Pazartesi, Şubat 06, 2012

bakış, "karamel tadında"

(Bruegel'in meşhur tablosunun kaçakları. Balkondan bakarken, görüp, tanıdım tabii, kanıt olsun diye de çekmişim. ;) .............. Bu kafayla espri yapmaya çalışıyorum ya, bravo bana. Neo'nun sayfasındaki resme daldım biraz, ondan böyle oldu. Sonuç olarak genci, yaşlısı fark etmez, Bruegel ailesi candır.)

 

"...Bay Palomar, kıyıda ayakta duruyor ve bir dalgaya bakıyor. Kendini dalgaları hayranlıkla seyretmeye kaptırmış değil. Kaptırmış değil, çünkü ne yaptığını çok iyi biliyor: Bir dalgaya bakmak istiyor ve bakıyor. Hayranlıkla seyretmiyor, çünkü hayranlıkla seyretmek için, elverişli bir yapı, elverişli bir ruhsal durum ve elverişli dış koşullların bir araya gelmesi gerekli: Ve Bay Palomar, ilke olarak hayranlıkla seyretmeye karşı olmasa da, bu üç koşuldan hiçbiri yok kendisinde. Kısacası, bakmayı amaçladığı "dalgalar" değil, tek bir dalga, hepsi bu: Belirsiz duyumlardan kaçınmak istediğinden, her eylemi için sınırlı ve kesin bir amaç belirliyor..."

i. Calvino/Palomar

Bazen, şu bakış dediğimiz şey, hep kurcaladığımız, kesin yargılara varmaktan kaçınmayıp, 'belki'lerle sınadığımız şey, yani şu bakış dediğimiz şey, hastalanabiliyor. Belirtileri farketmek zor, kuluçka dönemini sinsice atlatıyor, sonrası körlük. 

Bugün kötü kalktım, annem geldi onunla lafladım, keyifsizliğimi belli etmemek için "fazla keyifli" numarası yaptım. Sonra biraz daha yattım, "sen uyurken, Rüya'lara giderim", demişti, gitmiş. Birazdan ben de giderim, ya annemi alır dönerim, ya da o orada kalır, ben ise mutlaka gelirim. Sanki, sadece evimde kendime ait bir bakışı koruyabiliyorum, dış etkenler tanıdık olunca, benim bakışımdan nasibini alınca her şey daha kolay oluyor. 
Doktor randevusunu cuma'ya erteledim şimdi de. Annemin gelişi planda yoktu, ona da söylememiştim, komik oldu. Neyse, hallolur bir şekilde. Sekreterle güzel anlaşıyoruz; peki, perşembe uygun mu sizin için, yok hayır cuma olsun, olmadı diğer hafta, tamam oldu, hoşçakalın. Telefonun iki ucunda, ötelemeyi seven şaşkın tipleriz. Bakışımız tanımadığımız kişilerle konuşurken ezbere sığınıyor, tanıdığımız kişilerle konuşurken ise süslü bir ezbere. 

Palomar'a başladım. Calvino'nun dili çok etkili, ilgi ve keyifle okutuyor kendisini. Henüz başlardayım, sonra konuşuruz tabii, neymiş ne değilmiş. Şimdilik sadece bekliyoruz, saygıyla ve elbette istekli;) (hoşgörü sözcüğünden nefret ediyorum, bunu da unutmadan söyleyeyim.)
 (bu fotoğrafa da Cezanne'ın resimleri gibi diyeceğim ama çok külyutmazsınız, yemezsiniz o kadarını;))

