Perşembe, Mart 14, 2013

sen beni ne güzel biliyorsun



İnançlı biriyle inanmayı konuşmak, işte bu insanın başına gelecek en zor birkaç şeyden biridir. İnancın kendisi üzerine konuşmak bile oldukça zorken; onun nesnesi, hatta öznesinin yanında konuşmak, ya da kırmadan konuşmak mümkün değildir. Bu artık bir doğruluk, gerçeklik meselesi değildir. Yapısal olarak benzese, hatta bundan ibaret olsa da; kanaat meselesi de değildir. Artık o kuruluş itibariyle bir hakikat, varlığı anlamlandırma tarzıdır. Artık bir fikri yanlışlamak, o fikri yanlışlamak anlamına gelmez. Bir varoluş türünü reddetmek anlamına gelir. Bu epistemik bir tartışma değildir, ontolojik bir meseledir.

Üstelik inanç, kendi varlığını kendinden kurar. Kanıtın yokluğu, inancın tamlığının kanıtıdır. O delilleri azalttıkça kendini mükemmelleştirir. Çünkü delillerin çürüme ihtimali her zaman vardır. İsa’ya inanır Thomas örneğin, çünkü sevgisini kalbimize koymuştur. Bundan sonra delil aradıkça, inancımız yerine şüphemiz artar. ‘Haktan ırak bir nesne yok, gözsüzlere pinhan imiş’ der Mısrî. İnanç, gerçekliği yeniden kurar. Onun içinde ne kadar korku varsa, en az o kadar da ümit vardır.

İnanç bize mükemmel olmayanı mükemmel görmeyi, hatta mükemmel olmasını istemeyi öğretir. Kusurlu bir şeyi, yüce bir şey gibi sahiplenemeyiz. Çoğu kez bu denli güçlü değiliz. Şizofren bir çobanı sevmek kimin işine yarar ki? Bu dünyanın kaba gerçekliğine kim göğsünü gerebilir ya da? Gücü yetse bile, kim biricik ömrünü böyle sessiz ve kederli yaşayabilir? Bir hakikat yoktur, fakat bir hakikati kurmak gerekir. Masanın masalığına varana kadar kurmak gerekir. Bizim dünyayla tek insani irtibatımız budur. Birbirimizle de öyle. Şeylerin kütleler, hacimler, zamanlardan başkaca bir şey ifade ettiği tek an bu.

Sana inanıyorum ben, en az masanın masa olduğuna inandığım kadar inanıyorum. Güzel atomlara, doğum günlerine inanmanın da, ancak böyle mümkün olduğunu biliyorum. Senin de bilmeni, inanmanı istiyorum. Her türlü nedensellikten şüphe edebiliriz, zihnimizin buna hakkı vardır. Ama bu şüpheyle yaşamaya hakkımız yok.
14 milyar yaşında bir evrenin ölçüme gelmez küçüklükte bir parçası olarak başka bir zihinde önemsendiğini bilmek, bak, bu insanın başını döndüren, çok tuhaf bir şey. Keşke yalnız bunun için’lere eklerim ben bunu, tartışmam!

Senin,
C.   (14 mart 2013)

 " 

----------------------
Bir mektubumda sana ve aslında kendime sormuştum, hatırlarsın; "... birebir eşleşmediğin, korkulara kapı açan, hiçbir gelecek tahayyülü olmayan, özel günleri bilmeyen, konuşması gereken yerde hep susan, bazen çok derinden vuran, acıtan cümleler kuran, her şeyi bir yana bırak, yan yan, tıpkı bir yengeç gibi yürüyen biriyle neden beraber olur bir insan? gerçekten deli miyiz yoksa biz?..." diye.  Cevap inanmakta saklıymış; sen beni ne güzel biliyorsun.

Bu güzel mektubun yorum kısmında kalmasın, burada, tam gözümün önünde dursun, kalbim dua gibi tekrarlasın cümlelerini. Bir tek o duaya inanayım, yeter. 

21 yorum:

Buket dedi ki...

bunun üzerine ne denir ki!

Ebru dedi ki...

ne güzelsiniz siz.....

TOLGA dedi ki...

çok yakışıyorsunuz, imrendim doğrusu:)

tıp bayramınızı da kutlarım.
sevgiyle.

justine dedi ki...

Buket, Ebru, teşekkürler. Beyefendi susuyor, ben onun yerine de teşekkür edeyim;p

Tolga, çok tatlısın ama imrenilecek bir şey yok, hem anlattığın bir sevgilin vardı diye hatırlıyorum sanki? Hmmm boş ver yoksa da yoktur, nedir yani?;) Sağol sen de.

