Pazar, Şubat 20, 2011

haberler idare eder, fena değil. aman niye zorluyorum, iyi işte!



Tatil bitti, bitiyor. Yarın akşam nöbet var yine. Olsun, ne yapalım yani, gider tutarız. Şimdi oturuyorum ya, koltuğumda sessizce. Yeter.

İzmir hep sakin, akşam şehre yaklaşırken hissettim dinginliğini. Nerede İstanbul'un koşuşan, aceleci, çok meşgul hâlleri, nerede İzmir'in sayfiye görüntüsü. Bu bana çok tuhaf geliyor. Son gecemde şöyle bir durup baktım o kalabalığa (evet, bir tepeden bakamadım ama, koca şairle yarışamam tabii:p), ne büyük yorgunluk! Çok seviyorum ama, sanırım yaşamak için fazla kalabalık İstanbul. İşten o gürültüyle beraber çıkıp eve yürüdüğümü düşünmek korkutucu geliyor. Eskiden böyle değildim, hem gezer büyüsünü yaşar hem de güzel güzel otururum işte, ne var  filan diyordum. Şimdi istemiyorum. Ayrıca insanları da nazik ve güler yüzlü değil, ki en önemli şeydir bu. İzmir size hep gülerek bakar, olmadı ben bakarım, yerseniz:p

Sonra sonra, ne vardı anlatacağım, hah tamam;

......

"Şu gördüğün fışkınlar arada bir
budanmazsa narın dibinden,
bak dokun, dikenleriyle, çalılığa
döner koca bir bahçe. Her şey
aslına eğilimlidir doğada,
gelip geçicidir çünkü insanoğlunun
kurduğu düzen, bakım ister. İlişkiler de
öyle, sık sık başbaşa verip konuşmak
gerektirir bazı konular, bu bir tür
ayıklamadır. Gün olur boğazımızı yırtarak
yutulur ya sanki bir söz, temizlik
zamanı gelmiş demektir. Yoksa yanına
yaklaşılamaz olur, şu dalda  gördüğün
güzelim meyve gibi, ruhlarımızdaki öz.
Bizi yeniden yaşama döndürecek şurubuna
ne çok susamışızdır oysa."

Duru güz ikindisine düşüp
saçılıveren-Eyvah!, lekesi çıkmaz!-
çocukluk günlerinden bu anımsama.
Adımı seslemiş, sonra susmuştun. Ah, ben
dişlediğin meyvenin ekşisidir sanmıştım o zaman
yüzündeki burkulma?"
                                           n. ağıl/konuşulmayan


Huzurluydum, arada yanlış anlamalar, kısa süreli kırgınlıklar oldu. Olur. Bazen konuşunca, bazen hiç konuşmadan geçmeli sessizlikler. Biraz ışık vuruyorsa kırılan yerin üstüne, görüyorsun sorunu. Yoksa karanlık. Hem, hep bildiğin, doğduğun günden beri sana öğretilen. Neyse, sarılınca geçiyor.

......

Akşam Şvayk'ı anlatsam, Conrad'a zaman ayırsam biraz, ne hoş olur. Bir erkek bu kadar bekletilir mi hiç? Saçmalık benim yaptığım, Conrad, onu okuyacak kadınını uzun bir süre bekledi, onu daha fazla ihmal etmemeliyim:) Bana müsaade, kaçtım!

12 yorum:

Vuslat AKTEPE dedi ki...

İyi mesailer o halde...

justine dedi ki...

Teşekkürler Vuslat, yarın içinse dileğin tamam da diğer yazdığım şeyler için söylediysen hiçbir şey yapmadım inan:)
Hoşçakal.

endiseliperi dedi ki...

hmmm... içimde hafif bir burkulma, sen conrad diyince, hem de öyle diyince...
:)şaka şaka.

dün mentalist'te patrick ormanda neşeyle yürüyordu da o diyordu, ağaçları kendi haline bırakınca onlar ne yapacaklarını bilir, diye. şiiri okuyunca o geldi aklıma. eskiden sanat dediğin belli adreslerde olur, onlarla sanata ererdin, ama şimdi dandik dizilerde bile sanat...