Yukarıdaki meyveler annem için, o meyve yemeyi çok sever, güzellik olsun dedim. Benim de kendime ait bir meyve tabağım var, ama içi şu an için sadece elma dolu. Bir sürü amasya elması ve iki tane yeşil elma. Arkamda kaldıklarından unutuyorum bazen yemeyi, ama meyve güzeldir tabii, sağlıklı filan. Fotoda görünen gofreti dün aldım, bim'den. Hollanda Karamel Dolgulu Gofret'miş tam adı. Çok lezzetli, çayın yanında da güzel oluyor. Aklınızda olsun, almak isterseniz kuruyemişlerin yanında bulunuyor kendileri, her bim'in düzeni aynı mı bilemem, burada böyle. Fotoğraftaki üstüste yığılan kitaplar ise İdefix siparişim, geleli çok oldu, fakat yer bulamadım. Böylelikle bir fotoğrafın çözümlemesini de yapmış bulunuyorum. Diğer görünenleri anlatmayacağım, ilgilenmiyorum kendileriyle. Arkeoloji lisansta, ilk derste bir çay bardağını bir saat anlatmıştık, geçmişi anmış oldum ne güzel. Betimleme dersi, I.
Hmmm, karamel, gofret demişken tadında bitirelim bu yazıyı. Ben gideyim, siz de bu karda kışta kendinize iyi bakın. (bir şeyi daha unutmadan söylemeliyim; kar kış dememe bakmayın siz, dün İzmir'de nasıl güzel bir hava vardı şaştım kaldım bu işe. güneşli, harika. aferin tanrıya, arada ışığını esirgemiyor insanlardan, dün olduğu gibi.)

24 yorum:

Clea dedi ki...

inanmıyorum demek İzmir'e bu kadar yağdı kar! çok güzel gözüküyor, burada tabii çok daha fazla kar vardı ama eridiler bile şimdiden. meyve tabağın çok şık olmuş, anniş gelmeseydi hiç eksilmeden dururdu orada uzun süre:p çok sarıldım canım, çok.

hamiş; brugel ailesi candır evet, kesinlikle!

neo dedi ki...

ya şu bim'deki abur cuburlara çok özeniyorum :( bizim buralarda yok, hep dia var, orada bulunmuyor bu hollanda gofretlerinden. çok severim, hem gofret hem karamel, nefis.

görüyosun, gözüm ne bruegel ne calvino görüyor gofret deyince :)

kitaplara baktım da, necip mahfuz ben de aldım geçen gün, seninki hangisi?

Buket dedi ki...

ama kitaplar haha yakın plan olsaydı ya, bak meraklandırıyorsun bizi...

justine dedi ki...

Evet Poliş, yağdı valla. Ben nöbet sonrası uykusunda olduğum ve elbette telefonumu sessize aldığım için karın yağdığını haber eden mesajların sesini duymamışım. Kalktığım gibi salona geçiyorum ya, bembeyazdı her taraf. İlginç tabii, alışmamışız;) (pardon ben gerede'de yaşamıştım değil mi!?;p)

Anniş gelmese o meyve tabağı olur muydu, onu sor ilk önce;) Yok yahu, şaka yapıyorum, bugünlerde fena değilim meyve konusunda, harika amasya elmaları keşfettim (evin yakınındaki marketin manavında, şanslıyım), alıp duruyorum. Anneme bir güzellik yapayım dedim, ayva, armut çeşit oldu, hoş oldu bence, resim gibi, dursun biraz öyle;p Zaten annem eve gelmedi, Rüya'yı çok özlemiş biraz onlarda kalacakmış, eh meyveler bekleyecek bu durumda;)

Çooook sarıldım.

justine dedi ki...

Gofret candır, Neocuğum;) Bim konusunda haklısın, ilginç şeyler getiriyorlar gerçekten. Polişka orada harika krakerler bulmuştu bir zaman, sonra bir daha bulamadı onlardan. Garip bir rutini var o marketin, ithal ürünler bir defaya mahsus geliyor, bir daha getirmiyorlarmış. Kraker aramalarında bu gerçeğe ulaşmıştık, hafiye gibi tipleriz allah seni inandırsın;p

Yemişim Bruegel ve Calvino'yu, abur cuburlarımıza bir şey olmasın, bu da konuşmamızın ana fikri, ha hah;p

İki tane Mahfuz aldım Neo; Midak Sokağı ve Cebelavi Sokağı'nın Çocukları, okuyacağız bakalım, nasıl yazmış, güzel yazmış mı, betimlemeleri nasıl, Mısır'ı iyi anlatabilmiş mi? A hah, kötüyüm evet;p

Öpüldün, çok sevgiler.

justine dedi ki...

