Pazartesi, Mayıs 23, 2011

sevgili atze; fotolar sıcak sıcak!




 
 
 

Bu fotolar Atze için.  Bloğa her zaman fotoğraf koyarım, herkese açık günlük gibi burası, başkalarının fotolarındansa kendiminkileri koymayı seviyorum, buraya yazmaya başladığım ilk günden beri. Neyse, uzatmayayım, bu sefer sevgili Atze için koyuyorum fotoları. Sahilde ne yaptın, diye sormuştu dün. 
Canım; sahilde, yürüdük, konuştuk, güldük ve tavla oynadık, başka da bir şey yok valla;p Kitap okuma, daha küçük topluluklarda mümkün, mesela bugün de dışarıdayız ve öyle amaçsız amaçsız dolaşıp duracağız işte;)
Ben kaçtım şimdi.
p.s.: Bloğa yazıp, mailde "hemen" cevap vermediğim arkadaşlar alınmasın, ben neyi ne zaman yapacağımı iyi bilirim;p

17 yorum:

Atze dedi ki...

Justine,

İlk fotoğrafındaki kıkırtıyı kaydediyorum hafızama hemen. :)

"Sokak kızıyım ben, bunu bir sen bilirsin bir de allah, adam sen de yeter..."

Hımm, böylesi düşünceler mi dolandı sahildeyken aklında, yoksa... :) :p

Seviliyorsun!

Buket dedi ki...

Justine, sen bir ben iki :)) sahilde gezen kafede oturan, evini seven ama güneşi görünce yollara dökülen..
Conrad yazını nihayet bugün okudum.Fotoğrafını inceledim.çünkü şu kısacık tatilde gece gündüz doluydum.neyse döndüm işte aranıza:) Foton için yorum yapmazmıyım , hemen..
Gece çekimlerinde yumuşak ışıkları severim, flaş olmamalı.seninki debu açıdan beğenimi kazandı.Kurguyu da severim, bu da güzel..kıyafetin ve kütüphanen zaten güzel amaaaa :))
bence de arka boş kalmasın diye tripotu üstelik yarım koyman, ışıkla yumuşayan ortamı delmiş geçmiş. ne yazık ki böyleye böyle işte.
Benim fotom yapım aşamasında :) yani kurgumu tahmin etmişiniz ne diyeyim.Biri senin fikrin yine ( ama valla çalmadım senden ) kütüphanemin önü :) çünkü çok eğlenceli bir kitaplığım var.
Diğeri de Perinin dediği gibi bahçede ki sedirde..ama bahçede o sedir yok, marangoz yapıyor hala:))
onu bekliyorum
Haa bu arada benim blogta Conrad okurken doğaçlama fotom var, arkadaşlar çekmiş, mangal dumanlarında..
çok uzun oldu ama bitiriyorum..hepinizi öpüyorummmm

justine dedi ki...

Atze, canım benim;)

Buket, valla yorum yapmalıydın onca foto geyiğinden sonra, yapmasan ayıp olurdu. Evet o foto kusurlu bir foto, bir kere çoook ünlü bir mankenle (kadın cumhurbaşkanı karısı yahu!;p) aşık atıyorum. Sonra, tripod saçma oldu orada, o konuda da haklısın. Ama ben kusursuz(!) fotomu Peri'ye gönderdim n'aber?;p

Ben de seni öpüyorum Buket ve fotoğrafını merakla bekliyorum.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Fotoğraflardaki loşluğa bayıldım. Ve umarım beyaz pullar senin değildi...
Benim Simirna maceram kısa kaldı. Sürgünüme gitme sebebim beni çağırıyor yine. Ama kıskandım bu fotoları. Bir daha ki Simirna turumda kesinlikle çekeceğim ben de...
Bu arada tişörtteki baskı güldürüyor. Eğlenceli...
Sürgünden selam yollarım yine...
sevgiyle...

justine dedi ki...

Vuslat, aramızda kalsın ama Poliş'indi beyaz pullar;) Hah ha, bilmiyor oynamayı, karşıma oturuyor bir de;p

Tişört Poliş'in hediyesi, ben de çok seviyorum.

