Çarşamba, Aralık 21, 2011

dut ağacının gölgesinde kutlama; 35!

The Mulberry Tree/Van Gogh  (Saint-Rémy-1889)

"...Hastaydım da tabii, ama cesaret gösteremedim. Sonra, bu krizlerin acısıyla karşı karşıya kalınca çok da korkuyorum; yeniden gösterdiğim çabanın biraz önce söylediğimden değişik bir şey olup olmadığını bilmiyorum; dedim ya, kendimi öldürmeye kalkmış, derken suyun çok soğuk olduğunu fark edince kıyıya ulaşmak için çırpınmaya koyulan biri gibiyim..."

                                                               Theo'ya Mektuplar/Vincent Van Gogh (çev: Pınar Kür) 



Van Gogh, bu dut ağacını akıl hastanesi yıllarında yapmış. Bilirsiniz, ressamların böyle dönemleri vardır, akıl hastanesinde yatarken yapmış denmez de dönemlere ayırırlar hayatlarını; akıl hastanesi yılları, gençlik yılları, Paris dönemi vs. vs. Belki bu maddeleme ve karikatürize etme alışkanlığı yüzünden insanüstü varlıklar gibi görünüyorlar çoğu zaman, tuhaf bu. Bu akşam koltuğumda yorgun yorgun otururken, onun Theo'ya yazdığı mektupları okudum, kardeşine. Öyle dokunaklıydı ki cümleleri; delirdiğini, yaşarken çok zorluk çektiğini ve acı ölümünü bilmesem bile onun kırgın dilini hissederdim. Bir mektubun ona nasıl iyi geldiğini, hastalıktan korktuğunu, yıldızlı açık gecelere bayıldığını, meyve bahçelerini çizmeyi çok sevdiğini, açık havada, gökyüzüne saatlerce keyifle baktığını ve diğer her şeyi sevinçli, kaygılı, insan cümlelerinden anlardım. 


Kelimelerden çoğu zaman korksam da, yazıya hâlâ güveniyorum.


Meyve ağaçlarını çizmeyi çok seviyor, gözlerimi kapattım onun dut ağacı resmini düşündüm. "Ah gül! hastasın sen/uğuldayan fırtınada/gecede uçan/görünmez böcek"* Eskiden kocaman bir örtüyle altında meyvesini toplamaya çalıştığımız dut ağacıyla yer değiştirdi görüntü. Eski şarkılar, eski anılar, eski gülüşler, hepsi o kocaman ağacın etrafında toplandı. Yaşamak nasıl da "sıkı"dır, önünde açılır, açılır, açılır kocaman bir resim. Dut ağacı verimli bir ağaç, yaprağıyla ipek böceklerini, meyvesiyle insanları doyuruyor. Bu bilgileri o ağaca bakarken koyamazsın herhangi bir yere. Bir türlü olmaz, senin geçmişin dağıtır resmi, "artık yıllar" düşer beynine. Ne güzel, ne kötü. 

Bu resme bakmayı çok seviyorum. Renklerinde dağılıp duruyorum. Ama diyorum, iyi ki bu resmi görecek kadar yaşadım, iyi bir şey bu. Her güzel şeyle karşılaştığımda bunu yaparım ben. İyi ki gördüm, iyi ki baktım, iyi ki okudum. Oyunlarla yaşamak, böyle bir şey, bilen bilir.

Otuz beş, oldum sanırım. Korkutucu bir sayı, yolun yarısı diye adı çıkmış bir kere;) Kanmayacağım bu reklama tabii, şimdilik güzel güzel geçinip gitmeyi düşünüyorum, bakalım ileride ne olur? Bugün yorucu bir gündü, tüm gün dışarıdaydım. Sonra yukarıdaki şarkıyı dinledim, mektupları okudum, biraz kendime geldim. Şimdi güzel bir film seyretmeli, ama hangisi hangisi? İşte oyun dediğim tam da bu;p
-------------------------------------------

*William Blake/hasta gül-Masumiyet ve Deneyim Şarkıları

49 yorum:

endiseliperi dedi ki...

mutlu yıllar, sevgili justine. 35 iyidir. bana sınır duygusu vermemişti. umarım her şey gönlünce olur yeni yaşında. ben siteye bir film koydum, eğer başlamadıysan seveceğini umduğum bir film. bugün sinemada daniel craig'li versiyonunun fragmanını izledim. o da fena değil sanırım.

sevgiler.