Şöyle yapalım Buket, son İdefix listemi kopyalayayım buraya. Fotoğraf makinem iyi değil, istediğim gibi hoş fotolar çekemiyorum, yoksa bir zaman kütüphanemin de fotoğrafını koyarım.
Neyse, senin için geliyor, ta ta ta taam;

-Alexis Ya da Beyhude Mücadelenin Kitabı (Marguerite Yourcenar) Metis Yayınları

-Acaba Nasıl? (Samuel Beckett) Ayrıntı Yayınları

-Palomar (Italo Calvino) Yapı Kredi Yayınları

-Rüya ve Kader (Marguerite Yourcenar) Yapı Kredi Yayınları

-Barbarları Beklerken (Başak Ertür, Müge Gürsoy Sökmen) Metis Yayınları

-Can (Andrey Platonov) Metis Yayınları

-Çocuk ve Allah (Fazıl Hüsnü Dağlarca) Yapı Kredi Yayınları

-Oda (Emma Donoghue) Doğan Kitap

-Bir Ölüm Bağışlamak (Marguerite Yourcenar) Helikopter Yayınları

-Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara (Mathias Enard) Can Yayınları

-Mişima Ya da Boşluk Algısı (Marguerite Yourcenar) Can Yayınları

-Kardeşimin Gölgesinde (Uwe Timm) Can Yayınları

-Midak Sokağı ( Necib Mahfuz) Kırmızı Kedi Yayınevi

-Cebelavi Sokağı'nın Çocukları (Necib Mahfuz) Kırmızı Kedi Yayınevi

-Kabil (Jose Saramago) Kırmızı Kedi Yayınevi

-Papağan Teoremi (Denis Guedj) Kırmızı Kedi Yayınevi

-Amerikanomanyaklar (Serge Rezvani) Kırmızı Kedi Yayınevi

-İntihar Dükkanı (Jean Teule) Sel Yayıncılık

-Ajanda 2012: Olmayan Kelimeler (Müge Gürsoy Sökmen) Metis Yayınları

-Sabit Fikir Sayı: 10

;))
İyi geceler, sevgiler.

justine dedi ki...

A, nasıl unutmuşum! Neo, benim evin yanındaki Şok kapanmıştı ve ben kısa süreli bir şok geçirmiştim ya (komiğim bu gece), hah işte onun yerine Dia açıldı. Ben çok sevindim valla, çünkü Bim, Kipa, şu bu vardı zaten ileride de, evin hemen yanında bira satan bir yer açılması hoşuma gitti benim. Ne diyoruz; viva Dia! ;p

Buket dedi ki...

ayy çok sevindim. bazı kitaplar bende var, olmayanlarıda alacaklarıma ekliyorum hemen. sen seçtiysen vardır bir hikmet:) ama en çok senin evinde kütüphaneni , kitaplarını merak ediyorum. hem biliyor musun yakında hayal kahveminde kitaplarını göreceğim, çok heyecanlıyım ..

justine dedi ki...

;) Sözüm söz, zaten düzenleme yapacağım bu günlerde kitaplığıma, foto işini de hallederim. Bilirsin, benim fotoğraf yayınlama konusunda bir sıkıntım yok, başkalarının fotolarına bakmayı da çok seviyorum. Konuştuğum kişileri ve onların sevdiklerini görmek benim için çok önemli. Heyecanını hissediyorum bu yüzden, çok anlamlı ve güzel.

alkım dedi ki...

İzmir'e bile kar yağdı demek, öyle mi? İzmirliler çocuklar gibi sevinmişlerdir herhalde. Üniversitede iken oda arkadaşım İzmirli idi. Ankara'nın ilk karında ne çok sevindiği hala aklımda:)
Ben de Buket gibi fotoğraftan kitapları okumaya çalışmıştım. Bizi meraktan kurtardın:)
Bu arada ben öteden beri hep merak ederim. Otobüste, vapurda kitap okuyan birini gördüğümde ne okuduğunu görmek için şekilden şekile girerim. Huyum kurusun:)
Bir de, meyve tabağı bana da Cezanne'ı anımsatır çoğunlukla. araya bir iki de senin amasya elmalarından koysaydın, tam olurmuş!

TheSaint dedi ki...

Holland Caramel Wafers..Bim de satılan efsane ürünler kategorisinde 1.sıradadır. Hazırlama önerisi olarak sıcak çay ya da kahve bardağının üstüne koyulur ve bardağın buharı ile karameli yumuşatılır. Tadına doyum olmaz. Daha kötüsü starbaksta 3,5 tl ye satırken bimdeki 10luk paket neredeyse o fiyattır. Tek dezavantajı çok kalorili olmasıdır.

