Cuma, Temmuz 29, 2011

bir günlük macera; Justine filmin sonunu değiştiriyor

(Rüya ve ben tatil yapıyoruz, ne anlıyorsak artık tatilden;p Yemek fotoları güzel çıkmayınca tatil fotoları her zaman işe yarar. Bir Yeni Zelanda atasözü)

 

 
(İlk parçayı yaşı olanlar bilir. Evet biraz yaşlandım;p Zamanında Martika diye hoş bir kadın şarkıcı vardı, onun aynı adlı albümünün ilk parçasıydı bu. Ben Gerede'de bunu çok dinlerdim. Hatta radyo programı yapmam teklif edilmişti, gece uyumamış açılış parçam ne olsun diye düşünmüştüm de bunda karar kılmıştım. Aslında biraz üzücü bir hikâye o, şimdi anlatmayayım. Taşranın boktanlığını da içeren sıkıcı eski günler işte. Neyse bu şarkı çok hoştur, dinleyin, dinlettirin. Alttakini ise zaten biliyorsunuz. Kıpır kıpır bir yaz parçası! hadi eller havaya! Radyocu olacak kızmışım aslında yaa;p) 
-------------
Nasıl başlayacağımı biliyorsunuz, onun için "sıcak, sıcak, sıcak" demeyeceğim bu yazıda. Farklı bir şeyler olsun hadi;
sabah uyandığımda odamda ifil ifil esen (buna efil efil de diyorlar, takılmayın, ya da ben takıntılıyım!) bir rüzgâr vardı. Evin serinliği beni kendime getirdi ve iştahla kahvaltı hazırlamaya başladım. Güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra günü verimli kullanmak için biraz elimdeki kitabı okudum, biraz gazetelerin köşe yazılarına baktım, biraz evi temizledim ve alışverişe çıktım. Güzel bir şarap almıştım, çok oldu tabii, anlatmışımdır. O şarabın yanına beyaz etle (tavuk, balık) bir şeyler yapmak istiyordum. Uzun süredir şarap içmedim, belki sarhoş bile olurum demiştim kendi kendime. Her neyse, yalnızım onun için ilginç tariflerimi deneyebiliyorum. Bu sefer yine aklımda öyle bir tarif vardı. Knorr tavuk çeşnilerini biliyorsunuzdur, onlara tavuk göğsünü koyup çok uğraşmamayı düşünmüştüm ilk önce, ama mutfağa girince akıl bir başka işliyor. Bir yaratıcılık, bir dahilik geliyor insana, bilmem neden;p Tavuk göğüslerini kuşbaşı kestirmiştim, yıkadım yıkadım yıkadım. Niye öyle yaptım bilmem, ama yaz (sıcak demedim!) insanı "başka bir deli" yapıyor. Taze sebze almıştım, kabak, biber, onları da doğrayıp fırın poşetindeki tavukların üstüne kattım. Tavukları koymuş muydum ki ben poşete, yoo hayır, neyse karışık tarif veriyorum, evde yalnız denemeyin siz yine de;p Sonra, soğanları halka halka doğradım, biraz zeytinyağı damlattım ve çeşniyi kattım. Ama tek çeşni katmadım, dağ kekikli-susamlı ve baharatlı-sarımsaklı çeşniden karışık kattım. İlla bozacağım ya bir şeyi. Pardon ne diyordum, unutun o son cümleyi, sonra işte 200 derecede önceden ısıttığım fırına sürdüm tavuğu. Mis gibi oldu, yanında buz gibi pembe şarabım, yoğurt sosum ve bol yeşillikli salatamla harika bir yemekti. Aferin bana.

Yok öyle olmadı işte. I ıh, gönül isterdi ama...