Clea dedi ki...

ister baston tutan nineler gibi olalım yine de bunu söylemekten vazgeçmeyeceğim; iyi ki doğdun! iyi ki varsın sen canım, benim ruhumsun, dertli serçem, neşeli muhabbet kuşumusun. sen olmazsan ben bir hiçim, o kadar iyi biliyorum ki bunu. seni seviyorum, çok ama çok!

hamiş: son cümleyi lili'nin abartışıyla söyledim, çok ama çok çok:p

Hayal Kahvem dedi ki...

35 şahane bir yaş Justine:)

Siz tam yaşınızın kadınısınız üstelik. Müthişsiniz:))

Hey, bloğun rengi mi değişti?
Sarı değil miydi:))

Gelin biraz güldürmeyi deneyeyim sizi... Dutlu bir deyimle geyik çevirelim ne dersiniz?

http://hayalkahvem.blogspot.com/2011/06/kahve-molas-bir-deyimle-geyik-vaziyetim.html

justine dedi ki...

Peri,
son mektuplaşmamızdaki kaba ve kırıcı tavrından sonra bu yorumu neden gönderdiğini anlamadım. Farklı ruh hâlleri içinde olduğumuzu ikimiz de kabul etmiştik, ötesine gerek yok artık. Teşekkürler, hoşçakal.

justine dedi ki...

Poliş, canım;)

Söylediğin her şey benim için de geçerli Polişka, seni çok seviyorum canım kardeşim.

Sen hamiş seversin: Tek bir harf fazlası nelere yol açmış bak, soru eki gibi olmuş ve ayrılması lüzum gelmiş;p

Çok sarıldım, öptüm.

justine dedi ki...

Hayalkahvem, teşekkürler;)

Hemen okuyacağım verdiğin linki. Bu arada buranın sarısı başka sarı, Gogh sarısı derler ya ondan. Çok söyledim bu lafı, iyi geyik oldu ama ne yapayım Gogh yazısına da pek yakıştı, hüzünlü sarı;p

Sarılıyorum, hoşçakal.

justine dedi ki...

A, Hayalkahvem, şu linki verecektim kaynadı arada. Sarıdan bahsetmişken, bir önceki doğum günü yazım şurada;

http://sarikent.blogspot.com/2010/12/uzun-karanlk-gece-ama-bak-dogmusum.html

Ne sarıymış yahu! Komedi;)

şenay izne ayrıldı dedi ki...

35 miii? çok korkunnnççççç...
hamiş : tabii ki de çok kutlu olsun, ama işin gerçekten zor :) hoohoooo.

Adsız dedi ki...

Sevgili Justine,

Kızgınlığı bırak kırgınlık bile ağır yük...

Bunu sen de biliyorsun...

Bence, sarıldım, kocaman ve hep sevgiyle.... cümlelerinden, ötesine gerek yok cümlesine bu kadar keskin ve bu kadar ortalıkta geçmek yapanı da maruz kalanı da şimdi olmasa bile mutlaka zaman içinde üzer, hem de çok....

Konuyu hiç bilmiyorum belki bunları yazarak haddimi de bilmiyorum ama bu tarzı tekrarlama çünkü inan sana hiç hiçç yakışmıyor....

Bu arada daha nice üçyüşaltmışbeşgünlergör, kıymetini bilen kıymetini bildiklerinle...

Kalan her şeyi de kendi haline bırak...

