Perşembe, Nisan 21, 2011

dün roma, bugün hatay, yarına allah kerim

(bakın hüzünlü Justine, görece tabii)


Dün gece, saat dört gibi, belki daha da geç bir filme başladım. Aslında tam anlamıyla yatma pozisyonundaydım, yatakta uzanmış laptop'ı yanıma almıştım ama uyumadım tabii. Ne şaşırtıcı! Habitación en Roma (Room in Rome) filmini seyrettim, saat beşi geçerken bıraktım, sonu kaldı artık, olsun. Julio Medem'in yere göğe koyulamayan Lucía y el sexo filmini de beğenmemiştim (berbattı!) aslında, kötü bir seçimdi bu yüzden. Ama o saatte de sadece bu tarz bir film giderdi sanki, ne bileyim. Neyse, filmde iki kadının -birbirini daha önce tanımayan- bir gecelik ilişkisi anlatılıyor. Filmde kadınların orgazm sahneleri o kadar yapay, yapmacık, komikti ki, gülsem mi ağlasam mı şaşırdım. İkisini de yapmadım tabii, biraz doğrulup, elma yedim;p Dişiyle dudağını hafif ısıran kadın, iki saniyede atılan zevk çığlıkları, estetik bir pozisyon olsun diye oluşturulan anlamsız duruşlar, yok dostum yok bu kadar da değil diyerek saate bakmama ve filmin sonunu beklemeden uyumama neden oldu tabii.  Bir iki şiirsel söz, kadınların birbirlerine devamlı hikaye anlatmaları (bkz; binbir gece masalları), yalan söylemeleri, otel odasının güzelliği sayesinde kurulan sanatsal kareler hoştu, Roma'ya gidersem bir gün öyle bir otelde kalayım bari dedim, bu film sadece bu işe yaradı benim için, o kadar.

Kadınlar konuşup, ara ara sevişirken Rus olan bir vibratör istediğini ve ancak bu şekilde bir şeyler hissedip, boşalabileceğini söyledi. Daha maskülen olan diğeri, aramıza giren erkeksi şeylerden hoşlanmıyorum diyerek oldukça feminist(!) bir söylemle bu isteğe karşı çıktı. Küçük şarap şişesi önerisini ve diğer komik seçenekleri de aynı şekilde reddedip, sevişirken parmağını "elbette" kullandı! Gerçek kadın nasıl "olmalı", nasıl mutlu olunur soruları, bu filmde de gösterilen, bu tarz kelimelerin ve ön yargıların hayatı (belki ilişkiyi) şekillendirmesi şaşırtıcı. Beauvoir, Kadınlığımın Hikâyesi adlı kitabında kendisinden hayli genç (on yedi yaş küçük) bir adamla yaşadığı ilişkinin onu ürkütmediğini, Sartre ile olan ilişkisini bozmadığını, ama bunun, onun hayatında sürekli bir macera değil, ancak bir süre devam eden bir parça , sonunda kopmaya mahkûm bir zerrecik oluşuyla mümkün olduğunu anlatıyor. Ne tuhaf, rahatlığa ve bağımsızlığa düşkün bir kadın bile kafasındaki düzeni dağıtıp, yıkamıyor. Karışık işler bunlar.
----------------------------------
Hatay'a (eskiden oturduğum semt) gittim bugün, bankaya ödeme yapmaya, bir de postaneye uğradım. (Hava çok güzeldi, evde donarken dışarıda terlemek çok saçma, bir türlü ortayı bulamıyorum ben.) Böyle küçük işler için dışarı çıkmak sağaltıcı bir şey oluyor benim için, kendime geliyorum. Etrafı seyrede seyrede yürürken, kim ne durumda, moda nereye gidiyor filan öğreniyorum hem, güzel şeyler bunlar.  İki çocuk yürüyordu benim kaldırıma doğru, ya hurda işiyle uğraşıyorlardı ya da kağıt toplama, tam bakamadım. Biri diğerine "lan Adem, sen bu kadar tipsiz misin ki hiçbir kız sana bakmıyor?", diye bol gülüşlü ve gevrek(!) ses tonuyla bir laf attı, diğeri de güldü ama ne cevap verdi duymadım, hızla ilerliyordum çünkü. İlk başta laf atan çocuğa kızmıştım çok acımasız diye, fakat çocuk gerçekten çirkindi dostlar, o kadarını gördüm valla. İçimden,  "Adem  ayvayı yemişsin yavrum, hiç şansın yok, ne kötü", diye üzüldüm ayrıca. Şimdi çocuk karizma yapsa yapamaz, öyle bir şansı yok, arkadaşının bile diline düşecek kadar çirkin üstelik. Eee, ne yapsın Adem bu durumda, hiç tabii.
--------------
Postanede sıranın bana gelmesini bekliyor, kitabımı okuyordum, bir kadın benimle konuşmaya başladı, "üç saattir bekliyorum ne biçim postane burası", diye söylenip benim de fikrimi almak istedi. Alıştım ben, dedim (bak bak!), sonra başından geçen bir olayı anlattı kadın bana. Bozyaka ssk'nın mutfağında çalışıyormuş, orada kullanılan çamaşır suyu ve eldivenin tepkimesi sonucunda kolunda yanık izi gibi bir yara olmuş. Gösterdi bana, kötüydü. İş yapmanızı etkiliyor mu dedim, tabii, sinirler ölmüş filan falan dedi, doktorların ona söyledikleri işte, bilirsiniz. Şikayet etseniz, bir avukata danışın lütfen, dedim ama sonucun sıfır olduğunu bile bile konuştum tabii. Çok yere başvurmuş, taşeron firmanın hastane ile sözleşmesi bitince kadını da işten atmışlar. Öyle saçma ve öyle tanıdıktı ki durum sadece anladım ve çok geçmiş olsun, dedim. Böyle işte, biraz konuşunca birileriyle, kendi sıkıntın başkasının sıkıntısıyla yer değiştiriyor. Başka da bir şey olmuyor. Kibar bir kadındı, çok ince sözlerle vedalaştık. Kitabımı kapattım sonra, öyle etrafı seyrettim.
-------------
Dönüşte bir tane deniz levreği ve kıvırcık marul aldım, bir de bir kızın telefonda karşısındakine söylediği sözü duydum; "seninle tanıştığım güne lanet olsun!" Bir hışımla yanımdan geçti, arkasından bakakaldım, hayatta böyle laf edemem birine ben. Asla! Doğrusu, böyle bir şey desem bile arkasından yüz tane şey daha derim; "aslında o kadar da değil, iyi birisin sen, ben de şunu şunu yaptım sana, ikimiz de..." vs. vs. Çok mıymıy bir şeyim sanırım, kızda ise omurgalı bir duruş vardı, biraz fazla bağırıyordu o kadar;p