Hah ha, olaya bir de başka bir açıdan bakmaya ne dersiniz? Beter, kötü bir rüya görmüşüm, sabah kötü uyandım. Tekrar tekrar allahım gerçek değilmiş, gerçek değilmiş diye sayıklaya sayıklaya yeniden dalıyordum ki zil çaldı. Öfkeyle "kim o!" diye seslendim diyafona, "merdiven yıkama", dedi karşıdaki ses.  Mantıklı, apartmanın kapısını açtım, haydi tekrar yatağa. Bir yandan da düşünüyorum tabii, sanki apartmanda bir tek ben yaşıyorum, niye benim zilime basıyorsa, ne saçmalık, diye. Sinir içinde uyumuşum. Öğlen uyandığımda çok çok sıcaktı. Duş aldım kahvaltı filan yapacak hâlim yoktu, dışarıda yaparım dedim. Tesadüf Meloşlar da kahvaltı için dışarı çıkmışlar, buluştuk, çay içtik, lafladık biraz. Güzel bir şey oldu aslında, kısaca onu anlatayım; Rüya'ya oyuncak almak için bir dükkâna girdik, orada öylesine etrafa bakarken harika resimler gördüm. "A, bu resim ne kadar", dedim adama, çerçeveliydi ayrıca. Satıcı gülümseyerek -çok kibardı yalan yok-, "biz çerçeve satıyoruz aslında, resim değil", dedi. Çok hoşuma gitti bu, çok güldüm, "tamam tamam, resmi almayacaksınız haliyle, onu da veriyorsunuz değil mi, dedim. Şaşırdı, tabii veriyoruz, ama içine kendi fotoğraflarını koyuyorlar dedi. Böyle bir süre gülüştük. Evet, çok salak bir manzara gibi geliyor şimdi size, ama değil işte, çok toplumcu, çok pastoral bir şeydi yaşadığımız. Pastorali öylesine yazdım tamam, ama doğal, şirin bir şey yaşadık yahu;p Bu resim ünlü bir ressama ait değilse ben de Justine değilim dedim Meloş'a, inandı bana elbette. Ho ho, inanacak tabii resim kime aitmiş biliyor musunuz? Film burada kesilsin şimdilik, maatteessüf yazamayacağım, hediye çünkü. Aslında bu kadarını bile yazmak sürprizi bozdu ya, neyse. Hızla akşam yemeği kısmına geçeyim. Yemek fena değildi aslında, ama iki çeşni zaten tuzlu bir de ben ekstra tuz katmıştım doğradığım kabakların üstüne ve pul biber.  Eee, paketin üstünde baharatlı yazması kesmez türk insanını, o denemek, yaşamak ister;p Oh çok güzel denedim, zaten çok acılı yiyemem ben, yandım akşam akşam. Yanına güzelim şarabı açmışım, o yanmaya şarap olmadı, gittim şarap bardağını koydum mutfağa, buzdolabından buzzz gibi kolayı çıkardım, içine de bir sürü buz doldurdum ve işte o zaman harika oldu yemek;) Neymiş, her anlatılana inanmayın ve itiraf zamanını bekleyin, çünkü aksiyon orada gizlidir;p

 (Çektiğim fotoğraflar arasında en güzeli şarabın fotosuydu. Onu da ben yapmadım hah ha! Yok ya, cep telefonuyla ancak bu kadar oluyor, göz zevkinize de kıyamadım. Resmin ayarıyla oynamayınız lütfen)
------------
Şimdi şarabımı içiyorum, bu yazıyı yazarken uzun uzun telefon görüşmeleri yaptım, ara verdim. Biri C. ile o kısmı hızla geçelim. Onlardan birisi de Deyvo'ylaydı. Deyvo klima ve televizyon almaya karar vermiş, İstanbul'dayken başladı bana sormaya, sektirmeden her fırsatta soruyor. İlk önce normal karşıladım, Serap bir şey anlamaz netten alışverişten, annem de uğraşmak istemez, bana sorması normal tabii. Fakat, sonradan kıllandım hafiften. Hayır, perakende sektörü benden sorulurmuş gibi davranıyor. Bir de iyice bozulmuş türkçesi yanında ben olmayınca (hava atıyorum her fırsatta;p), anlamak zorlaşıyor böylelikle. Şöyle bir konuşma; "ben bakıyo canım, eee kısmet aslında (şans işi demek istiyor), araştırıyor, iş yerinden arkadaşım koyuyor nete (ne koyuyor anlamadım), sen Demirdöküm iyi demiştin sanıyorum, galiba." (yabancılar zarf, edat allah ne verdiyse artık, kullanıyorlar bol bol. cümleyi zenginleştiriyor, mantıklı aslında) vs. vs. böyle bir şeyler işte, "inşallah canım alacağım, teşekkürler, yarın. öptüm, iyi geceler byeeee", diyerek bitiriyoruz. Bunun bir de mail kısmı var, hayır hayır onu şimdi lütfen geçelim;p Bunu neden anlattım, bu yazı böyle çorbaysa bunda en büyük suç Deyvo'nun, sonra C.'nin, sonra benim, sonra sizin, ne diyorum ben yahu! Tanrı devlete, millete zeval vermesin diye cami duası gibi bitireyim en iyisi;p

