Çarşamba, Nisan 20, 2011

dinlenme günümde çöpçatanım Sartre'la

(nihayet "geçtiğimiz" kış diyeceğimiz zamanlarda, hipodromda.)

"...
Bugün bile, bu küçük kusur var bende: teklifsizlik. Kolej arkadaşı gibi davranıyorum bu ünlü ölülere; Baudelaire üzerine, Flaubert üzerine teklifsizce söz ediyorum ve bundan dolayı beni ayıpladıkları zaman içimden hep: "Karışmayın bizim işimize. Sizin dâhileriniz benim malım oldu, elimde tuttum onları, tümünü saygısızca, tutkuyla sevdim. Şimdi onlarla konuşurken eldiven mi takacağım?" demek geliyor. Ama Karl'ın hümanizminden, bu din adamı hümanizminden, her insanın tam bir insan olduğunu anladığım gün kurtardım kendimi. Ne hüzünlüdür iyileşmeler: dil sihrini yitirmiştir; kalem kahramanları, eski benzerlerim, ayrıcalıklarından sıyrılıp herkesle aynı sıraya girmişlerdir: iki kere taşıyorum içimde onların ölüm acısını.
..."
j. p. Sartre/Sözcükler (de yayınevi-çev; Bertan Onaran)
 ----------------
-Buraya koyduğum şarkı Tennessee Ernie Ford'un Sixteen Tons'u. Johnny Cash de güzel yorumluyor bu parçayı ama ben bu söyleyişe bayılıyorum. Bu şarkıda dans edilir işte, tabii  yine tek başına;)

12 yorum:

Buket dedi ki...

JUSTINE, kendi kendime bir fanzin çıkardım geçengün.ama verecek, paylaşacak kimse bulamadım.onda da sartre\sözcüklerden ben de birşeyler yazmıştım,burayada ekliyorum.
"Eğer birisi benim her rüzgara açık kafamın içine girebilseydi, orada birkaç büstle, yanlış çarpma cetveliyle, oran kurallarıyla, ilçeleri bulunmayan 32 il ile, rosarosarosaerosaerosa denen bir gülle, bazı edebiyat ve mimarlık anıtlarıyla, sütunlara kazınmış bazı ince özdeyişlerle ve kimi zaman bu kasvetli bahçe üzerinde sürüklenip duran sisle kaplı sadist bir düşle karşılaşacaktı."

Buket dedi ki...

Bu arada önerdiğin müziğe videomu yaptım,beğenecekmisin? keyfimizi getirir ümidiyle :))

Adsız dedi ki...

marianne!

c.

justine dedi ki...

Buket canım, arkadaşlarına dağıtsan yanında olan. Ya da ne bileyim, bıraksan kafelere filan, hem daha güzel, sürprizli bir şey olur. Ben kahve içtiğim yerde, binbir heves ve istekle hazırlanmış bir fanzinle karşılaşsam çok mutlu olurdum inan.

Videoyu ve küçük hanımları izledim tabii, eline sağlık harika bir annesin sen. Günümüz çocukları çok şanslı bu arada, benim bir bebeklik fotoğrafım bile yok.

Keyfim iyi bu gece, ama ne zaman gidip geleceği belli olmuyor kendisinin, arıza biraz;p

Sevgiler.

justine dedi ki...

Hah ha!
C., bu kahkaha Nasıralı İsa için.

Deli;)

endiseliperi dedi ki...

ne hoş fotoğraf bu, justine! çok güzel çıkmışsın. çöpçatan filan diyince, özel adresine bir post gibi düşünüp bir şey demedim.

öpüyorum çok. sevgiler.

justine dedi ki...

