(Olaylara başkasının gözüyle bakmak böyle bir şey olsa gerek. Fotoğraf Pixdaus sitesinden, comic book guy kullanıcısına ait.)
Kara Kitap bittiğinden beri, aklımda hikâye anlatmak var, nasıl istiyor canım hikâye anlatmak nasıl istiyor, bilemezsiniz. Bir hikâye anlatsam, yaşadığımı hissetsem, filan falan;p
Bir arkadaşla yazıştık geçenlerde, iyilik, sağlık, tanrı, varlık, yokluk üzerine lafladık. Yazıyla elbette. Bir hikâye olsaydı bu, nasıl anlatırdım acaba? Hmmm, koyardım iki mektubu alt alta başka da bir şey yapmazdım. Onun için Orhan Pamuk nobel ödüllü, ünlü bir yazar ve onun içindir ki zavallı Justine yarın yine nöbet tutacak!
Hızla mektuplara geliyorum. Aşağıya buyurun efendim;
O: ... Bu arada sana bir şey sormak istiyorum. Sen ruh konusunda benden farklı baktığın için sormak istiyorum. Red Thin Line filminde hatırlarsın bir monolog geçer: “Belki de tüm insanlık büyük bir ruhun parçasıdır. Herkes aynı ruhtur.” Buna benzer bir şeydi aklımda kalan. Gerçekten buna ihtiyacımız var mı? Bütün evrenin aynı ve tek olduğuna hep inandım. Evren sonsuz bir dönüşüm ve başkalaşım dinamiğidir. Ama ona bir ruh biçmek, belirli bir aşkınlık eklemek. Daha sonra doğal bir sonuç olarak ona kendi aklımızın sınırlarından daha öte olmayan bizzat bir yaratıcı, hükmedici uyarlamak. Kurallar dayattırıp abuk bir cennet tasviri ile ağız sulandırıp, yaklaşma cıs olur mantığından pek de azade olmayan bir cehennem ile de göz korkutmak… Gerçekten tüm bunlara ihtiyaç var mı? Arkeoloji okumuştun sen. Sen de biliyorsun ki tüm mitolojik-dinsel yaratımlar insanın sosyolojik evriminin belirli bir evresine denk düşer. Hiçte aşkın değildir. Egemenlik kavramı ile doğrudan ilintilidir.
Bu tarafını tartışmıyorum. Tartıştığım bizleriz. Yani bu egemenlik süreçlerinin dışarısında, kendi gerçekliklerini kavramış insanlardan. Gerçekten bizim bir ruha, yaratıcıya, cennete ve cehenneme ihtiyacımız var mı kendimiz olabilmek adına. Gerçekten bu hallerimizle dünyayı anlamak yetmiyor mu onu yaşamaya, sevmeye yahut korkunç nefret etmeye. Senin yazını okudum. Çok teşekkür ederim her şeyden önce. .................., neyse bu bölümü hızlı geçiyorum. İnceliğine minnettarım ve bunu tartışmıyorum ama “dua” gerçekten buna ihtiyacımız var mı? Kim bizlerden daha üstün ve aşkın olmayı hak ediyor. Diyelim ki var. Diyelim ki gerçek. Gerçekten ondan bir şey istememizi, en mahrem yanlarımızı ona açmamızı hak ediyor mu? Onun yarattığı bu cennetin ve cehennemin taşıyıcıları bizken, biz ağlıyor, biz gülüyor ve dövüşüyorken. B,z aşık oluyor, biz öpüyor ve biz kaybediyorken, yani nefesi çekende alanda bizken o tüm bunların neresinde de bizler ona sığınıyoruz? O senden daha mı güçlü sanıyorsun? Sanmıyorum.
.........................
