Pazar, Ekim 31, 2010

"bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar."


Ben Edip'i çok severim. Öyle böyle değil, çok çok severim. Her yerimde izi vardır. Bütün anlarımda, tüm yaşımda, gittiğim her yerde, ömrümde kalıcı izi vardır.

"Tanrım
  Ona bir salıncak!",

diye bağırdığı Salıncak şiirini bilir misiniz? Ben iyi bilirim. O şiirle ilk karşılaştığımda on altı, on yedi yaşlarındaydım. Yatılı okuldaydım, çocuktum. Nasıl vurulduğumu anlatmak zor, sözlerin kalbimi delip geçmesini, yaralanmamı. Büyük bir odayı gösteriyordu bana, bahçeye açılan bir penceresi olan. "Gün tanrıları" diye bilmediğim şeylerden bahsediyordu. Öğrendim çok sonra, bir otel odasında, günün her saniyesinin ayrı bir tanrıya ihtiyacı olduğu, tuhaf zamanlarda.

"Kadın
 Sessizlik." 

böyle fısıldıyordu adam, nasıl öğrenmişti bir kadının yokluğu sağmasını, nereden duymuştu?

"Çok çabuk geçmek için şu olup bitenleri
 Bir daha, bir daha, bir daha
 Unutmak unutmak unutmak
 Tanrım!
 Taş kesilmemek için taş
 Bunu evrenin sonsuzluğu diye yorumlar varlığı olmayan bir söz"

Bir kadın, yokluğun orta yerinde, en gürültülü zamanında, bir hiçe yaslanırken taş kesilir elbette, o biliyordu. Sadece çıkmak istemiştim, gidilecek yer yoktu üstelik, görülecek bir şey, konuşulacak kimse, ama o otel odasından çıkmak, kurtulmak istemiştim. Telefonun çalmasını, kapının açılmasını, bir bağırtıyı, kazayı, fırtınayı duymayı beklemiştim. Çok uzakta küçücük, sanki yokmuş gibi, ama yine de görünen bir dükkân hatırlıyorum. Bir gazete bayi, dergi filan da satılıyordu, kasabanın dünyaya açılan kapısı, herkes için ayrı bir kurtarıcıydı. Poşet dergiler, siyasi gazeteler, sinema, çizgi roman hepsi orada satılırdı. Benim odam, bir saat kulesine bir de çok ötelerden o dükkana bakardı. Saat kulesine baktım, altında toplaşan çocuklara, gülüşmelerine, poşette satılan bir derginin onları keyiflendirmesine, ötesine daha ötesine baktım. O kasabada on sekiz yaşındaydım.

"Kadınsa kımıldamak ister, olmaz
 Yer değiştirmek ister, olmaz
 Solumak birdenbire
 Gene olmaz
 Olacak bir şey boşuna aranır, boşuna boşuna boşuna
 Bir kaya daha çatlar
 Başlar ufacık taşlar yuvarlanmaya"

Taşlar orada, o bakışımda yuvarlandı, biliyorum. Duymadan önce, karlı bir günde, o tepeye yürümeden önce, orada yuvarlanmaya başladı. Oturup bir çay içerken, -ama oturup bir çay içilmezdi orada- beynimin içinde karşımdaki konuştukça yuvarlanıyordu taşlar. Bir dursa, dinleyecektim. Her söyleşiden sadece bir cümle, bir kelime kalır aslında, bazen işe yarar bazen o da unutulur. Taşların sesini unutmadığım gibi, o sesi de unutmadım. Bir cümlelik ses. Beni düşünen, iyiliğimi isteyen.

"Tepeden tırnağa beyazlar giyinmiştir kadın
 Ne var ki bir kadın gibi değil, bir aşk, bir umut gibi değil
 Bir aralık gibi durur dünyada"

Bu dünyada bir aralık gibi durmak nedir, artık daha iyi biliyorum. Otuzlu yaşlarımdan bakarken geriye, eski zamanıma, silik silik görüntülerden yorulduğumu ama sıkılmanın her şeye rağmen iyi olduğunu biliyorum.

"Bu dünyada can sıkıntısının bir başka anlamı var baylar."

Edip Cansever'i çok seviyorum. Şiirlerini, deli gibi seviyorum orası tamam, fakat ben Edip Cansever'in kendisini, bu dünyadan geçmesini, her şeyini, varlığını çok seviyorum.

"Sonra ne? Sabah! İyi bir gün başlar ne de olsa"

Bunu bana söyleyen adam, -sabah sabah- sana sesleniyorum, seni seviyorum.

* Bu yazıyı yazarken hep, "beni hoyrat bir makasla, ah eski bir fotoğraftan oydular. orda kaldı yanağımın yarısı, kendini boşlukla tamamlar. ah omuzumda bir kesik el, ki hâlâ, hâlâ durmadan kanar." sözleri döndü durdu beynimde. "kavaklar" çaldı işte, sessizce bir köşede. Ben yine de Nazan'ın çok sevdiğim aşağıdaki şarkısını (ağlama gönlüm) koydum buraya, neden bilmiyorum.

5 yorum:

Adsız dedi ki...

"Şu Küçük Şey

--İndirdik mi suya denizi
--İndirmedik suya denizi
--İndirdikti suya denizi

Buruk ve unutulmuş yapıyor beni
Şu akşamüstü, şu küçük şey
Çökerken sisleriyle-küçük vapurun kamarasını andıran-
Dilsiz ve gücenmiş bir öykü gibi.

Nice sözler vardır -belli belirsiz- bir yangın yerine benzer
Ara sıra kokusunu duyarız
Ve aşklar şekilsiz eylemlerdir gün günden
Biçilmemiş bir çayırdır bütün yaşam
Durumlardır çünkü akılda kalan yalnız."

O adam, seni seven.

Cüneyt Karakuş dedi ki...

Güzel yazı, ama ben hâlâ What Ever Happened Baby Jane'i bekliyorum:)

justine dedi ki...

Sevgili "adsız", ne hoş şiirdir o, severim.:p

Cüneyt, sayende yazacağım filmlerden biri kesinleşti, ama kim bilir ne zaman?:)

Sevgiler.

Cihan dedi ki...

Yazı bir şiire olan hayranlıktan çok samimiyetiyle hoşuma gitti. O şiirle yaşamak söz konusu. Bende de "Seninle bir zamanlar istasyonları dolaşırdık bir bir" dolaşır hep "Bir MEndil neden kanar" diye sordum ben de yıllarca, "bir aralıkta yaşamak" gibi. İnsanların şarkılarını, şiirlerini kaybettikleri bir zamanda ne büyük bir mutluluk anlatıyorsun bize aslında. Bir şiire ait hissedebilme aidiyeti...

justine dedi ki...

Cihan,
şimdi çok hastayım, yatakta yatmak yerine buraya geldim, öylesine bakınıyorken bu mesajına cevap vermediğimi gördüm.

Sözlerin için teşekkürler. Ben "bir mendil neden kanar?" diye sormayan bir insan olamaz diyorum. Edip'i bilsin ya da bilmesin. Belki de hâlâ çok naifim. Yok yok hastayım ben, ondan böyle oldu bugün:)

Forumunuza mutlaka uğrayacağım, daha iyi olduğum ve yazmak istediğim bir gün. Şimdilik hoşçakal.