İzmir'in küçük bir bölümünde bunlar yaşandı işte, gerisinde ne olabilir ki? Bence koca bir hiç. 

17 yorum:

şenay izne ayrıldı dedi ki...

hee heeyyy, haftaiçlerinde dışarıda olanlar, kıskanılıyorsunuz.
bir tane bile yazım yanlışı bulamadım, ama yakalayacağım bir gün.

justine dedi ki...

Ben, yazım yanlışını bulduğum "o meşum" günden sonra senin sitende bir tane daha buldum oysa, naber?;p
Ve, sen iste ben yalnış(!) yaparım, nedir yani?

Kıskanma, çok iyi bir şey değil dışarıda olmak, inan bana.

Cüneyt Karakuş dedi ki...

Hey Justine, nasılsın?

Otel odasında geçen film hakikaten ne gereksiz bir filmdi -ki ben kadınlar üzerine kurulan filmleri severim...
Buna rağmen keyif alamadım filmden...

Öyle Teyze'ler vardır hep, bir bakıma özeldirler o nedenle büyük harfle yazdım... Garip yaşanmışlıkları vardır, olmadık yerde birden arkadaşınız olup anlatıverirler. Hele bir de saatlerce sıranın gelmesini beklemişlerse...

Sevgiyle kucaklıyorum.

Londoner dedi ki...

Boş boş meraklı gözlerle gezince fena olmuyor aslında...:)

Fransızca bilmediğimden olsa gerek (!) her adım atışımda; parkta, trende oturuşumda sohbet etmek isteyen birileriyle karşılaşıyorum. Çok da sevecenler. Bilmiyorum deyince bir çekiliyorlar ki içlerine üzülüyorum, gerçekten... Hatta geçen gün trende bir teyze başladı Fransızca konuşmaya bilmiyorum, dedim. Ben biraz İngilizce bilirim, dedi. Nereli olduğumdan, Fransa'da ne yaptığımdan başladık oğlunun İsveç'te bilgisayar öğretmeni olduğundan çıktık. Daha ilginci tren yarı yolda bir yerde durdu ve başka bir trene geçmemizi istediler, teyze yeni trende de yanıma geldi sohbete devam ettik. Biraz daha kalsam kesin Fransızca öğrenirim buralarda... :)

şenay izne ayrıldı dedi ki...

yoo yooo, bunu kabul edemem, o yalnışı ben yapmış olamam, yooooyooo, ben yalnış yapmam ki, yooo.

justine dedi ki...

Hey Cüneyt!
İyi değilim ben;) Şimdi çalışıyorum, işteyim. Sonra biraz oyalanıp, eve döneceğim.

Kadınlar üzerine kurulmuş filmlerin hepsi Bergman dokusu taşımıyor tabii, kadın ilginç ve hoş bir görüntü sağlıyor ya ekranda, onun için çatıyı kadın üzerine kuruyorlar.