Benim söylediğim şey bizzat senin için. Kendine ait koca bir gerçekliğin alanını daraltmandan duyduğum korkuyla ilgili.Haddimi aşmak istemem. Sadece zihninin bir yerlerinde en azından bunu da sorgulamanı isterim hepsi bu. İnan tanrı ya da tanrıların hiç biri senden daha merhametli değiller. Bırak onlar senin merhametine el açsınlar.Sonsuz teşekkür, ve sevgilerimle…
-------------------------
Ben: Ah canım;) (canım kısmına isim geliyor tabii;p)
"Zatıma mirat edindim zatını" lafını bilmez misin Çelebi'nin, hadi onu geçelim, "Bir yerde olup ikisi câlis/Ayineye girdi aks-ü âkis" sözlerini Galip'in. Kara Kitap'ın baş kahramanı Galip değil, Şeyh Galip'in. Hoş, ne fark eder değil mi? Galip Galip'in içinde eridiyse, o "o" olduysa artık. Ben tanrıysam canım, senin için ettiğim dualar benim gücümse, benden sana geliyorsa. Aracı bu kadar önemli mi? İsim, varlığın "tekil" hâli, bu kadar şart mı ki şerh koyuyorsun anlama?
Biliyorum, biliyorum ..., Arkeoloji'yi siktir et şimdi, hiçbir varlık tek başına aşkın değildir. Ne dualarımızı gönderdiğimiz, adına tanrı dediğimiz varlık mutlaktır, ne de duayı eden insan. Mutlak olan ikisinin arasındaki ilişkidir. Biri birini var eder, aynada görüntü çoğalır.
Benim dua'm sanaydı, aracıyı boş ver, duayı ederken, dilerken içimden geçirdiğim şey, iyi olmandı. Ötesi, önemli mi sence? Yeterince büyümedik mi, tanrı, varlık ve yokluk tartışmalarını gençliğin heyecanlı düzleminde yapmak için?
Merhametimi, sınırlarını, kendimi ve ötesini hiç bilmiyorum ..., çok bildiğim gibi. Çok şey biliyorum, hiçbir şey bilmiyorum. Benim tanrıyla kendimi kısıtladığımı sanarken sen, sakın bugüne kadar öğrenmiş olduğun mantık ve doğrularla kendini sınırlama. Benim gerçekliğim sonsuzdur, sen de öyle ol.
............
filan falan. İki yazıya da ne dil bilgisi ne de anlam olarak dokundum. Sadece özel meseleler ile ilgili cümleleri kestim, bir de isimleri, o kadar. Bunları paylaşmak istedim. Çünkü bence milyon yıldır insanlar bu konu üzerinde konuşuyorlar. Bir de burada dursun öyleyse. Şimdi hızla konuyu değiştirelim.
Ev çok sıcak, klimayı açmıyorum, o zaman da çok soğuk oluyor. Kışlık giyinmek lazım öyle bir soğukta oturmak için. Terliyorum, terledikçe ufalıyorum sanki, bira açtım, anında ısındı, yazık bana. Biranın altına koyacak bir şey bulamamıştım Beckett'ın Eşlik kitabını koydum, sanki Samuelciğim gülümsedi bir an, ya da ben deliriyorum;p Geyiği geçersem, ben Eşlik kitabını geçen İstanbul'a gittiğimde sahaftan alıp gece İzmir'e dönmeye hazırlanırken koltukta bir bira "eşliğinde" hızla okumuştum. Kısacık bir şey zaten. Fakat, çok tuhaf. Beckett'ın en tuhaf kitabı belki. Onun hakkında yazacağım yakında, unutmasam döndüğüm gibi yazacaktım ama kalmış öyle. Neyse, aklınızda olsun, okumadıysanız okuyun bana kalırsa. Sağlam kafa yapıyor.
Aşağıya koyduğum foto header fotoğrafında görünmeyen alt taraf için. Peri ayağıma ne giydiğimi merak etmişti, gizli saklı bir şey kalmasın dedim;p Aslında spor ayakkabı vardı ama içine giydiğim soket çorapların mavi olduğu, azıcık da olsa göründüğü için, o kadar da uyum olmaz olsun, olmasın, diye düşündüm ve o gün aldığım sandaletlerle çektirdiğim fotoyu koydum. Her şey dünyanın uyumu için, düzen ve sağlık kadar güzel şey yoktur dostlar, tavsiyem sandalet giyin. (hah ha, sandalet giydiğim gibi Romalı oluyorum, nedir problem acaba?)
p.s.: A, en önemli şeyi unutmuşum. Mektup, sahibinin izniyle buraya koyuldu tabii. Bira içiyoruz ama o kadar da sarhoş değiliz, çok affedersiniz;p