Çarşamba, Eylül 07, 2011

şarkılı türkülü günlerden...


Elden ne gelir? Yaşamamız gerekiyor! Yaşayacağız Vanya Dayı! Biz, daha ne çok uzun günler, geceler göreceğiz; alnımıza yazılan çilemizi sabırla çekeceğiz; şimdi de, ihtiyarladığımız zaman da başkaları için didineceğiz, hiç durmayacağız; vaktimiz gelince, sessizce öleceğiz ve mezarımızda, öbür dünyada, biz çile çektik, gözyaşı döktük, acı günler yaşadık diyeceğiz; o zaman tanrı bize acıyacak, seninle ben dayıcığım, sevgili dayıcığım, daha aydınlık, daha hoş, rahat, güzel günler göreceğiz. Mutlu olacağız.... Şimdiki sıkıntılı günlerimizi gönül rahatlığı içinde hatırlayıp gülümseyeceğiz ve biz dinleneceğiz. Buna inanıyorum dayıcığım ben, büyük bir coşkuyla, sonsuz bir sevgiyle hem de...
Biz dinleneceğiz!

Vanya Dayı/a. Çehov

Ben Vanya Dayı oyununu severim. Çehov'u zaten severim, ince, sessiz, rüzgârlıdır sözcükleri. Yine de şiddetli değildir esintisi, saçınız başınız dağılmaz, okuyup güzelce uyursunuz. Geçen nöbette böyle dedim; hastalar neredeyse ("handiyse" yazıp sildim, ağır geldi o sözcük, ki kullanırım ben onu allahallah ne tuhaf işler bu işler!) koşarak geliyorlardı servise, aman yavaş dedim, saçınız başınız dağılmasın, güldük öyle. Şimdi Çehov için de söyleyince bir tuhaf oldu. Neyse... Bu kadar dertliyim ama gülüp duruyorum kendime. Yukarıdaki alıntıyı yazarken bile güldüm, ne saçma bir klasiğe gülünür mü hiç?;p Olympos'ta (biraz daha dayanın, azalarak bitecektir tatil anılarım) Serap'la bir türkü takıldı dilimize. Bir o söylüyor bir ben; tanrıdan dileğim..... (buralar kayıp) bir kara kaşın bir kara gözün değer dünya malına vs. vs. Sözlerini de bilmiyoruz tam, yarım yamalak bir heyecanla başlayıp susuyoruz. Ablam bir havalarda tabii, sesinin güzel olduğunu düşünüyor ya (hah ha tamam kötü değil sesi, bana ne), sözlerini biliyor musun, bana hatırlat söyleyeyim diyor. Vayyy, o söyleyecekmiş. Beteriz dediysek, o kadar da demedik, bizim de bir gururumuz var icabında. Ne oldu peki, Serapcığım gitti ve C. geldi (al birini vur ötekine, bu da müzisyen). Şarkı mı türkü mü her neyse, hâlâ dilimde benim. Yılmıyorum söylemeye çalışıyorum, kıyıda köşede. Banyoya giriyor, başlıyorum; bir kara kaşın..., içeriden yavaş yavaş bir mırıltı geliyor, ton filan verilmiş, havalı bir sesle; değer dünya malına. Yok ya! Ben bilmiyordum sanki;p

Postaneye gidip geleyim, dönünce size kendi sesimden bir kayıt... Hah ha, şaka şaka korkmayın, henüz o derece zalim değilim. Hem tanrı zalimleri sevmez;)

(Bu güzel yazının aynı güzellikte bir fotosu olmalıydı elbet;p Burada Justine'i sefahat günlerinde görüyorsunuz. Yazık o da bilmiyordu tabii, kötü haberlerin dönüşünü beklediğini. Yoksa böyle sırıtır mıydı yahu!? A, postane kapanacak, kaçtım ben.)
----------------------------
p.s.: Ben aslında sıvılarla (vücut sıvıları) ilgili bir şey yazmaya oturmuştum buraya. Hastaların, sağlıklı insanların ve aslında katı ile sıvının farkını düşünüyordum. Hay allah, neye niyet neye kısmet. Ne yapalım, oldu bir kere.

11 yorum:

Buket dedi ki...

justine, hoşgeldin..ne kadar güzeldir vanya dayı, ben de çok severim.kötü haberlerden bahsediyorsun ,umarım geçici bir durumdur...

endiseliperi dedi ki...

içmişsin, justine. handiyse sarhoşsun;P fotoğrafta diyorum.
ben yukardaki fotoğrafı çok sevdim. üzülmüş de gözlerini mi siliyor dediydim ilk baktığımda. sonra seni düşündüm ve anladım ki telefonla konuşuyorsun:)

bence vuslat'ın yaptığı gibi şarkı kaydedip yayınlamalıyız. ben ajda pekkan'dan söylerim. hiiiç aklımda değilken, gözlerinle karşılaştım birden...şarkısını. bana bir şarkı söyle demesinler, aklıma ilk ajda gelir valla:)

şenay izne ayrıldı dedi ki...

ahhh, parantez içleri ve postaneye yetişmeler. ne güzel şeyler. güzel demişken, yazıda da geçtiği için "güzel şeyler güzel insanların olmalı" yazıyordu okuduğum kitapta, bahsetmesem olmaz. ne güzel. aa, gene güzel.
sevgililer;
hamiş 1 : hastalara yapılan espiriye sesli gülümsedim.
hamiş 2 : ben hamiş yapıyorum, siz p.s.

justine dedi ki...