Peri, hoş çıktığım fotoğrafları koyuyorum zaten;) Geçenlerde hastanede bir arkadaş header fotosu için çok hoş, çok güzel, ne kadar farklı çıkmışsın filan dedi. "Ne o, benzemiyor muyum ben o fotodaki kadına?", dedim. Yok, benziyorsun da o fotoğraf çok güzel olmuş vs. vs. diye konuşuyordu, siyah beyaz yap beni, yüzüme de beyaz bir ışık ver, moralim de düzgün olsun, hatta hasta filan da gelmesin gör bak nasıl olurum dedim gülerek, dalga geçtik, güldük işte. Nöbetlerde kararıyorum, ışığım gidiyor, dışarıda daha iyiyim dedim. Header fotosunu seviyorum. Işıklı bir şey gibi geliyor bana, değiştirmiyorum uzun süredir, alıştım da -sanırım-. Diğer fotolar, daha puslu, daha sakin daha mütevazı. Onlar; bankta oturduğum, İzmir güneşine bakamadığım renkli foto, alışverişte çekilenler ve bu hipodromda olduğum biraz daha kontrastsız ve daha dingin. Bu günlerde gülemiyorum ben.
Peri, ihtimal öleceğim bugün. Hah ha "ölücem" yerine "öleceğim" yazan biri ölmez deyip, işi bulandırma! Bunalıyorum, gözlerim doluyor, bir tuhafım yine. Çay içerken üstelik. Hay allah.
Sarıldım, biraz oturayım kalkacağım. Dışarı çıkınca düzelir.

endiseliperi dedi ki...

:)
çok gençkene gene, bir arkadaşım bunalım bunalım konuşuyordu; intihardan filan söz ediyordu. kazağının içine giydiği gömleğin sarısı ile çorabı aynı renk baktım. sana bir şey olmaz, merak etme, dedim. olmadı da nitekim, budağeşte de ihtisas yaptı, uzatmalı sevgilisiyle evlendi, kızları oldu, fenerbahçe kazanınca coşuyor ve tv ye çıkıp çocuk psikolojisi konusunda gayet gelenekçi, basmakalıp, sonunda ehehe diye güldüğü analizler yapıyor. ben onun geleceğini o çoraptan çözmüştüm:)

dışarda düzelirsin. ben çıkınca çok konuşkan, çok gülen, çok neşeli biri oluyorum. tezgahtarlarla şakalaşıyorum filan. gören, hayat sana güzel, der bana. bana bir şey olmaz. sana da olmaz:)

öpüyorum, neşelen çabuk.

endiseliperi dedi ki...

ben bu header fotoğrafını pek sevmiyorum aslına bakarsan. ama ben sükuneti severim de ondan. önceki, balkondaki olsun, belki mutfaktaki olsun, bu olsun, bazı birkaç fotoğrafın var, onları daha çok seviyorum.

benim sevmem mühim değil, sen iyi ol.

sevgiler.

justine dedi ki...

Peri, bir kere de, bir şeyi sev lütfen canım;p

Şaka yapıyorum, header fotosuna bayıldığını söylemiştin aslında bir zamanlar, olur ama, değişmiştir fikrin. Elbette benim sevmem önemli o doğru, fakat bu fotoda sükûneti bozan bir şey olduğunu düşünmedim ben, şimdi -senin yorumunu okuduktan sonra- bakınca. Sakin sakin gülümsemişim işte, kahkahalı bir fotoğraf da koyabilirdim şükret bence.

Ben intihardan bahsetmedim, yanlış anlaşılmasın. İntihar konuşulacak şey değildir. İhtimal öleceğim dedim. Öyle derim ben çok sıkılınca, bugün kesin ölürüm, filan derim yakınlarıma. Gülüp geçeriz tabii. Bir de inan bana hiçbir zaman "ehehe" diye gülmem ben, içini serin tut, olsa olsa "hah ha" filan diye yazarım, o da yazıda kalır. Kısaca, uğraşsam geleceğim arkadaşınınki gibi olmaz. Çorap işine benzemez benim işim özetle:)

Çok neşeliyim şimdi.

Sevgiler çok.

endiseliperi dedi ki...

hmmm!
anlamamışsın. neyse.

justine dedi ki...

Haklı olabilirsin Peri, ve 'neyse'yi severim.