P.s : Bloga yazdığın yorumları admin olmadığım için göremiyorum. Blogu takip edersen sevinirim. Ben yakşalık 2 aydır yazıyorum...

zerka dedi ki...

aa o karamelli gofretlerden o kadar çok yedim ki ben bi ara, artık nasıl abartmışsam uzun süreli bir ara verdim şimdilik, ama şahane bişey onlar, yemeyen bin pişman:)
oyyhh listeye bakın:) ama benim de idefix listemde kırlangıç ile tekir kedi vardı ki:P
bu arada ben de yakınlarda sipariş vermiştim, hep gönderirlerdi ama bu sefer bana sabit fikir göndermemişler, neden bilemedim, acaba ben kazana mı düştüm?:)
diğer yazıya yazcaktım da buraya yaziyim madem derli toplu olsun. daha önce sen bahsettiğin için merak etmiştim mentalist’in ilk bölümünü izlemiştim de sonra devam edemedim, ben pek polisiye dizi sevmiyorum galiba ondan, (behzat ç. hariç) belki birkaç bölüm daha izlesem sarardı. bir de dizi izlemek zor geliyor bana çok bölüm var:)

kitaplı meyveli günler diliyorum:)

justine dedi ki...

Mis gibi kokan bir yemek yaptım, bezelye yemeği, biraz önce kapattım altını, şimdi de bilmem kaç saat önce marine ettiğim tavukları kızartacağım. Çoook acıktım! Sonra çay demleyip, sizinle sohbet ederim, sonra biraz kitabımı okurum, birkaç sayfa, çünkü ondan sonra da film izlemek istiyorum. Eh sanırım gün de bitmiş olur tüm bunların sonunda;p

Görüşürüz, madem;)

aglea dedi ki...

ne güzel kitaplar, ne güzel meyveler ve ne güzel calvino'dur o:)

justine, calvino'yu dün ben de andım. bilmem ki bu yaptığım vefasızlık mıdır, nedir. şöyle; calvino sadece kış geceleri aklıma gelir benim. yazları tamamen unuturum, sorsan, nerdeyse "hı? ha? o da kim?" diyecek kadar yabancıyımdır, hem de bu kadar çok severken. ama durum böyleyken böyle...

bim ve gofretlere gelince, tadına baktım onların, biliyorum güzeller de. ama ben, kan şekerim düşüp bayılma aşamasına gelene kadar tatlı aklına gelmeyen, görünce de başını çeviren biriyim. tuzlu, acı ve ekşiciyim. kan şekerimi düzenleyen bazı meyveler var, onlardan karşılıyorum tatlı ihtiyacımı. 2-3 yıldır çok zayıftım, ayağa kalkınca başım dönüyor gözlerim kararıyordu. ama son aylarda neredeyse bir yıla yakın, ben de bir iştah, bir dolgunluk sorma. mutluluklu durum şeysileri bana kilo aldırıyor maalesef:/ zaten yemek yapmaya bayılırım, bu kış ufak çapta bir ayva göbeği bile yaptım, pazartesi sabah diyete başlamıştım, akşam yemeğine kadar devam ettirdim, sonra geçti. anladım ki, bir süre bekleyince geçiyormuş o diyet duygusu:p

bir de anne konusunda konuşmak istiyorum, hazır mikrofonu elime almışken. anneme bayılırım, çoğunuk gibi, nasıl seveceğimi bilemem. yalnız benim annem dünyanın en titiz kadınıdır, annanem de öyleydi ve kardeşim de öyle maalesef. ben öyle olmamaya, genlerime karşı kahramanca savaşmaya çalışıyorum. ama annemin bana gelişi sorunlu biraz. ne zaman gelecek olsa, hiç kimsenin gözünün değmeyeceği, aklına bile gelmeyeceği dip köşelerin bile bir laboratuvar ortamındaki kadar temiz ve steril olması gerekiyor. aksi halde annem, belli etmemeye çalışmaktan kendini hırpalasa da huzursuzluğu her haline yansıyor, ben biliyorum. bu yüzden annemin gelişi süper temizlik günleri demek ve bu inanılmaz yorucu bir durum. gelsin tabii yine de, ben de ona meyve tabakları hazırlayayım:)

iyi seyirler, iyi okumalar. afiyet olsun. sevgiler çok.

justine dedi ki...