Teşekkür ederim Buket, geçer herhalde. Bakalım.

p.s.: Şu pratik, şeftalili pastana bayıldım, aklıma geldi şimdi eline sağlık. En yakın zamanda yapacağım ben de.

justine dedi ki...

Evet evet içmiştim orada Peri, ama sarhoş değildim çok affedersin;) Sarhoşlar neden özür dileyip dururlar, konuşmalarının arasında?;p
Header fotosundan bahsediyorsun değil mi, evet kesin telefonla konuşuyorum orada, haklısın.

Sen Ajda söylersin, ben "bir kara kaşın bir kara gözün" türküsünü. Valla takıldım kaldım ben o türküde, fena oturmuş içime, ağız tadıyla söyletmediler ya;)

Bizden ve tüm sohbetten bağımsız soruyorum, beyaz türklerin bu hastalıklı Ajda sevgisini ne yapacağız allasen?;p Hem C. hem de Serap'la konuştuk bu işi, gayler de öyle onlar da çok seviyor Ajda'yı, niye ki acaba? Bana dert oldu bu, gece gece allahallah!

justine dedi ki...

Sen de güzelsin Şenay. Hem güzel, hem akıllı hem de komiksin ayrıca, hayranınım.

p.s.1: Senin hamiş yazmana bayılıyorum, Poliş de hamişçidir. (hamişçi ne ya?!)
p.s.2: Hastaların kayıtı hızla geçip, koşarak röntgene dalmalarını görsen, gülümsemekle kalmazdın canım. Acil bir durum da yoktu ayrıca.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

"Tanrıdan diledim"... Bu şarkıyla bir kaç sene önce tanıştım. (türkü demem gerekiyordu değil mi) bir ara kimi görsem bana bu parçayı çalıp söylememi istemeye başladı. Hangi dost sofrasına gitsem, rakılar çiftlendi mi millet hadi hocam be çal şunu derlerdi. O ara öğrendim ki "Kurtlar Vadisi" denen garabette çalmış bir kaç kez ondan öğrenmiş millet de... İnat değil mi ne öğrendim ne de çaldım. Hala da bilmem ne söylemesini ne de çalmasını, aslında duydum sağda solda söyleyebilirim ya yine de inat oldu bir kere...
Ama bu bir kaç yıl önceyde, belki de daha uzun. Artık her şeyi anlatırken bir kaç yıl diyorum ama düşününce bazen o bir kaç yıl diye tasnif ettiğim şeyin on bazen on beş yıl önceye denk geldiğini de hayretle fark ediyorum.
Her neyse;
Çehov benim de favorimdir. Ama sende farklı olarak onu oldukça sert ve güçlü bulurum... Yazınında ki eleştiri oturtuverir insanı çoğu yerde. Ha belki popüler ağızla slogan atmıyor ama zaten hafif olan da o değil mi zaten? Onun oyunlarından bir kaç yıl(!) önce sergilemiş olduklarımdan da var.
Bu arada perinin fikri çok hoş bence; neden bir kaç şarkı kaydı paylaşmıyorsunuz? Güzel olabilir... Hem sesinizi de duymuş oluruz... Sevgili peri'nin yalnızca kahkahasına denk geldim. Ama gerçek sesini duyamadım. Hem sesler bazen yazının kendisinden çok şey anlatır derler (Yalana bak!)
Bizim beyaz Türk diyerek olgulaştırdıklarımız genellikle aileleri Cumhuriyet döneminin burjuva kimliğine sarılmış küçük bürokratları, memurları olan, yine böyle olmasa da bir kuşak öncesi yahut bizzat kendisi bir biçimi ile orta sınıf yahut daha üstü bir burjuva kategorisine yerleşerek bir önce saydığım Türk Burjuvazisine öykünmüş insanlar değil mi sonuçta. Bu insanlar kendi dönemlerinde İngilizce Fransızca hafif pop dinlerler plaklar oluştururlar, biraz daha ileri gidenler Jazz ve Blues'da alırlardı solukları, bu ekolü Türkiye de en güçlü taşıyan insan ise Pekkan oldu. Önce Ecnebi parçaları olduğu gibi Türkçe sözlerle söyleyerek, daha sonra da benzer biçimde bestelenmiş türkçe parçaları yorumlayarak bu insanlarla ortak bir kültürde buluştu. Benim tahminim budur genel ve kaba biçimi ile sebebi...
Ayrıca yine Ajda yetmişli yılların o modern avrupalı Türk kimliğinin kalan belki de son temsilcisi... Daha sonra Özal ile başlayan süreçte Arabesk Fantazi'nin öne çıkarılması, işte bu biziz gerisi hikaye kavramı ile Türk kültürünün görece yeniden inşası sonucunda aslında yine de biz olmayan ama kolay yutulur bir müzik anlayışından sonra eskileri hatırlayanlar için ajda heykel gibi dikilmektedir karşımızda...
Öyle işte...
Amaaannnn eskilerden kim kaldı ki zaten bir ben bir de Safiye Ayla... diyor ve bu kötü ötesi espri ile bitiriyorum efendim... :)
Sevgiyle...