Biz beşeriz ve beşer şaşar Justine...Bu gerçek hepimiz için geçerli...

Çok selam ve merhabayla...

Murat....

alkım doğan dedi ki...

sevgili justine,
kısa süredir tanıyorum seni, ama çayı, "anane" böreğini, akşamları güzel filmler seyretmeyi ve liliş'i (ve arı kovanının ruhu'nu) sevdiğini biliyorum. şimdi buna bir de bu dut ağacı eklendi:))
küçük mucizelerle dolu, nice güzel yıllar diliyorum sana!
sevgiler,

Adsız dedi ki...

Ama bu hasızlık canım benim! İlk ben kutlamıştım doğum anını:)) Şans işte, sen yeni yazını göndermeden, Ürgüp'ten gelip, odaya girdiğim anda, bir önceki yazıda yazmıştım sana. İşte buraya da yazıyorum: İyi ki doğdun iyi kalpli, neşeli Justine'im. Sarı sarı diyoruz ama sen hepimizden daha umut umut bakarsın, derler ya dolu tarafını görürsün. Nasıl bitireceğim bak. Son otobüse yetişmek için koştur koştur bir bara girdik Ürgüp'te. Türkü söylüyorlardı. Ben de peçeteye yazıp göndermesem de, iki türkü istedim. Biri senin için gelsin. "Bir kara kaşın bir kara gözün değer dünya malına!"
serap

justine dedi ki...

Ah, çok korkuyorum Şenay, bu yaşı atlatmama yardımcı olursun artık;p
Sağol kutlama için ve sevgiler.

justine dedi ki...

Sevgili Murat, doğum günü dilekleri için teşekkürler, çok incesin.

p.s.: Murat Örem değil mi, yazım tarzından, üç noktalardan bile anlıyorum artık;)

justine dedi ki...

Alkımcığım, çok teşekkürler. Sevdiklerimin uzun bir listesini istiyorsan eğer, şöyle bir şeyler yazmıştım zamanında;

http://sarikent.blogspot.com/2011/03/severim.html

Coşmuşum tabii, ama inan bana hepsi bayıldığım şeyler;)

Sevgiler.

justine dedi ki...

Hey, türkü için teşekkürler, harikasın;)
Senin ilk önce kutladığın kayıtlı olarak duruyor aşağılarda şekerim, hiç endişelenme bence;p

Çok çok sarılıyorum sana ablacığım, seni seviyorum.

Şimdi yemek yemem lazım, siparişim geldi ve ben çooook acıktım!

p.s.: Diğer türküyü (ya da şarkı) merak ettim valla.

Buket dedi ki...

justine, 35 mi dedin?? yani benden küçüksün :( benden küçük olan herkesi kıskanırımda.. artık yelken açtık dönülmez yollara. bana bakma , yeni yaşını en içten dileklerimle kutlarım.

neo dedi ki...

justinciğim, van gogh'un bu resmini hiç bilmiyordum, güzel bir seçim olmuş 35 yaş için. hem çok canlı hem de böyle bi dünya görmüşlük var üzerinde :) geçen jane austen'ın mektuplarında geçiyordu dut ağacı ama ne diyordu tam olarak hatırlayamadım. bulayım da yazayım.

iyi ki doğdun justine, iyi ki yazdın, iyi ki buldum seni. hayatında çok güzel şeyler olsun bu yıl, "vay be, ne yıldı ama!" dedirtsin sana :)

öptüm.

passiveapathetic dedi ki...

Dut Ağacı başlığını görünce readerda, yaşasın dedim, Justine "Dut Ağacı" türküsünden bahsetmiş (çok severim, bazen başıma vurur bütün gün dinlerim). Merakla açtım sayfayı ve daha da güzel şeylerle karşılaştım: Van Gogh, Dut Ağacı, Starry Starry Night ve Blake. Daha ne olsun?