Biliyor musun Cüneyt, dün gördüğüm kadın yaşlı bile değildi. Belki kırk üstü, o kadar. Onun için daha çok üzüldüm, öyle genç bir yaşta işinden olduğu için.

Sarıldım ben de.

justine dedi ki...

Londoner, sana kısacık yazdım sabah. Sonra tekrar yazacağım.

Ne güzel teyzelerden fransızca öğreneceksin, tabii millet, hoş Fransız kadınlarından filan öğrenip hava atar ya, neyse;p

Sevgiler çok.

justine dedi ki...

Tabii Şenay sen yanlış yapmazsın, ben yalnış yaparım;p Ho ho;)
Öpüldün.

Cüneyt Karakuş dedi ki...

Gülümsüyordum birden yüzüm düştü, işinden olduğunu bir de yarasını anımsayınca... Hem de genç yaşta.
Hayat haksızlıklarla dolu...

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Komik olan Alba'nın kendisinin zaten erkeksi oluşuydu. Kısa saç, mora çalmış göz vs...
Son dönemlerde 9 Song vb. cinselliğin üzerinden harcanan bir sözde psikoloji yolculuğu hastalığı sardı sinemayı. Yer yer oluyor böyle. Bu filmlerin Anası Anatomi'ydi yanılmıyorsam. Gerçi şimdi adını hatırlayamadım ama bir kadın iki erkek arasında geçen ve çooook yıllar önce izlediğim bir film vardı o da olabilir.
İnsan varoluşunun sınırlarını kendi zihninin yapay sınırlarında çözmeye çalışan oldukça metafizik bir bakışa sahip bu tarz yapımlar kendi sınırlılıklarını gözden gizleyebilmek adına tensel bir örtü kullanıyorlarmış gibi geliyor bana.

Londoner dedi ki...

İngilizce konuşan bir teyzeden bahsettim yalnızca, hepsinden değil:)

justine dedi ki...

Anladım ben seni, Londoner;)

justine dedi ki...

Vuslat, eve şimdi geldim ben. Ya da bir saat olmuştur, sanırım. Soyundum, dökündüm bütün yorgunluğumla koltuğa oturdum. Alışveriş yapmak, kalabalıkta dolaşmak öyle zor bir şey ki! Aylardır çıkmıyordum, bir günde halletmeye çalıştım her şeyi. Öldüm, mahvoldum.

Dediğin her şeye katılıyorum, aslında iki kadının ilişkisinde birinin erkeksi olması, iki erkeğin ilişkisinde de birinin illaki kadınsı olması kafamı kurcalayan bir mesele. Bunu gay bir arkadaşımla saatlerce konuşmuştuk. Çok yorgun olmasam sana da yazardım düşüncelerimi ama uzanmalıyım.

Bir film seçeceğim şimdi, dediğin yapay filmlerden olmamasına için dua edeceğim ayrıca;)
Sevgiler çok.

Mehmet dedi ki...

Belki yersiz.
Bilmiyorum.
Bir ara Conrad okumalarından söz etmiştiniz. Onların hepsi bir "isim" den öte geçmedi bence. hangi kitabı, ne oldu, ne duyuldu?
veya ben mi kaçırdım.
Özürlerimle.
Mehmet

justine dedi ki...

Sevgili Mehmet,
Conrad okumalarından bu kadar sık bahsedilmesinin nedeni Peri'nin (endişeliperi) Conrad okurken çekilmiş bir fotoğrafımızı (yazıştığı blog yazarlarından) rica etmesiydi. Conrad Peri'nin yazarıdır, çok sever ve başka insanların da onu tanımasını ister (masal gibi anlatıyorum, bak), ee bu sırada olan sohbette de böyle bir eğlence, hoş bir durum doğar.

Ben Conrad'ın Narcissus'un Zencisi romanını okudum ve çok sevdim. Burada okuduğum tüm kitapları yazmıyorum. Fakat Conrad'ı yazacağım, hem yazmak istiyorum hem de Peri'nin düşüncelerimi (Conrad hakkında) merak ettiğini biliyorum. Ben de ederdim, çok sevdiğim bir yazarın kitabını okuyan kişilerin ne düşündüğünü önemserdim.

Durum budur kısaca. Conrad'dan çok bahsediliyor, çünkü Conrad fotosu muhabbeti eğlenceli. Bir gün ben de göndereceğim, çektirirsem tabii. Eğer istersen bir fotoğrafla bu muhabbete katılabilirsin. Özüre hiç gerek yok, az çok anlıyorum insanların ne demek istediğini.

Sevgiler.

Modafobik dedi ki...

Hayat koca bir hiçten ibaret değil midir zaten ? Yalnız şu filmi merak ettim bak..

justine dedi ki...

Seyredin, sonunu bana da söyleyin lütfen, ben dayanamadım çünkü;)