Alkımcığım, toplu ulaşım araçlarında kitap okuyan varsa eğer, okuduğu kitabı görmek için ne sıkıntılar yaşandığını iyi bilirim ben. Hatta sırf bu yüzden araç kullanıyorum, tek başına gidip geliyorum, dert yok, tasa yok hâliyle;p (sanki bu espriyi daha önce de yapmıştım;)) Şaka bir yana, o konuda ben de meraklıyımdır, fakat merak yetmiyor işte.
Araya parça atacağım bak;p
--------
Buralarda, yazıyla kurulan hızlı iletişime bakma, ben aslında çok sıcak bir insan sayılmam. Ya da şöyle demeliyim; hemen iletişim kuramam. İnsanlarla konuşmayı sevmem, bir anda tanışıp, arkadaş olamam. Sevgilim ve Poliş dışında doğru düzgün kimseyle telefonda konuşmam. Ölüm gibi gelir hatta bu ritüel bana. Konu uzayacak fakat, sırf bu yabaniliğim yüzünden suçlandığım da olmuştur. Hem de yine blog evreninde;p

------------

Ne diyordum, hah işte bu anlattığım durumlardan dolayı yanımdakinin kitabının ne olduğunu göremiyorsam, başımı çevirir, o sırada da meraktan ölürüm. Çok utanırım çok. Oysa ne var değil mi, sor işte. Gülümse ve ne okuduğunuzu merak ettim, de. I ıh, demem, diyemem. Of, ne zor işler bunlar;p

Eski mutfağımda Cezanne'ın bir natürmortu asılıydı. Çok karanlık bir resimdi (eh çizerine bak;)) ama o resme bakınca keyifleniyordum ben. Mutfağın olmazsa olmazıydı o resim. Şimdi her yerde dolap var mutfakta. Yine güzel ve sevdiğim bir resim asacağım (resimsiz ev olmaz bana kalırsa) fakat düzenleme yapmam şart. Bakalım zaman ne gösterecek?;)

(ne çok ara verdim yazıya, çay koy, salon çok sıcak, ısıtıcının derecesini kıs, vs. vs. dikkati dağınık bir tipim ben, ne saçmalık.)

Çok sevgiler, iyi geceler.

justine dedi ki...

Şu işe bak, şaşkın ben, herkes biliyormuş karamelli gofreti, ben de müjde veriyorum güya;p

Saintciğim, ben çok şaşırdım senin adının üzerine tıklayınca. Bir bloğa yazdığını bilmiyordum, yoksa bakmaz mıyım hiç? Sadece bir kere link vermişsin ismine, maviydi zaten. Onu da görüp hemen tıklamışım. Bana, güzel, ilgimi çeken bir blog olsun zaten, takip ederim tabii.

Çok sevgiler, selamlar.

justine dedi ki...

A ha! Bir karamelli gofret sevdalısı daha!;p Demek Bim bu gofretler için prensiplerini bozmuş, uzun süreli bir ürün hâline getirmiş bu gofretleri. Ne diyelim, âlâ;)

Kırlangıç ile Tekir Kedi, ne güzel bir kitaptır Zerkacığım, ne iyi yapmışsın almakla. İçimi titretir o masal benim. Masal diyorum, çünkü okuduğum en hoş aşk hikâyesini anlatır Amado. Kelimeler rüzgârlıdır, karakterler çok çok boyutlu. Herkes okumalı bu kitabı, okumalı ki, bir kitabın kalbe nasıl derin çizikler atabileceğini anlasınlar.

(cümleler saçma sapan kurulmuş olabilir, kitaptan bahsederken çok heyecanlandım ona ver lütfen;)
-----------------

The Mentalist güzel bir dizi, biraz daha zorla kendini, seveceksin. Hoş zorlamana da gerek yok ya, kendini sevdiren çok karakter var o dizide, Patrick başta tabii. Ama polisiye sevmiyordun sen, değil mi? Tamam, olsun çok önemli bir kayıp değil zaten. Onlar önemli bir izleyici kaybettiler asıl, sen değil dizi yapımcıları yansın derdine;p

Sevgiler çok, iyi geceler.

justine dedi ki...

Aglea, hoşgeldin;)

Seni görünce hep gülümsüyorum ben, karşımda gülen, sevimli bir yüz olduğunu düşünüyorum çünkü, güzel bir şey bu;) (hayır, severim ama Romy etkisi yok;))

Calvino, neden kış geceleri yokluyor Aglea'yı acaba? Hmmm, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, desem;p Hah ha, çok üçkâğıtçıyım valla, kolay hafiye denir benim gibisine.

