Salı, Aralık 21, 2010

uzun, karanlık gece; ama bak doğmuşum







Armenak konuşuyordu; "Bence kaldırmalı bu doğum günlerini / İnsan bir yas gibi doğuyor yeniden." Onu dinlemeye ben, çok eskiden karıncalı, sıcak, "küçük" bir günde başlamıştım. Elbette sarı. Huzur vadetmeyen, bunaltıcı bir sarı. Gogh sarısı desem, peh! çok havalı olur. Bildiğin sarıydı işte. Kirli. Şunu biliyorum artık, bazı insanların tuhaf bir defosu var, kalpte çirkin, acıtıcı bir hüzün. "Bütün coğrafyalarda karanlık bir Osmanlı" olmak. Tekrarın tekrarı bu. İnsan yaşamaktan bıkmaz. Sözler verilir, kendini sağlama almak için, biraz daha kolay dayanmak için, yok, yüzde ezbere bir gülüş. İlk önce tedirgin sonra gülümsüyorsun işte. Kimse anlamaz. Ya da sen farklısın ya "güya" onlardan, öyle sanmak işine gelir. İsa'nın ne zaman öldüğünü düşünüyorum bir haftadır, deli olabilirim, ölmedi diyorlar oysa. Otuzunu aşmıştı sanırım. İyimser bir bakışla, "eh, çarmıha da gerilebilirdin." diyebilirim. Derim yani, biliyorum ben kendimi. Şimdi otuz dört filan oldum sanırım, böyle durmaz tabii bu, gider elbet. Hemen ölmezsem. Keşke içmeyi bilen bir tip olsaydım, şöyle adamakıllı içseydim. Her doğum günümde deli gibi içeceğim diyorum. Sonuç, bir ya da iki bira.

"...Ya alkol olmasaydı. Bir uzun bardaklarımız vardı. Herkes birbirinden artardı
Bulanık, bungun artardı
Kuru gök, kuru bir yağmur bırakırdı sesimize
Çok uzaklarda çok düşündüğümüz bir şey solar solar solardı..."

Şeb-i yelda, ne şiirsel bir tamlama. Öyle ama, yalan mı? Hep söyleyesim geliyor, cümle içinde kullanacak bir durum olsa keşke. Bu gece bardayım, garsona bağırsam; "Şeb-i yelda kutlanıyor burada, tüm içkiler benden!" Hah ha, utanmasam bir ihtimal. Ben şimdilik sadece içimden söylemekle yetineyim; Şeb-i yelda, Şeb-i yelda, Şeb-i yelda...  Beynimde fısır fısır kelimeler.

19 yorum:

şenay izne ayrıldı dedi ki...

merhaba ve selam. iade-i ziyaret.

justine dedi ki...

Yani şenay, ya da ah şenay, insan bir doğum günü kutlar ama değil mi? Hah ha, şükret sadece bir biralığım henüz, şimdi çıkıyorum, dönüşte rastlasaydım selamına daha kötü bir kadın olurdum, inan.

Kibar da birisin üstelik, iade-i ziyaret filan:p

Neyse sevgiler, selamlar filan falan.

endiseliperi dedi ki...

justine,
kalinda diye bir kız var, o iyi içiyor: tezgaha dayanıyor, tekilayı dikiyor, çok hafif ürperiyor ama ifadesi hiç değişmiyor, sadece sağ elinin başparmağı ile dudağının kenarını siler gibi hafifçe dokunuyor. iyi içiyor. ben de içemem. bugün düşündüm, kadıköy'de sokağa çıkarılmış masalarda içiyordu millet, keşke iyi içen biri olsam.

justine canım, ne dediysen, anladım. bu sözler doğumgününde iyi gider insanın. hep hüzünlü, sarı olur insan, tuhaf bir haksızlığa uğramışlıkla, tuhaf bir suçluluk duygusu arasında gidip gelir. 34 hiç bir şey değil, insan hayata yeniden başlayabilir.

şu derin hüznünü çekiştire çekiştire örtüyorsun ya o neşe ile, ucu ucuna yetecek, bol bol yetecek o neşeden dilerim. hüzne bırakma kendini, bir b.k olmuyor, şık duruyor, ama kötü ediyor adamı, bugünlük hiç değilse s.ktir et.

kaba, kibirli, intikamcı, rezil ve sahtekar ve böylelikle aciz çok insan var, justine. hal böyleyken, niçin pes edecekmişsin ki. şahanesin.

mutlu yıllar, sevgiler.
canım.

endiseliperi dedi ki...

hah, şu tepedeki resmin ne kadar güzel. kakül kestirme sakın. ne güzel alnın var, örtme sakın.

öpüyorum çok. kaçıncı biradasın?;)

endiseliperi dedi ki...

yahu ne kadar dalgınım, buraya uğramadan önce arçil'e not kağıdına yazıp verdim; bana bunu indirsene, CD ye yüklesene,lütfen, dedim. after hours. sarajevo'da izleyeceğim. umarım.

justine dedi ki...

Peri,
canım benim.
Dışarıda yemek yedik Poliş'le, sonra koşa koşa eve geldik. Ev sıcak dedim ona, boş ver gitmeyelim bara filan:) Şimdi pijamalarla oturuyoruz, bira aldık içeriz belki. Yani, demem odur ki, daha bir biradayım:p

Teşekkürler, sarıldım.