"Kelimelerden çoğu zaman korksam da, yazıya hâlâ güveniyorum." demişsin ya, ne hoşuma gitti. Ben uzun zamandır ne kelimelere ne de yazıya güvenemiyorum çünkü. O yüzden de insanlarla konuşmayı çok istesem bile susuyorum, dilimi damağıma sıkı sıkı yapıştırıp. Arkada Mclean "perhaps they'll listen now" diyor şu anda. Doğum günü senin ama sen bana hediye verdin Justine bu yazıyla, hem de tam da bu gece. Çok teşekkürler.

Nice güzel uzun sağlıklı yıllara Justine, sevdiklerinle beraber, mutluluk ve ferah içinde.

http://fizy.com/#s/1a8l3e

TheSaint dedi ki...

Yeni yaşını bir şarkıyla ben de kutlamak isterim. Yeni yaşın hayatında eksik olanları tamamlaman için sana şans getirsin.

http://www.youtube.com/watch?v=_91hNV6vuBY

P.S : Aziz bu satırları iş gereği olduğu Antalya'da yazıyor.

justine dedi ki...

Buket, güldürdün beni yine;) Neden güldüm, bak anlayatım; yaş ilerledikçe tuhaf bir his oluşmaya başlamıştı bende. Bakıyorum herkes benden genç. Hastaneye yeni tayinler geliyor, hepsi gencecik, bir film seyrediyoruz oyuncuların hepsi taş çatlasa 25-30. O da taş çatlasa; yoksa yirmi beşi geçeni zor bulursun yeni Hollywood ünlülerinde. Neyse, bizim kızlara benden yaşlı bir tek Harrison Ford ve Sean Connery kaldı, başka da kimse yok, derdim, çok gülerdik. (yazınca komik olmadı, ama inan komikti esprim;p)
Böyle işte, sevgilim bile benden genç, şimdi sen çıkmış diyorsun ki ben senden daha kötü durumdayım, yelken açtım dönülmez ufuklara filan;p Yani ne kadar kötü olabilir durumun Buketciğim, hem bunların hepsi safi geyik, yaş dediğin nedir ki?;)

Çok teşekkürler canım, sevgiler.

justine dedi ki...

Neocuğum, dün gece çok geç saatte gördüm yorumunu. Sadece bir kadeh şarap içmiştim (öncesinde bolca çay tabii, nasıl Rus ama!), yine de kötüydüm azıcık. Hassas, ağlamaya hazır, bilirsin. Yorumunu gördüm, hemen duygulandım. "Vay be, ne yıldı ama!", cümlesi ağır geldi sanırım bana;) Acıklı olacak şimdi, fakat öyle bir yılım olmadı hiç;p
Ne istiyorum biliyor musun? Öyle abartılı, mutlu edecek şeyler olmasın tamam, sorun yok. İdare ederim, nedir yani?;) Sakin ve huzurlu geçsin günlerim yeter bana.

Neyse, çok teşekkürler dileğin için, sarılıyorum sana, canım.

justine dedi ki...

Passive canım, teşekkürler hem dileğin hem de link verdiğin güzel türkü için. Dün gece kaç kere dinledim o türküyü bir bilsen, başa sarıp sarıp.

Yazıya güvenmeliyim ben, başka türlü yaşayamam. Evet korkuyorum, bilmeceyi çözülmez hâle getirir çünkü. Kelimelerin sadece bir anlamı yoktur. Latife Tekin Buzdan Kılıçlar'da şöyle sesleniyordu; "yoksulların hakikatli düşmanı yazı! seni pılık pırtık hayatımızın muammasını daha da koyulaştırmak için kullandım." O koyuluğa ihtiyacımız var, oysa koyulaştıkça ne kadar fakirleştiğimizi ben de biliyorum. Ama çarem yok, yazıyla aşık oldum ben. Aylarca, neredeyse yıllara yayılan bir sürede yazıştık sevgilimle. Yazı hayatımı anlamlı kılıyor, güvenmeliyim.