10 yorum:

Atze dedi ki...

Ahhaaayallah justine, :D

Yazının neş'esiyle yaptığım giriş duyguma son veriyor, ilk paragrafın ciddiyetiyle devam ediyorum efenim. Niçin şimdi de radyo programı yapmayı düşünmüyorsunuz? Belli saatlerde başında bulunmanız gerekmeyen, ses kaydı yollayarak bile program sunabileceğiniz radyolar mevcut. Bir düşünmez miydiniz hanım kız Justine?

Çerçeve, sadece alınış anısıyla bile çok güzel. :)

Son konuya sırıtarak geçeyim. :))Bak yazsam aynı benim de böyle olur yemek yazılarım. Tabukları koymuş muydum torbaya, neyi torbadaki tavuğun üstüne kattım, ben de anlamam. Bence güzel tarif. Hazır baharatları azaltsak, ayrıca tuz koymasak bence harika olur. Roze şarabıyla kremalı, körili tavuk gider ne dersin? Ya da julien kesilmiş tavuk göğsüne bir çay kaşığı bal, soya sosu ve zeytinyağında on beş yirmi dakika kadar bekletsek, yağ mağ koyma tavaya, marine ettiğin harçla birlikte atsak tavaya... saat üçe çeyrek var, burada keseyim yoksa mutfağa gideceğimdir heralde, galiba, sanırsam.

:)Sevgimle.

justine dedi ki...

Hah ha, iyiydi bu;) Ama benden radyocu olmaz canım, bak hâlâ Martika filan diyorum;p
Hangi çerçeve güzel, şarap değil mi?;/ (yine söylüyorum, bu işaret tam benlik!)

Olsun, sen yaz da öyle olsun, ben denerim o tarifleri, belli mi olur belki iyi bir yemek çıkar ortaya.

Sana, Kırçiçeği'nde (orada oturmuştuk ve ben çok seviyorum orayı. temiz, şık, tam istediğim pideci işte) yediğim salatanın malzemelerini yazmayı unutmuştum. Aslında bilmiyorum malzemelerini ama resmini buldum nette.

http://www.anadolugurme.com/wp-content/uploads/2010/06/kir_cicegi_penirli_ege_salatasi.jpg

Benim yediğim daha güzeldi elbette(!) ve öyle çok nar ekşisi dökmüştüm ki, o günden sonra, o civarda nar ekşisi yokluğu yaşandı;p Adı da "Peynirli Ege Salatası" imiş. Mis mis!

Şimdi bir şeyler hazırladım yemek için; kekikli, zeytinli peynir koydum tabağa (markette buldum ve kaptım!), içtiğim şarabın yanına (şaraba devam, yavaş gidiyorum yine de, ikinci bardaktayım) ve akşamki yemekten azıcık mikrodalgada ısıttım, bir de yeşil zeytin, onun için misler havada uçuşuyor;)

Filme bir saat önce başlayacaktım güya!

