Cumartesi, Aralık 17, 2011

içeri

 (C.'den.)


"... Bu daima böyledir. Hadiseler kendiliğinden unutulmaz. Onları unutturan, tesirlerini hafifleten, varsa kabahatlilerini affettiren daima öbür hadiselerdir. Filhakika babamın benim yüzümden palas pandıras karakola çağırıldığının hemen ertesi günü halam öldü. Ve ikindiden biraz sonra tam gömülürken tekrar dirildi. Bu çift hadise bütün aile hayatımızı altüst etti. Babam onların tesirinden bir daha kurtulamadı..."
a. h. Tanpınar/ Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Sabah ne zor uyandım. Kendime beş dakika daha, on dakika daha, böyle hak vere vere neredeyse öğleden sonrayı bulacaktı yataktan kalkışım. Yatarken biraz okumuştum, sıcak yataktan kalkmadan önce biraz daha okudum. Osmanlıca kelimeler okumayı güçleştirmiyor bu ilginç, roman çok akıcı ve rahat okunuyor. Belki ilginç doğru kelime değil burada, söz konusu yazar Tanpınar, onun için şaşırmamalı bu ustalığa, ve ben onun usta dilini çok seviyorum.
Rüya'yı görmeye gittim. Biraz oynadım, şimdi evdeyim işte. Ev, içinde büyüttüğün huzur ya da huzursuzluğa aldırmıyor hiç, öyle anlayışlı, sakin ve masif varlığıyla seni bekliyor. Sen onu ısıtıyorsun sonra, yemek yapıyor yaşadığını anlatıyorsun. Hepsini dinliyor, güzel bu, en yakın arkadaşın ve sırdaşın o senin.
Dün gece gördüğüm rüya birazcık açık saçıktı, sevgilimle öpüşüyordum, çıplaktım. Uyandığımda şaşkındım önce, sonra gülmeye başladım. Güneşli bir mevsimin rüyasıydı, yazdı. Mutluluk, gülen bir yüz, barış kelimelerini seçip alıyordum rüyanın içinden, kitabıma uzanırken. Kurgu eğer rüya ise dokunamazsın, gülüp geçersin en fazla. Kelimeleri alır saklarsın, anlatmak için. Sakladım, gülüp geçtim ben de. 

Yemek yapmalıyım artık, ev ev olduğunu hissetmeli. Yoksa boşa konuşmuş olmaz mıyız, oluruz;) Öyleyse, hadi bakalım.

14 yorum:

Mehmet dedi ki...

Bir şey düşündüm. Kitaplıklar birleştirilse. (Gerçekten anlaşışdığı gibi, bir yerde değil, ama sanal anlamda.) Kütüphaneye ne kadar yaklaşılabilir.

Sonra düşünüyorum. Çoğu şeyi paylaşmayı rahatlıkla hazmedebilmek, kitabı paylaşmaya yetmiyor.

Şundan düşündüm bunu; bende de var saatleri ayarlama enstütüsü. Gelmesini dört gözle beklediğim bir okunma sırasının bir yerlerinde. veya aynı okuma listesinde, malcom Lovary'ler, conrad'lar, pessoa'lar, haldun taner'ler, sadık hidayet'ler, leyle erbil'ler, .... sonsuza(hayır, belki de sonsuz demek yanlış, ömrümün sonuna dek) uzayacak bir liste var.

Hepsine yetmeyecek zamanımız. ama okuduklarımızı, izlenimleirmizi, kitabın bize düşündürdüklerinin en azından bir parçasını paylaşabilirsek, daha çok kitapla beraber olabileceğiz. en azından başka insanların üzerinden.

Sevgi ve selamlarımla.

Zedka dedi ki...

Rüyaların güzelliğinde kalasın geliyor (:

Ev, ev ... İhtiyacım, ihtiyacımız olan tek şey, dışarıdan bakıldığında kendimizi hapsediyor gibi görünüp aslında iyileştirdiğimiz o dört duvar. Çarpa çarpa yürümeyi, aynalarına konuşmayı, yalnız olduğunu bilmeyi istiyor insan. Gideceğim gün gelene kadar, eğer yalnızlığın kötü bir yanı varsa dahi bilemeyeceğim justine (: Sevgiler.

