Cumartesi, Şubat 05, 2011

bir "püf" sesi




"...
Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri
Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler.
Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar.
Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular
Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler,
iğnelerine iplik geçirip beklediler
..."

Turgut Uyar/Terziler Geldiler

Kibritçi Kız, rahatsız bir kafanın masalı ve kim ne derse desin ben o masalı çok seviyorum. Hayır, söyleyen var onun için böyle tepki vererek başladım. Laf söyletmem. Dün gece yazacaktım ama olmadı, Kaurismaki'nin "The Match Factory Girl" diye bir filmi var, biliyor musunuz? Müthiştir. Komik, tuhaf, hüzünlü. Çok eskiden seyredilip aklın bir köşesinde kalmış yine. Sıkıntılıydım, bira içiyor ve zamanın geçmesini bekliyordum. Çok gülmüş, çok üzülmüştüm kızın durumuna. Tekrar seyretsem? 



Iris ailesiyle yaşıyor ve bir fabrikada çalışıyor, vardiyalı, rutin. Gündüz iş var, geceler televizyon karşısında delirecek kadar sıkıcı. Bir eğlenceye gidiyordu, silik hatırlıyorum. Yanındaki herkes dansa kaldırılıyor bizim kibritçi kıza yanaşan olmuyordu. Eğlenceli, ritmik şarkılar, içilen meyve suları, kalbe yerleşen keder. Alt tarafı bir dans oysa. Üstü; beğenilme, bir eylem, yaşadığını fark etme çabası. Filmleri anlatmayı sevmiyorum, çok güzel bunu söylesem yeter sanırım. Seyredin, kibritçi kızı bir daha anlarsınız fena mı?
        

(Iris, bir elbise beğeniyor, biriyle tanışıyor ve en sonunda dans ediyor. Film ağlak değil sakın korkmayın, sadece Otomatik Portakal seyrederken ağlanıyor, o kadar. Sonu çok eğlenceli ayrıca, ben kahkahalarla gülmüştüm.)


(Meyve her şeye iyi geliyor, mis gibi vitamin işte. Ve Kubrick ağlatıyor!)
Bu günlerde neden hep o sesi duyuyorum ben, kibritin sönen hâlini? Ne tuhaf.

p.s.: Yukarıdaki heykel yine bir mezarlık heykeli. Bayılıyorum onlara, çok güzeller. Ayrıca, filmin buradaki sahnelerini özel olarak capture ediyorum, kıymet bilin yani:p Son olarak; Aki Kaurismaki sevimli adam,  sense of humour'ı var üstelik. Ki çok kişide olmayan bir özelliktir bu, bulunca, yapışıyorum. 

4 yorum:

endiseliperi dedi ki...

alalaaa, ben yine hatırlamadım. bir dönem kaurismaki filmleri izledim halbuki ve yarattığı atmosfer damağımda ama bu filmi hatırlamıyorum. ne tuhaf.izlemek lazım yeniden.

sevgiler.

justine dedi ki...

Peri lütfen izle canım bu filmi, çok gülecek, çok üzüleceksin. (hastayım evet:p) Sonu müthiş, nasıl güzel bir çözüm, ben bayılmıştım.
Sarıldım çok.

Engin Firol dedi ki...

Sinemanın Dili
Uzun uzadıya bir şeyler yazmak geliyor içimden. Yazamıyorum Dün gece de aynısı oldu. Bu filmi izledikten sonra sanki hiç susmayacakmışım gibi saatlerce yazacaktım. Ancak tek kelime yazamadan öylece uyuyakaldım.
Sürekli gözüme çarpan ve izlemem gerekiyor dediğim filmlerden biriydi Tulitikkutehtaan tyttö - Kibritçi Kız - The Match Factory Girl.
Senaryosunu da kendi yazan yönetmen Aki Kaurismäki konuşmadan da çok şey anlatılabileceğini gösteren bir yönetmen oldu benim için. Iiris karakteriyle Kati Outinen'in gösterdiği etkileyici performansı da takdirlik.
Öyle içimde kaldı ki hala yazacak bir şeylere dilim varmıyor. Çok iyiydi.
Sinemanın dili dememin nedeni bu. Her şeyi konuşarak anlatmak gerekmiyor. Konuşmadan da çok iyi şeyler anlatılabiliyor. İletişim çağında olduğumuz bu modern zamanlarda konuşarak bir çok şeyi çözemiyorken üstelik.

justine dedi ki...

Sizinle aynı düşüncedeyim; bazı filmleri, bazı kitapları anlatmak zor, ya da anlatmaya gerek yok. Susarak birbirimizi anlıyoruz.

Teşekkürler yorum için, sevgiler.