Dün gece Özel'in bir şiirini okudum, yazdım. Şu dizeleri çok seviyorum;
"sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden
aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan
sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
bir harfin başlattığı yangın ile söndür
beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım
öyle mahzun
ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın."

sana da yazmak istedim;)

Sevgiler.

justine dedi ki...

Teşekkürler Saint, Springsteen severim ben, harika bir hediye oldu. Şimdi dinliyorum şarkıyı, geçen gün aklıma gelmişti onun Devils and Dust şarkısı (çok çok severim), tesadüfler tanrısı iş başında, ne denir ki?;p

Hatırladım senin işini, mülakat, görüşme vs. vs. değil mi? Ne zor işler, kolay gelsin sana.
Çok sevgiler.

passiveapathetic dedi ki...

"tez kızaran güllerden kendini sakın
sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-"

diyeyim ben de o zaman :)

sevgilerimle. :)

Adsız dedi ki...

güzel justine, nice 35'lere ve nice yıllara. laf aramızda 25 gibisin:-)

zerrin

zerka dedi ki...

hey ne güzel bir resim ve ne güzel bir doğumgünü yazısı bu böyle. ee dutlu pasta falan yemiycek miyiz şimdi?:)

theo’ya mektuplardan alıntı yaptığın kısım ne kadar etkileyici, ağır rahatsızlıklar geçirip de üretmeye devam eden sanatçıların eserlerindeki insanı sarsan o şey van gogh’un resimlerinde de var. hem de nasıl var, şuna baksana, renkler, çizgiler olağanüstü, bambaşka bir şey var burada, bütün bildiklerimizi unutturup bizi başka bir dünyaya çağıran. iyi ki baktın, iyi ki bizim de bakmamıza sebep oldun, iyi ki doğdun justine’cim. sevgiler, alkışlar, ıslıklar, konfetiler, şarkılar, türküler:)

justine dedi ki...

Passive, yine bingo diyorum Mazot'u çok sever C., denk düştü;p
Öyleyse, eyvallah canım;) (Elif Şafak yüzünden bu güzel kelimeye soğudum, bu bize özel olsun lütfen;))

p.s.: A, bugüne bugün zemheri de geldi, üstelik!;p

justine dedi ki...

Zerrin, ne kadar hoş sözlerin, iltifat için teşekkürler.

Bir şeyi merak ediyorum Zerrin, daha önce yazışmadık değil mi biz? Böyle hoş bir yorum daha hatırlıyorum, ama sanırım öncesi yok. Mehmet Güleryüz tablosu gibi bir görünüp, bir kayboluyorsun? Çok sevdiğim bir resim o ve ismi muhteşemdir; "Birden Bir Melek Geçti" :)

Sevgiler.

justine dedi ki...

Zerka teşekkürler canım, alkış, ıslık, konfeti filan hiç alışık olmadığım şeyler, utandırma beni;p

Aklıma dutlu pastayı düşürdün bak, hiç yemedim sanırım. Nasıl bir tadı var acaba? Poliş olsa cesaret edip yapardı. Bir araştırayım bakalım, mevsimi de değil tabii.

Sevgiler çok.

Clea dedi ki...

şarkı hediyelerini kıskandım şimdi, ben de şarkılı hediyeleri severim:)
o halde bu da benden sana gelsin canım, cold case'in çok sevdiğim, içimi acıtan bir bölümünde söyleniyordu."counting my lucky stars tonight.lying in loving arms
and it feels alright" her gece şanslı yıldızlar senden yana olsun canım, seni seviyorum.

http://www.youtube.com/watch?v=8LAy7W_-Zmo

justine dedi ki...

Dinliyorum şimdi, canım benim;)

Mehmet dedi ki...