Calvino özel yazarlardandır, hiçbir kelimesi sıradan değildir, ben çok severim. Onun için ister kışın aklına düşürsün, ister on yılda bir, hiç fark etmez, Calvino okuyan biri, benim için önemlidir.

Tatlı konusunda aynı fikirdeyim seninle. Fikir bile değil aslında bu, senin gibiyim. Ben tatlı yemem kolay kolay, düşkünlüğüm yoktur. Pasta filan, bir hafta öyle durur mutfakta, sonra doğru çöpe tabii. Hmmm, düşünüyorum, evet tam dört yıl kadar önce ben de çok zayıftım. Kendimi bildim bileli öyleydim, onun için tuhaf gelmiyordu bu durum bana. Baş dönmesi filan da yoktu, haliyle güzel güzel geçinip gidiyordum o kilomla. Sonra master tezini teslim ettim, savunmamı yaptım. O yaz nasıl bir mücadeleden çıktıysam, keyif çatacağım dedim. Bildiğin keyif ama, hiçbir şey yapmadan film seyredip abur cubur yiyordum. Mis gibi günlerdi valla;) Sonra baktım 54 kilo olmuşum! Hayatta görmediğim bir kilodur bu. Ben hep 46'larda gezerdim. Neyse, sonra 50-51 oldum ve gayet iyi hissediyorum şimdi. 54 kilo da kötü değildi, boyum çok kısa değil, kaldırıyordum, ama bünye alışmamış tabii, hızla verdim;p
Diyeceğim şu ki, ben de tatlıdan büyük bir iştahla bahsedenleri görünce şaşırırım, hoşuma da gider üstelik, ama o duruma yabancıyım işte. (bizim aile öyledir, tatlı değil, tuzlucuyuz;)) Neo, geçen gün yazmıştı mesela, tatlı için Bakırköy'e gitmiş, o cümleyi iki kere okudum ben, ne güzel diye;) Mens. olduğumda profiterol ister canım, bir de ilginç tatlıları yemek isterim, o kadar. Mesela şimdi naneli stick çikolatalardan yiyorum.
A hah, söylediğim her şey nasıl da yalan oldu birden;p
Şaka yapıyorum, şu günlerde kilo veriyorum sanki, ondan, gofret, çikolata vs. iyi takviye oluyor. Mutlulukla iştah arasında doğru korelasyonum da yok benim, aksine kabıma sığamam, yemek yemeyi unuturum aşık olunca ben;)
---------------

Anneler evet, nasıl bir temizlik virüsü taşıyorlar bünyelerinde değil mi?;) Bir zaman buradaki yorum sohbetlerinden birinde de yazmıştım, annemin temizlik sevdası yüzünden zehirleniyordum ben. Olsun, yorucu da olsa, katlanırız. Dediğin gibi, annesini nasıl seveceğini bilemez insan. Başka bir duygu o. Şimdi annem abimin yanında, Rüya'ya doysun gelecek ve evi bir güzel temizleyip dönecek sanırım;) Benden önce gidecekmiş İstanbul'a, ondan böyle konuşuyorum, eh ancak bir temizlik zamanı kalıyor ona. Bu süre, onun temizlik süresi tabii, alıcıların ayarıyla oynamayınız!;p

Teşekkürler bu güzel yorumun için, çok sevgiler Agleacığım.

(uzuuuuun bir yorum yazdım ve uçtu!!! tekrar bu kadar yazabildim Aglea, durum budur yani. sinir oldum.)

