaç ay sonra içmeye hazırlan.;)

Çok öptüm!

erhaNBey dedi ki...

çok teşekkür ederim justine.

justine dedi ki...

Rica ederim Erhan Bey, çizimleriniz övgüleri kesinlikle hak ediyor. Sıkı bir takipçinizim.;)

Sevgiler, selamlar.

Atze dedi ki...

Canım Justine,

Atila Atalay'ın kitaplarının kapak çizeriyle aynı çizer var bu kapakta ya -Latif Demirci-, sandım ki Atilla Atalay yemek kitabı mı... yok artık. (Attila yazıp durdum, İlhan yüzünden. Dönüp dönüp düzelttim.)

Onu demiyorduk biz, eskiyiz diyorduk. Canım Justine, biz hiç eskimemşizdir, postacı yolunu şaşırmıştır, kalem kırılmıştır. Hem hiç alınganlık olur mu? Görülmüş şey mi? (Çello dedin ya, içim cız etti.)

Öptüm. :)
Atze.

justine dedi ki...

Atze hoşgeldin.;)

Tuhaf hissettim şimdi, sanki zaman hiç geçmemiş gibi, tuhaf işte.

Akşam alışverişe çıktım, geldiğimde gece olmuştu, öyle yoruldum, öyle yoruldum ki, alışveriş beni hasta eden bir şey, bir kere daha anladım bunu. Sevdiklerime hediye alırken iyi hoş da, diğeri eziyet. Çok yorgunum şimdi, hemen yatağa gideceğim, sana yazayım öyle gideyim dedim.

Kitabın çizimleri Latif Demirci'den evet, onun için tanıdık sanırım.

Çok özlemişim seni Atze, iyi ki geldin. Sımsıkı sarılıyorum sana, ve hemen yatmaya gidiyorum. Yarın mesai var.;/