Otuzdört yaşın aslında çok da fazla bir anlamı yok bence. Sadece bir önceki yıldan bir fazla yıl ediyor. Burada düşünülmesi gereken, yılların bir veya ikisi (34-35) değil tabi ki. Tümü. Yaşamak ve yılları ardında bırakmak doğal bir şey. Doğal olmayan bunun etkisi. Ben az sonra elli yaşını bitireceğim. (az sonranın saatlerle veya günlerle bir ilgisi yok) Ve hala hangi yaşta hissettiğime karar verebilmiş bir insan değilim.

Boşverin. Yıllar, zaman geçer. bazen bizi katarak, bazen kıyımızdan, kenarımızdan, bazen de biz olmadan....

Sorun şuradan; bizden.

Sevelim.

(Geleano'nun bir öyküsünde, kızı annesine şöyle der;
"Sevgilim ol"
Bu beni hep etkilemiş ve düşündürmüştür. O ölçüyü gerek günlük yaşama , gerek doğaya, çiçek açacak erik dalına, dolu yemiş zerdali dalına, sevgili yağmura atfetmişimdir. Sonuçta, kazanamayacağım savaşları yenik olarak kabullenip, yaşamın benim ulaşabileceğim güzelliklerini görebilmeye çalıştım.

Sevgilerimle.

justine dedi ki...

Öyle tabii, Mehmet. Yılların bize ne verdiği veyahut vermediği önemlidir, doğrusu bu. Otuz beşi, kırkı filan taktığım yok benim, yıllar hızla geçiyor ona şaşıyorum bazen. Hep klişe bir laf gibi gelir, ama gerçekten göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor yaşam dediğimiz şey. Bakın ben daha dün yatılı okuldaydım, sonra Gerede, sonra burası, sonra dün, sonra, sonra. Zamanı anlayamıyorum. Geçen bir şey değil belki de, biz ilerliyoruz sanki. Anlar var, o kadar. Neyse, kuantuma girmeyeceğim şimdi, böyle işte durumum.

Kızın annesine söylediği cümleyi çok sevdim; sevgilim ol.

Baktığınız yer anlamlı, zor elbette, fakat yapmaya çalıştığınız şey doğru.

Sevgiler size de.

Mehmet dedi ki...

Aslına bakarsanız, yılların, geçen zamanın kimseye bir şey vermek gibi bir çabası ve kaygısı yok ne yazık ki. Şu; biz bu akan çeşmeden testimizi dolduracak kadar "mutluluk"u önemsemeden yaşayabiliyor muyuz. Çünkü, "ben mutlu muyum?" diye sorduğunda yok olup gidecek bir şeyse eğer mutluluk, yapmamız gereken galiba, onun üzerine düşünmektense, onu unutmaya, umursamadan yaşamaya çalışmak belki de.

justine dedi ki...

Zamanın yok da, bizim öyle bir çabamız var sanki;) Ben umursamadan yaşama kısmını beceririm aslında, sorun nihilizmin her an kapı arkasında beklemesi. Size bir sır vereyim, ben azıcık İvan'ım, iyi biliyorum kendimi;p

Mehmet dedi ki...

Fark etmez. Bilse de bilmese de her insanda var o... (İvan'lık) Nihilizm'in ulaştığı yer hiçlik-yokluk değil bence, onun yorumunu daha daoru bir duruşla göğüsleyebilmek. (Gerçi o sözcükten ne kastettiğini tam da bilmiyorum ya)

justine dedi ki...

İvan, bildiğimiz İvan, Karamazovların İvan'ı, eh nihilizm de bilinmeyen bir kavram değil, ne kastettiğim ortada aslında. Tabii, terimleri herkes kendine göre genişletip daraltabiliyor, siz de haklısınız.

Mehmet dedi ki...

(Karamazov Kardeşler yaşamım boyunca etkisinde kaldığım, içerisindeki sorularla hep boğuştuğum kitaplardan birisi. Erzurum'dan almıştım. Can yayınları baskısıydı. Küçücük harfli, kalın bir kitap. Beni darmadağın etmişti. (O dağınıklık hala ne kadar sürüyor bilmiyorum)

Neyse.

justine dedi ki...