Adsız dedi ki...

Saçlar tarifsiz güzellikte!

Zerrin

justine dedi ki...

Mehmet,

günaydın, nasılsınız bugün? Balıkesir'de yaşıyordunuz sanki? Kesin bugün orada da yağıyordur, yağmur havası her yerde. Burada, İzmir'de yağmur dün geceden beri hiç durmadı. Çok güzel, bayılıyorum kesintisiz, kararlı ve sakin yağan yağmura. Biz ölümlülere etkileyici ve duygulu, hatta biraz daha zorlarsak şiirsel bir fon sunmak için uğraşıyor sanki, çok hoş bu;)
Geç bir günaydın ve cevap oldu, biliyorum. Sabaha karşı yattım yine, yağmur sesi uyanmayı da güçleştirince, keyif çayı ancak bu zamana kaldı.
Sizinle ilk yazıştığımız zamanı hatırlıyorum şimdi, yine bu konuların etrafında dönmüştük . Hatta sohbet ederken 'sen'e geçmiştik, ee tabii araya çok zaman girdi, siz ile devam edelim, bakarsın döneriz yine;p

http://sarikent.blogspot.com/2011/02/bak-iste-gece-gece-dusununce.html

Tüm güzel kitapları okumaya zamanın yetmeyeceği konuşulurken Mungan'ın Gerede'de yaşarken okuduğum kısa denemesi (öykü?) geliyor aklıma. "Kitaplığın Önünde", isimli. Üşenmeyip yazmalı bir bölümünü;

"Hiçbir kitaplığın hiçbir ömre yetmediğini ben de görüyordum tabii. İnsanlar aldıkları kitapların hepsini okuyamayacaklarını kendileri de bilirler, ama ömürlerinin gene de böyle bir olanağı sunabileceğini düşünmek isterler. Yoksa ben de biliyordum bunca kitabın bir ömre sığmayacağını... siz daha kitaplığınızın bir yerindeyken ölüp gideceğinizi... Hiçbir gerçek kitaplık ömre sığmaz elbet. Ama asıl güzel olan da, hangi kitaba ne zaman sıra geleceğini bilmemenizdir, hatta sıra gelip gelmeyeceğini bile bilmemenizdir... Bu kendimizle oynadığımız bir oyundur. Bir de kitaplığınızla..."

......

justine dedi ki...

......

Bir de şu var;

"...Kimi kitapları ise okuduğunuzu bile unutmuşsunuzdur, kitaplığınızı karıştırırken elinize geçen kitaba, farklı bir şaşkınlıkla bakarsınız: kimi satırların altını kurşunkalemle ve özenle çizmişsinizdir, sayfa kenarlarına işaretler koymuşsunuzdur. Oysa kitaptan hiçbir şey hatırlamadığınızı fark eder, dehşete kapılırsınız; eğer altı çizili o satırlar olmasa, okumamış olduğunuza yemin bile edebilirdiniz. Kim bilir ne zaman, hangi duygular eşliğinde okuyup geçmişsinizdir. Kitaplar bu yanıyla da hayata benzer; yalnızca içerdikleriyle değil, hayatımızdaki varlıklarıyla da bizi hayat ve ölüm konusunda uyarır, düşünmeye çağırır. İçinizde her zaman bir kez daha okuma özlemi duyduğunuz kitaplar için zaman kollamaya çalışırsınız. Onlarla yeniden aşk tazelemek istersiniz. Zamanında okumamış olduğunuzu fark ettiğiniz kitapları sıraya koyar, bu kez olsun fazla vakit geçirmeden okumaya niyetlenirsiniz. Ya da zamanında üstünkörü okuduğunuz için tadına varamadığınızı düşündüğünüz bazı kitaplara, hakkını vermek için yeniden dönmek ve onu şimdiki gözlerle okumak istersiniz. En çok da bir gün hepsini birden arka arkaya okumayı düşündüğünüz klasikler için bir gün beğenmeye çalışırsınız. Hep araya başka kitaplar, başka programlar girer. Tıpkı hayat gibi..."