Bir dahaki gelişinde tavla oynayalım seninle, hem blog aracılığıyla tanışıp görüştüğüm (yüz yüze) biri olur ve ben yabaniliğimi atarım, hem de siftah yapmış olurum;p

Umarım güle güle gider ve tekrar turist olarak gelirsin buralara. Çok sevgiler Vuslat.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Bak şimdiden uyarıyorum tavlada gerçekten iyiyimdir. Ha bu arada satrançla aran nasıl? Bu soruyu ben entelim, aman efendim satranç oynarım havası ile sormuyorum. Sadece o oyunu çok severim o yüzden sordum.

justine dedi ki...

Tavlada seni havada karada yenerim, satranç ise özel ilgi alanımdır;p Yatılı okuldayken satranç hamlelerini anlatan bir kitap bile almıştım, tam komedi;))

(Ya Vuslat, ben şimdi böyle konuşuyorum, kırılmazsın değil mi? Bir zaman böyle bir şey olmuştu, bana gelen bir yorum sahibiyle sinema üzerine konuşurken, yaptığım şakaya kırılmıştı, ki kendisi de aynı şekilde şakayla karşılık verdiği hâlde. Neyse, öyle olmasın lütfen.)

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Tavlada kapışırız, satrançta ise dert etme ben sana kendi yazdığım kitabı hediye ederim. (Bak sen albatrostaki öz güvene hele!)
Şaka bir yana elbette...
Kırılma mevzuuna gelince: Ben bu kavrama inanmam. Yani kendi ayakları üzerinde duran, kendileri olan iki insanın birbirlerine kırılmaları anlamlı olamaz. Ortak yönleri olmadığından, yahut paylaşımları tatmin etmediğinden ilişkileri mesafelere gizlenebilir bu doğaldır. Tartışabilirler, kızabilirler bu da doğaldır. Ama kırılma dediğimiz şey özde kişilerin kendilerine yaptıkları bir hakaret değil midir?
Bizde en verili toplumsal hastalıktır ilişkilenmelere yakıştırdığımız yüzeysellik. Karşımızdaki bireyi yalnız olumlu yönleri kavrama eğilimindeyizdir. Olumsuzlukları yüzleşmekten, onlarla ilişkilenmekten kaçınırız. Süreç içerisinde gördüğümüz olumsuzlukları ise sözde bir hayretle eteğimize taş olarak yığarız. Sonrası ise malum. Eteğimiz taşları kaldırmak için fazla küçüldüğü vakit ise bir bir taşları muhattabımızın kafasına fırlatırız: Şu zaman şöyle demiştim al sana, şu zaman böyle bakmıştın, bu da kafana...
Daha da korkuncu "Ben seni böyle tanımamıştım" sözüdür zaten. Yahu beni tanımadıysan ne işin vardı yanımda deyiveresi gelir insanın.
Velhasılı, bu satırların yazarı kırılmaz ve alınmaz. Gerek de görmez. Ayrıca bir insanı kırmak o kadar kolay mı?
Uzattım ben yine...

Clea dedi ki...

araya girme zorunluluğu hissetim birden, o oyun benim galibiyetimle sona erdi hatırlatayım.

hamiş:farkettiyseniz gülen yüz işareti koymadım.

justine dedi ki...

Hah ha! Bak sen, kiminle aşık atıyormuşum ben böyle;p Tabii, oynayınca ortaya çıkacak ak koyun kara koyun;)

Sevgili Vuslat, kırılma konusuna gelirsek; ben baştan söyleyeyim de bu tür yazışmaların şaka olduğunu, sonradan şaşırıyorum çünkü. Benim şaka ve espri anlayışımı bilmiyor, anlamıyor ya da sevmiyor olabilir tabii insanlar. Olur öyle.

Poliş, sana bir şey demiyorum, allahından bul şekerim;p

Adsız dedi ki...

o Evet, muhtemelen bu yuzden

Atze dedi ki...

Buralar çok sıcak bugün Justine, saat 01:33 hala pencereler açık. İzmir'de fena sıcak oluyor nemli nemli. Ada serindir ada. :) :p

Nasılsın?

justine dedi ki...