Must. dedi ki...

Gördün mü bak, korkacak bir şey yokmuş. Bu metnin üstüne korkuyu unut bence :)

Adsız dedi ki...

arkadaşlar, çok teşekkür ederim. ancak bakabildim.

C.

Yola Tek Çıkarım dedi ki...

Ne güzelsiniz demek geldi içimden sadece:)

justine dedi ki...

Ben çok duygulanıyorum böyle yorumlar gelince, ya yaşlandım, ya iyice naifleştim ya da giderek deliriyorum;)
Çok sağolun, o sizin güzelliğiniz inanın, diğer arkadaşlar için de aynı şeyi söylemeliyim; siz güzel bakıyorsunuz.
Sevgiler.

alkım dedi ki...

justine,
çok güzel bir fotoğraf bu! epey yorucu bir günün sonunda uğradım buraya ama ses vermeden gitmek istemedim. ne dokunaklı bir yazı.
çok güzelsiniz gerçekten:)

justine dedi ki...

Alkım, canım benim;)

justine dedi ki...

Sevgili Anton Çekov, bu tür yazışmalar çoook uzun süredir umuma açık; yazarların, çizerlerin ve hatta senin benim gibi sıradan kişilerin mektupları, notları basılıyor, yayımlanıyor ve dileyen de bunları okuyor. Burası benim alanım; hadi günlük diyelim adına, kolay olsun anlamanız, hâl böyleyken istediğim yazıyı, istediğim şekilde koyarım bloğuma. Yorumunuzdan beni tanıdığınızı düşünüyorum, son yazılar keyfinizi kaçırdıysa bundan sonra bloğu takip etmemenizi dilemekten başka çarem kalmıyor.

Hmmm, yorumunuzu yayınlamama nedenime gelirsek; dedim ya burası kafamı dağıttığım, keyifli vakit geçirdiğim bir yer, sizin satirik ve anlamsız fikirlerinizin gözümün önünde olmasına gerek yok. Sildim gitti.

Hoşça ve iyilikle kalın.

N.Narda dedi ki...

soru çok yakın, cevap çok güzel, özellikle ilk iki paragraf...

barış okumuşlar dedi ki...

deneme bakımından cidden tartışılcak bir yanı yok. harika yazmışsınız. Fakat epistemolojik yönüne gelince de biraz duraksıyor insan.

Clea dedi ki...

sizin birbirinize karşı olan sözlerinizde sitem, özlem, umut, uzaklık, anlayış, kaygı, sorular, cevaplar, her şey var, tıpkı aşk gibi:-) ne güzel bu satırları paylaşmak, okumak. çok seviyorum sizi, öpüyorum çok!

yakup dedi ki...

ne güzel yazmışsınız efendim.

zerka dedi ki...

bi an sayfana ulaşamayınca endişelendim, neyse ki her şey yolundaymış, benim bağlantımla ilgiliydi herhalde sorun.
ne güzel bir mektup bu, senin sorun da öyle, üstüne ne desem fazlalık olacak sanki, susmam gereken yerde susayım öyleyse:)
çok sevgiler.

justine dedi ki...

N. Narda, ne güzel seni burada görmek, bloğunu çok eskiden beri biliyor, okuyorum. Sevindim sesini duyunca.

Barış Okumuşlar, Yakup hoşgeldiniz, sağolun.

Güzel kalpli Zerka, canım benim. Öpüyorum seni.

Hey Poliş, güzel, tatlı, harika kardeşim, çok çok yakında oralarda olacağım. Üzüntüler, sıkıntılar her şey bitsin lütfen, ben seninle türlü saçmalığın muhabbetini yapayım, şarap içelim, film seyredelim. Hemen zaman geçsin, hemen. Çok özledim.

Adsız dedi ki...

"senin c." mi? çok çok özenti. böyk.

justine dedi ki...

Sizin tarzınızın ise, çok kendine özgü, size has olduğunu anlıyorum yorumunuzdan, özellikle bitiriş kusursuz olmuş. Elbette biraz ergence ama ne fark eder, o kadar kusur kadı kızında da olur, böyle devam edin.

Elektra dedi ki...

Böyle bir burnum falan sızladı benim kuzum, gözlerim de kaşındı mı ne? Alrjik bir bünyem mi var acaba? daha çok sulandıramayacağım, ağlamaya gidiyorum.

justine dedi ki...

Hadi şimdi;p