Clea dedi ki...

justine canım,
bira, içmek filan dediniz aklıma "daha çok bira" kitabı geldi bak. okuyacağım daha, sırada o. adı çok hoşuma gitmişti. neyse canımcığım öyle çok içmek filan güzel tabii, o sarhoşluk hissi, kafanın iyi olması, bedenin hafif salınımı vs. ama ertesi sabah baş ağrısıyla uyanmak çok beter. o baş ağrısı olmasın biz hep içelim:) son olarak bir de buradan kutlayayım; nice mutlu yıllara canım, iyi ki varsın sen!

Cüneyt Karakuş dedi ki...

Şimdi okudum yazını ve yine beğendim... Ama maksadım doğum günü kutlamak. Tesadüf, en yakın dostumun da doğum günüdür bugün... O'na şöyle demiştim: "Doğmak? Uzun ve karışık bir sürecin çizgilerle devam edecek olan ilk ânı... Hepimizin hayatında çizikler olduğunu bilerek, anlamlı ve derin çizgilere kaldırıyorum elimdeki bardağı!"
Evet şimdi de senin için kaldırıyorum bardağı...
İyi ki doğdun ve nice keyifli yıllara!

Clea dedi ki...

eklemeden edemeyeceğim justine, şöyle adamakıllı içmek "Terribly Happy" filmindeki gibi olur. göz göze bakarak arka arkaya fondip!

justine dedi ki...

Clea, canım sen de iyi ki varsın, sağol. Ve senin doğum günün ne güzel, sıcak günlerde değil mi?:)

Terribly Happy filmindeki o sahne hoştu, nasıl içiyorlar, anlayabilsem bir de!

Sarıldım, çok.

justine dedi ki...

Cüneyt,
çok teşekkür ederim, içtin mi gerçekten benim için?:p

Sevgiler.

Cüneyt Karakuş dedi ki...

İçtim tabi:)

justine dedi ki...

Cüneyt, yaşasın ve yarasın! o zaman:)

Adsız dedi ki...

canım, sana çok eskiden yazmıştım, belki de hatırlamazsın:

"Hangi esrik kıskançlık saplandı yüreğine,
Kimin mirası sana bu baygın bakış?
Senden donuk değil gözlerine bakan heykel,
Daha yorgun değil senden bu serkeş rüya.
Kaknüsten ödünç alıp bu alevli sanrıyı,
Tüm eğretiliği bir ur gibi heybeme yükledim.
Durma,aç kapıyı Medusa!
Yılan saçlarını öpmeye geldim.
Yakışmazdı cehennemden gelen deliye,
Bir tutam pembe sardunya.
Aç kapıyı,
Kaçıp da Persesus’un giyotininden,
Sana bir çift zehirli göz getirdim."

aç ve mecalsizim, yine de önce sana yazmalıydım, okuduğumu anlamaktan aciz bile olsam :) karasu'nun aylarca çantamda gezen troya'sı bittiğinde sadece başındaki iki üç sayfayı sevdiğimi fark etmiştim. doğum'du bölümün adı, demir kokan, sıcak, ter içinde bir doğum. okuruz bir gün beraber. sevinilesi bir şey mi ki doğum? eğer varlığı olumluyorsak, eh, öyle olsa gerektir. peki tüm bohemlikler, varoluşsal acılar epeyce yalan dolan olmaz mı öyleyse? spinoza'cığım yukarılarda bir yerde gevrek gevrek gülümsüyor şimdi :) weltschmerz ve conatus'un arası bulunamaz mı peki? denemeliyiz hiç değilse. değil mi? sevgilim?

senin,
c.

Adsız dedi ki...

Sen benim kardeşimsin,canımsın,çocukluğum,gençliğim ve yaşımsın! İyi ki doğdun!
serap

justine dedi ki...

C.,
doğum günleri sevinilesi bir şey midir onu bilemem ama önem verilesi bir şey olduğu kesin. Ben buna inanıyorum ya da. Ve elbette tüm bohemlikler, varoluşsal acılar yalan dolandır. Bunu bilmiyorsan benimle işin ne?:p
Ha, sevgilim?

Sarıldım, çok.

justine dedi ki...

Canım Serap, ah hep didiştiğim canım ablam! Seni çok seviyorum ben.
Sarıldım, çocukluğum ve tüm sevgimle. Canım.

Londoner dedi ki...

Geç olsun güç olmasın... Benden de iki beyit gelsin. Ben ilkini Yahya Kemal'in diye hatırlıyordum ama değilmiş.:) Kime ait olduğu konusunda da değişik görüşler var (Sabit, Fuzûlî, Lâedrî ve benim Yahya Kemal'i sayarsak dört oldu şimdiden):) Ah kitaplarım, diyorum ben sana...

İkincisinin Yahya Kemal'e ait olduğuna eminim ama...

"Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkıt ne bilir
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat"


"Şeb–i yeldada uzar haşre kadar kıssa–i aşk
Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leyla söyler"

justine dedi ki...

Ah Londoner, çok severim o dizeleri ben. İlk beyitten bahsediyorum, çok bilinen hani:) Fakat, diğerinin de kime ait olduğu konusunda şüpheler var, biraz baktım şimdi.
Ve teşekkürler, geç olmasını boş ver, düşünüp yazdın ya.