Atze, komiksin sen;p

Bugün sabah nöbetten geldim. Sıcak, çok sıcak İzmir. Yaz hiç trip yapmadan başladı, biliyorsun bahar naz yapar buralarda. Biraz uyudum, kalkınca Rüyalar'a gittik. Yeni geldik sayılır. Soyunup dökündüm, yatağa gideceğim şimdi. Öyle yorgun hissediyorum ki, ne oluyor bana anlamadım. Böyle milyon yıl uyusam, yine de dinlenemem gibi geliyor. (Bunu diyen kişi, şimdi yatağa gittiğinde en az bir saat oyalanmazsa ben de Justine değilim!)

Yakında geliyorum yine oralara, bakacağız artık, ada yazın serin mi, değil mi?;)

Çok sarıldım, canım.

p.s.: Profil fotoğrafının güzelliğinden bahsetmiş miydim daha önce? Nasıl narin, nasıl sevimli. Gülbeşeker'i bilir misin sen, Aydan Şener'in oynadığı Çalıkuşu uyarlaması. Hah işte onun gibi aynı, ve ben çocukken çooook etkilenmiştim o karakterin oyuncuya uyumundan. Pembe yanaklı, gülümseyen, huzurlu bir yüz. Çok güzel.

Atze dedi ki...

:) Yatak uyumak için değildir sanki Justine. Omurgan, omurüsün, sacrum kemiğin, artık yük onlarda değildir. Dinlersen içindeki borulara kadar duyumsarsın. Hareketi, dolaşımı, devinimi hissedersin, bir iklimdir beden. Bu iklimle başbaşa kalmak hem huzur verici, hem uyku açıcı birşeydir. Benim için böyle bu.

Yelkenliler olur mu acaba geldiğinde, görmeni çok isterim. Bir karınca ordusu yaprak taşıyor ya kahverengi toprağın üstünde, yelkenliler de öyle bembeyaz karınclarmış gibi, masmavi denizin teninde. Yine "Boşuna yazar olmamış dedirtiyor" Sait Faik, herşey insanı çıldırtır bir güzellikte, canlılıkla var.

Uyarlama, Kenan Kalav ile oynadığı Çalıkuşu dizisiydi değil mi? Onu beyaz, çift anteni tepesinde bir televizyonda görmüştim ilk. Hepbirlik kahveye mi doluşmuştuk neydi, elinde ayaklı tepsi, görüntü gittikçe televizyona vuruyordu bir adam, oradan sanıyorum kahvede olduğumuzu. Aydan Şener, tam tanımladığın gibi tatlı mı tatlı. Taban taban zıtım oysa, "naber lan" falan diyorum arada, esnaf muhabbeti yapıyorum icabında. :) Güzel gören gözlerin var, hep bundan bu benzetme. Yoksa, ı ıh.

Çok küçüğüm o fotoğrafta, nedense gürbüz mü denir öyle bir çocuktum, büyük gösteriyor, aslında gittikçe küçülüyorum, allaaam. :))

Şimdi, lezziz bir kahvaltı etsen, mis gibi kahve, çay içmiyorsun diye hatırlıyorum demir meselesiyle, halbuki su tutar çay ama içme, su içersin.

Öpücükler, sevgiler. :)

justine dedi ki...

A, çay içerim ben Atze. Çok severim üstelik. Demir meselesi konuşulmuştu burada, ama kim takar demiri;p Bitki çayı sevmem sadece. Sevemedim bir türlü, ama hasta olunca ya da olmaya yakın, özellikle kışın onu da "öylesine" içiyorum tabii. Güzel bir yemeğin üstüne ya da kahvaltıda, hatta kahvaltı sonrası keyif için (babam keyif çayım derdi;)) çay gibisi yoktur.
Kahve de severim;)
Bir de su içsem çooook, çok fazla, mis gibi olur.

Sana yorum yazmadan çayı demledim, şimdi kahvaltı zamanı.

Sevgiler çok.

metin dedi ki...

yorumuma ne oldu tek kelime yorumları yayınlamaya cesaret edemiyormusun yoksa; :-))

justine dedi ki...

Metin, yorum filan gelmedi canım. Tek kelime diyorsun spam kutusuna mı düştü acaba dedim, ama orada da yok. Tekrar yolla, ya da beraber nöbet tuttuğumuz bir zaman doğrudan bana söylersin;)

Sevgiler.

p.s.:Hem niye cesaret edemeyeyim ki, sen benim için kötü şey söylemezsin, yüz yıllık arkadaşımsın;p