Çok çok önemli bir kitap, Karamazov Kardeşler. Cinler ve Suç ve Ceza da fena etkilemişti beni ve hatta Budala da, ama Karamazov K. başkaydı. Saatlerce, yerimden hiç kalkmadan neredeyse nefes almaktan korkarak okuduğumu hatırlıyorum.

Çok sevdiğim (ve pek bilinen elbette) şeylerden konuşmak utandırır beni, ne tuhaf.
Evet neyse demek şart. Hadi ben yatağa gideyim artık, çoook geç oldu.

İyi geceler size Mehmet.

stilllemonade dedi ki...

Mutlu yıllar!Bir zaman bir yerde biri bana önemli olan yaş almak değil ihtiyarlamamak demişti.Yıllar geçiyor,ruh yaşlanmıyor da; vücut yaşlanıyor sanırım:) Sevdiklerinle güzel bir yıl geçirmen dilegiyle.

http://bizzem.tumblr.com/

justine dedi ki...

Teşekkürler Stilllemonade. Bazen ruh da yaşlanıyor;)
Sevgiler.

Atze dedi ki...

Yorumum uçmuş mu, uzayın derinliklerinde mi kaybolmuş yoksa? Kutlamıştım halbuki yeni yaşını. Dut ağacına dair bir şeyler de yazmıştım. Ama bu seni severek okuduğumu yinelemeyeceğim anlamına gelmez. İyi ki doğdun, iyi ki yazıyorsun. Öpüyorum yanaklarından. :)

justine dedi ki...

Tırnaklarıma cila sürdüm, dikkatli olmalıyım Atzeciğim;p

Yok, gelmedi yorumun bana. Ne fark eder hem, yorum yazmasan da içten kutladığını biliyorum ben senin. Tek üzüntüm, dut ağacıyla ilgili yazdığın şeyleri okuyamamak oldu, hayvanları ve bitkileri senin kaleminden okumak hoşuma gidiyor.

Teşekkürler, teşekkürler, ben de öptüm, sarıldım canım;)

Mehmet dedi ki...

Yeni bir yıl eşikte (neresi yeni, nereden geliyor, bunları hala düşünürüm) En azından "yeni" şablonu bizde şöyle bir "kendimizde yenilikler" farklılığı yaratamaz mı?

Sevgilerimle.

justine dedi ki...

Hmmm, mesela? Nöbet sonrası, uykudan uyanmanın sersemliğindeyim şimdi, nasıl bir farklılıktan (yenilik) bahsediyorsunuz Mehmet?

Sevgiler benden.

Mehmet dedi ki...

Şöyle belki; bir önceki yılda yapmak istemediğim, buna karşılık hep yapmakta direnen ben'in ellerini kollarını bağlayıp, öteki ben'lere sırasıyla olma olanağı tanıyabilecek yenilere, çalışanların işi bıraktığı, evlilerin boşandığı, bekarların evlendiği, kitap olmadan kendini bir organı eksik gibi hisseden "ben"in kitapsız günlerce, aylarca, yıllarca yaşayabildiği yenilere gönderme demeye çalıştığım "yeni". Bir ütopya yani.

justine dedi ki...

Anladım;) Ben yatağıma bir gideyim, düşüneceğim bu işi, sizin cümleyi tabii. Biraz önce Passive'e yorum yazdım, orada bahsettiğim erkek karakterleri düşünmektense sizin cümleyi düşünürüm daha iyi. Hem onlar gibi zehir etmez uykuyu. Ütopya -bazen- rahatlatır;p

Sevgiler.

TOLGA dedi ki...

çok genç duruyorsun justine.

mutlu yıllar:)

justine dedi ki...

Teşekkürler Tolga, sana da mutlu, huzurlu yıllar.