justine dedi ki...

Espriye güldüm, iyiydi;)
Nöbet yoğun Vuslat, bir ara fırsat bulursam cevap yazacağım, olmadı yarın.
Şimdilik hoşçakal.

justine dedi ki...

Günaydın Vuslat.
Nöbetten geldim, duş alıp hemen yatma rutinimi değiştiriyorum bugün. Çay koydum! Şimdi duştan çıktım ve bir terslik olmazsa kahvaltı yapacağım.

Ben, bahsettiğin diziyi seyretmedim ama senin neden inat ettiğine dair olumsuz bir ön yargım var diziye karşı. Haklısın. Türkü güzel tabii, tüm dizilerden bağımsız olarak güzel üstelik.

Çehov için yumuşak ve güçsüz demedim canım, delirtme sabah sabah beni!;p (Şaka yapıyorum Vuslat, alınma sakın.) Çehov'un öykülerinin etkisi bence de güçlüdür fakat bu onun dilinin ince, sessiz ve rüzgârlı olma gerçeğini değiştirmez. Bana göre böyle elbette. Çehov hiçbir zaman bas bas bağırmaz. Çok severim ben onun sakin dilini.

Beyaz Türkler ve Ajda sevgisiyle ilgili yaptığın açıklama gayet mantıklı, tatmin oldum ben. Bir sorum daha açıklığa kavuştu, artık ölsem de gam yemem;)

A, çok uykum geldi, hay allah! Çay demlenmiştir, kalkıp kahvaltı hazırlayayım ben. Duş işe yaramadı, uyku geldi mi kimse durduramıyor valla.

Sevgiler çok.

p.s.: Peri'yle belki de bir grup kurarız, ben keman çalarım, o Ajda söyler, arada türkü çığırtırız vs. vs. Sen de dinlemeye gelirsin bizi, ne dersin fena fikir değil sanki?;p

Adsız dedi ki...

Canım benim,
Böyle sessiz kalmamalıydım biliyorum. Seninle güzel ve bol gülmeli bir tatil geçirdim. Bittiğinde, İstanbul'a eve döndüğümde o kadar tuhaf hissettim ki. Senin o şıngırtılı, her şeyin güzel olduğunun altını çizen sesini ve şakalarını duymaya alışmışım yedi günde. Bir sessizlik oldu, bir sıkıntı. Şimdi daha iyiyim. Ne de olsa kardeşiz ve biz birbirimizi hep göreceğiz, ben senin sesini hep işiteceğim. İstanbul'a döndükten hemen sonra canım, Ankara'ya gitmem gerekti. İyi bir iş teklifini reddettim, biraz üzüldüm, koşullar elvermiyordu, iş Ankara'daydı vs., vs...Neyse geçelim. Bu arada sesim iyidir canım, tescilli değil gerçi yarışmalarla falan ama en azından müzikle ilgilenen bazı ortak arkadaşlarımız onayladığına göre:)) Koysaydın ya şuraya o güzel türküyü! Sen koymadın ama ben Lilişka'yla dinledim, şarkıya güzel sesimle eşlik bile ettim. Çektiğim ne güzel fotoğrafların var, birkaçını daha görmek isteriz bu güzel blogta. Telefonla konuşurken olmayanları da var:))
Sarıldım, öptüm Justine.
serap

justine dedi ki...

Aynı şeyi, sen Olympos'tan gidince ben de hissettim. Hatta ben biraz abarttım, neredeyse "kalmayalım burada", diyecektim, düşün o kadar. Akşam nasıl sinir bozucu bir hüzün çökmüştü üzerime bir bilsen. Biraz da uyumuştuk ya, akşam yemeğine kadar, tuhaf oldum işte.
Neyse, geçti bitti;) Güzel bir tatildi, tekrar yapalım;p

Çok sarıldım canım.

p.s.: O türkü yazıyı yazarken bende yoktu, sonra indirdim ama geç olmuştu. Liliş türkü dinledi demek, neler oluyor tanrım!;p