Öpüyorum seni.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Okuduğum en güzel çorbaydı :)En çok da şuna güldüm: "beyaz etle (tavuk, balık)" Burada ki parantez ile biz okuyuculara yapılan muamele hayata küsme ve yaşamı tekrar sorgulamama (ne abartı ama) sebep olan National Geographic belgesellerinde insanı dumura uğratan o anlara benzemiş biraz. İzlemişsindir: "Dünya yuvarlaktır hadi bir örnekle açıklayalım: bla bla bla...., Bu patlama şu kadar atom bombası gücündedir. Bir örnekle açıklayalım; bla bla bla...., Okyanusların %5 ine hakimiz bilgi olarak hadi bir örnekle açıklayalım; bla bla bla...."
o bla bla bölümleri de senin beyaz ete açtığın tavuk, balık parantezine benzer ve insan sinir olur. Senin parantezin güldürüyor ama bu farkla. Şaka bir yana çok güzel bir yazı olmuş. Canlı, hoş...
Sevgiyle...

justine dedi ki...

A, hiç fark etmemişim Vuslat, iyi yakalamışsın ama;) Çok komik olmuş gerçekten, ben yazarken konuşurmuş gibi kaptırıp gidiyorum, ve siz aciz okuyuculara (ho ho) her şeyi anlatmak istiyorum tabii;p

Teşekkürler canım, sevgiler.

Clea dedi ki...

o çerçeve kime alınıyor sayın bayan?

yazıdan anladığı bir tek buymuş di mi:p canım benim ben çok sevdim bu yazını ilk versiyona da pek sevinmiştim, oh kız keyif yapıyor işte demiştim gerçi diğeri de fena değilmiş, kötü başlamış ama.ben de dün yazı girecektim ama bitiremedim, uzun sürdü. artık çok az zamanım var, yakında yani pazartesiden itibaren hiç olmayacak. üzülüyorum ya, çalışmak bana göre değil sanırım, bugün cuma değil mi? sayısal oynayayım bari...

justine dedi ki...

Çerçeveyi unut, resim o!;p Hah ha, ya C.'ye ya da sanadır işte, niye olayları zorluyorsun hayatım? Zaten yaptım bir hata, yazıverdim dün buraya. Neyse, sürpriz şu olsun; acaba hanginize!?;p

Dün devamlı baktım, yazdın mı diye, artık kumanda paneline bile güvenmiyorum, öyle bir merak. Yoğun çalışmaya başlayacağın için üzülüyorum canım, keşke hep ofiste çalışsanız, şimdi olduğu gibi. Neyse, dur ben de loto oynayayım. Eve getirirler mi acaba kuponları burada doldursam, hiç çıkamayacağım şimdi;p

metin dedi ki...

bende saatlerce kafa patlatıp izin yzıyorum.
belkide banadır.
kesin banadır.:-))

justine dedi ki...

İstediğin çerçeve olsun Metinciğim, sen nöbet listesini güzelce ayarla önce. Amaaan istersen ayarlama, ben bu ay yokum ki, benden sonra tufan!;p

Önce yorum yazıp sonra telefonla yorumunu haber verdiğin için blog okuyucuları arasında özel bir yerin var canım, yalnız o "de"ler ayrılacak! Hah ha, radyoloji departmanının redaktörü konuşuyor, takıntılıyım da biraz.

Adsız dedi ki...

Ya canım Justine!
Ne yazarsan yaz, su gibi okunuyor işte. Kızım sürekli güzel, mis (tuzlu olsa da!) yemekler yapıyorsun, canım istiyor. Kolaycacık görünüyor ama benim kafam karışıyor bu modern yemeklerde. Anneme çekmişim ben, klasik takılıyorum. Misal bugün zeytinyağlı bamya ve tavuklu pilav vardı akşam menüsünde. Tamam güzeldi ama senin anlattığın kadar değil. Üstelik tavuğu da çok sevmem. Böyleyim işte, sevmem derim ama yerim ben, hem de afiyetle!
serap

justine dedi ki...

Canım, ben senin klasik yemeklerine bayılıyorum.
Peki Deyvo işine ne diyorsun?;p Aldı mı klima ve tv'yi?

Yarın nöbet var, hiç ama hiç uykum yok. Bu akşam doğru dürüst bir şey de yemedim. Şu geceyi bir atlatsam, yarın ola hayrola;)

Annemi, Liliş'i, Deyvo'yu ve seni çok çok öpüyorum.