Adsız dedi ki...

işteyim ama muhabbeti görünce dayanamadım:) o toplu ulaşım araçlarında kitap okuyan görünce şiddetli bir “kitabın adını muhakkak görmeliyim” şeysi bende de oluyor. okuyana fark ettirmeden göz ucuyla bakmalar, sayfaları çevirirken dikkat kesilmeler. bi de ben şunu yapıyorum (evet biliyorum doğru değil bu yaptığım:)) kitabı öğrenirsem, kitaba göre karakter tahlilleri yapıyorum, hımm best seller okuyor, sıkı bir kitap okuru olduğunu sanmıyorum, falan filan:)

ayrıca, aaa diyorum tatlıya kayıtsız kalan insanlar varmış:) tamam, hadi gofret falan çok ilginizi çekmedi diyelim ama nutella desem mesela, ona ne dersiniz?:))

bir de saint’in dediği çayda, kahvede ısıtma yöntemini çok beğendim, hemen uyguluycam onu, çünkü o karamelli şeyler, wafer miymiş adı, katı bir kıvamı var karamelinin, buharda yumuşatınca şahane bişey olur diye tahmin ediyorum.

kırlangıç ile tekir kedi listeme senin sayende girdi justine, daha önce önermiştin bana, sözünü dinledim, aldım:)

anne ve anneanne titizliği konusuna hiç girmiyorum, çıkamam diye:)

sevgiler herkese.
zerka

justine dedi ki...

Kitaba göre karakter tahlili, evet değil mi?;) Bende de var o huy, sevmediğim bir isim, bestseller, ağlak bir şair-yazar filan varsa elinde o kişinin, başımı çeviriyorum hemen. Yanlış olabilir, bilmiyorum ama böyle, bu saatten sonra da değişemem. Kibirli değilim, fakat okuma zevki farklı olan kişiyle anlaşamam kolay kolay. Eh, zıt kutuplar birbirini çeker palavrasına da inanmam ben. Politically correct olamıyorum kısaca.
Başka şeyler de yazacaktım, vazgeçtim, şimdilik bu kadar olsun;)

--------------
Nutella var dolapta, son kullanma tarihi geçmemiştir umarım;p Şaka bir yana, Nutella severim de Zerkacığım, ekşide olduğu gibi bağımlı olmayı anlayamam. Kaç sayfa entry yazmışlar, görsen şaşarsın. Dün gece Saint de söyleyince merak ettim, Hollanda gofretine baktım yazmışlar mı bir şey diye, aman tanrım, ben ayakta uyuyormuşum. Herkes biliyormuş o ürünü, hastası olanlar varmış zaten;)
Ben bu sabah, kahvaltıdan sonra bardağın üzerinde karameli eritme yöntemini uyguladım. Güzel oluyor, evet. Yalnız, ben diğer türlüsünü seviyorum sanırım.

Sarılıyorum sana, çok sevgiler canım.

Adsız dedi ki...

Canım benim,
Seni çok özledim biliyor musun? Neyse yakında geliyorsun buraya, kavuşuyoruz sana. Lily sana bir kart hazırladı bile. Bir de sevdi kendi hazırladığını, bir süre elinde gezdirdi. Muhabbete katkıda bulunayım diyorum ama, şu tatlı konusuna girersek çıkamayız diyemiyeceğim. Çünkü ailece tatlı ve çikolatayı zaman zaman hatırladığımızdan, hemen çıkarmışız gibi geldi şimdi:)) Ben gerçi dün, esti birden, nutella mı, başka bir şey mi olduğuna dikkat etmediğim krem çikolata yedim. Ama iş için gezerken, bir ara canım isteyip aldığım çikolatalı gofreti, yemek yedikten sonra unutup, bir hafta odada bekletmişliğim de vardır. Yaaaaaniii, biz bize benzeriz di mi Justine?
Sarıldım çok,
Serap

justine dedi ki...

Hey, merhaba!
Şimdi girdik biz eve, annemi de abimlerden aldım geldim;) Lilişi, seni ve Deyvo'yu çok özledim, İstanbul'u da tabii;p

Lily kart yazdı demek, çok meraklandım bak, oldukça empresyonist bir çalışma olduğuna eminim;p
Şimdi yatağıma gitmeliyim canım, burası (çalışma odasının bilgisayarındayım) çooook soğuk. Salona da geçmeyeceğim bu gece, yarın randevum var, erken kalkacağım. Biraz Palomar okur, uyurum, uyku hemen gelirse tabii;)
Çok sarıldım hepinize, canım benim.

Hendek dedi ki...

Bu yazıya kentsel bir bakış acısı ve puslu bir karlı gün demek istedim. ayrıca anlatımız ve yazını çok etkileyici olmuş. Bazen hayatın köklü saçmalıkları insanlara çok keyif verici anlarına sebep olmakta. Satırlarınızla bunu çok güzel anlatmışsınız.

justine dedi ki...

Teşekkürler, sevgiler.