hem buluta bakıyorsun aklında bir şiir, yok, süt taşıyor, bir satır... ne bu yaa... bomboş duramayacak mıyız, her bakıştan bir mana... şimdi aşık bir çiftin birbirine yoğunluğundan çıkan yorgunluk bunaltıcı olabilir tabii. insan bazen birlikteyken bile sıkılabilir, susmak isteyebilir, onaylamayabilir, yanlış anlayabilir... yani neticede iki ayrı insan, olağan bu. kaçak kızabilir belki ama anlatayım; bir seferinde tartıştık, ciddi bir tartışma ve öylece masada karşılıklı sus pus kalakaldık. ne geriye ne ileriye tek adım atamıyoruz. kim kimden daha kızgın o da belli değil, hani öyle olsa az kızanın görevi olur barışma hareketini başlatmak. kaçak genelde alttan alır da, ne tepki vereceğimi de bilemedi galiba. kağıt kalem vardı, sana sarılmak istiyorum ama gururum izin vermiyor buna, gibi bir şey yazdım. yani, durumu yine başka bir kanaldan ona bildirmek istedim, canım arkadaşım çünkü o benim. gelip sarıldı, ben de her zamanki gibi ağladım, sonra özür dilemeler birbirimizden. asla, asla, bir daha asla tartışmayacağım, seni üzmeyeceğim...:)

hmmm... özlemişim çok. insan kavga etmeyi bile özleyebiliyor.

allah kavuştursun, diyorum justine'ciğim. istanbul demek öyle ha, valla burası sakin ya hiç farkında değilim:)öpüyorum çok.

justine dedi ki...

Canım, sağol anlattığın için ve ben sana bir anlatacağım, pir anlatacağım:) Hah ha, "hayat zor korkuyorum!" Bu hikayeyi bilir misin? Onu da anlatırım duymadıysan.

İstiklal'de olmadığını biliyorum, ben bu sefer 'genelde' oradaki cafelerden birinde oturdum. Peripetie (adını sevdim), Mihrimah sultan (buranın hatırası var:p) vs. vs. Sen Kadıköy'de oluyorsun çoğunlukla, ben geçen gittiğimde hep oradaydım. Yatılı okurken de oralarda dolaşırdım ya, tuhaf bir yakınlığım var Kadıköy'e. Neyse uzatıyorum yine, bu sefer Kadıköy'e gitseydim aklımda sen olurdun, sen de benim gülüşümü görürdün ihtimal:)

Biz aslında daha çok evde oturduk. Yine de o kadar oturmaya az sıkıntı oldu inan. Sayemde, desem:p Sana biraz kızıyor olabilir, biraz da seviyordur kesin. Hayat hep biraz zaten, onun da suçu yok:p

Canım benim, sarıldım.

endiseliperi dedi ki...

kim kızıp, kim seviyor beni, hayat mı? bana mı!? hayat kim! yabancılaşmaya bak, ölmüş birisi:)yok, hayat zor, korkuyorum, hikayesini bilmiyorum.

dediğin kafeleri de hiç bilmiyorum. ben kaktüs'ü, pia'yı, kave'yi bilirim, o kadar.

öptüm.

Buket dedi ki...

evine hoşgeldin justine...

justine dedi ki...

Ben anlatırım sana Periciğim, saçma bir şey zaten. Ölme sen ayrıca, yabancılaşmak ölmekten iyidir:p İyi midir!? Yuh bana:)

justine dedi ki...

Sağol Buket, hoş buldum ayrıca:)

Adsız dedi ki...

Canım kardeşim,
Şu an o kadar kuyu ki içim. Düşmekten korkuyorum, üstelik başım dönüyor. Seni çok özledim. O kadar kısa değdin ki İstanbul'da bize. Ben bir gece erken geldim Zonguldak'a. Fırtınalı Karadeniz, kirli hava, çocukluğumdan kalan bölük pörçük bölge fotoğrafları!
Bayıldım burda, şimdi, şu anda!!
Senin neşeni yerim ben:)) Sen kesin Alaplı'yı da hatırlıyorsundur şimdi:))

serap

justine dedi ki...

Ve orada denize girme maceramız. Alaplı, kuyu belki de orası. Sakın düşme hayatım, Lily tüm tatlılığıyla hayatımızda. Bizim meleğimiz o. Seni seviyorum canım, çok sarılıyorum. Kendini yıpratma lütfen.

Cüneyt Karakuş dedi ki...

İstanbul'da yaşayan birisi olarak gerçekten karmaşa kenti ve karmaşanın parçaları da garip insanlar topluluğu... Ne güzel işte, döndüğün kent İzmir!

justine dedi ki...

Evet Cüneyt, İzmir sakin. Fakat nöbetler kötü, çok kötü. Sevmiyorum ben işimi ve bundan kurtulacak bir şey de yapmıyorum. Yaptığım şeyleri de yarım bırakıyorum. Of, ne istikrarsız biriyim ben. Yay burcu öyleymiş deyip avunsam:)

Sevgiler çok, unutma buraları. İşler hiç bitmez, bilirsin.