Uzun lafın kısası; dediğiniz gibi, paylaşırsak okuduğumuz gördüğümüz şeyleri, daha çok kulak, göz ve hepsinden önemlisi fikir olacak, bu da fena bir şey değil elbette. Ben nette hoşuma giden paylaşımların olduğu yerlerde geziniyorum. Daha önce konuştuğumuz gibi çoktan bıraktım ahlanmayı, her şeye yetişemem, yetişemem asla, biliyorum bunu;) Biraz önce yazdığım satırların sahibinin kaç kitabını okumuştum bilseniz! Belki küçüktüm o sıralar, aklım epey havadaydı ama yine de azıcık bir şey kalmalıydı geride. I ıh, kalmamış. Neyse, diyor önümüze bakıyoruz öyleyse;) Yetişebildiğimiz kadarını kendimiz tecrübe etmeye, gerisini başka insanların anlattıklarından dinlemeye.

Sizinle konuşmak keyifli, yağmur hâlâ yağıyor ve çay tadını kaybetmedi. Bugün karanlık ama güzel bir gün bana kalırsa;)
Sevgiler.

justine dedi ki...

Ah, rüyalar Zedka;)

Yalnızlık iyidir canım, kendine dışarıya doğru küçük bir pencere açtığın sürece. Hava alırsın, gülmen, ağlaman delilik olmaz üstelik. Pencere, yalnızlıktan biraz daha iyidir, kontrolü senin elinde en azından.

Öpüyorum seni, sevgiler.

justine dedi ki...

O sizin güzelliğiniz, Zerrin;) Laf aramızda radyasyon yüzünden dökülüyor mevzubahis saçlar, eh ne yapalım, kader;p
Sevgiler.

justine dedi ki...

C.,

"Fakat gözün kapatılması başka bir şeydir. "emân" meselesidir."

Deli, seni seviyorum;)

nezleli karga dedi ki...

sevgili justine,
bir iş yetiştiriyorum, harıl harıl onunla uğraşıyorum bugünlerde. yine de kaytarıp yazdıklarına bakmadan edemedim. kelimelerin insana nasıl da iyi geliyor ve o ne güzel bir fotoğraf öyle. bayıldım!
yağmurlu bir istanbul'dan sevgiler...

justine dedi ki...

Alkım, güzel sözlerin için sağol. Biraz önce Zerka'ya da söyledim, bir önceki postun yorumuna cevap yazarken, öyle çok yorgunum ki şimdi, çay koymaya hâlim yok. Demem o ki, bilirim iş durumlarını, biraz olsun kaytarmana yardımcı olabildiysem ne mutlu bana;)

Ve içinde çay olan her fotoğraf güzeldir, C. çektiyse daha da güzeldir, diye kapanışı yapıyorum, şimdilik tabii;p

İzmir'den de sana sevgiler yolluyorum canım, sarıldım.

Adsız dedi ki...

Canım benim,
Bir saat sonra 21 Aralık... Çok seviyorum seni. Annem iyi ki doğurmuş seni. Sen olmasaydın halim nice olurdu?
Sarıldım çok,
Serap

justine dedi ki...

Hey, ilk kutlamayı yapan sensin!;p (Son kutlama oluyormuş bir de, hah ha nasıl bir komedi;p) Amaaan zaten doğum günleri kasıyor beni, güzel sözleri duymak harika ama yalnız başına şarap içip, film seyrederek günü geçirmek daha hoş. Zaten yaş ilerledikçe pek bir keyfi de kalmıyor bu işin, anlarsın sen beni;)

Canım, çok sarıldım sana, sımsıkı. Seni seviyorum.

Hah, telefonlar çalmaya başladı bile;p

Clea dedi ki...

üçümüzü birarada görünce hep aklıma Çehov geliyor, hayır mı?:p

justine dedi ki...

Hah ha, komiksin sen;p