Pazar, Mayıs 22, 2011

yaz sarhoşluğu

Polişka (clea) ile sahilde.



"...
Üçüncü oda bu. Bahçeye, çiçeklere yeşiliklere bakıyor. Bu odada komşum güzel ve aptal ve iyi ve sıcak bir insan. Cumartesi çıktı. Köylü. Köyünde kasaplık yapıyormuş. Hep elma ikram etti bana. Karısının getirdiği elmalar bunlar; çocuklar da vardı. İri iri elmalar. Çocuklar her yerde güzel olurlar, olacaklardır. Acaba geleli beri kaç çocuk gördüm burada. Bilemem, bilmem!...
"
başıbozuk günceler/ece ayhan


Bu akşam mutfakta yemek hazırlarken Polişka yukarıdaki parçaları çaldı. Birkaç tane daha vardı ama, hepsini yükleyemem şimdi. O börek, ben patates salatası yaptım. Annem enginar yapmıştı ve onun muhteşem yemeğinin benim enginarımla en ufak benzerliği bile yoktu. Bir ara balkona çıktım, telefonla konuştum. Sonra daldım gittim. Çok uzaklarda, çok çok uzaklarda, yeşillik bir alana baktım, iki kişi yürüyordu. Miyopum zaten, bir de mesafe çok fazla, anlayamadım ne olduklarını. İlhan Berk, Ece'ye söyler ya; "sen bakmıyorsun nerdeyim diye? önünde deniz var ya da bir evdesin görmüyorsun onu. ben tam tersiyim. ne zaman görürsün sen? nasıl bakarsın?" Hoşuma gider bu konuşma. Uzun uzun yazmıştım bir zamanlar bu konu hakkında. Belki sonra burada da bahsederim. Neyse, bu gördüğüm iki kişi (gölge) ağaçlıklı alanda kayboldular. Adaya gidip piknik yapsak diye düşündüm. Yemeğe gerek yok, ayaklarım çimene değse yeter.
Ben romantik miyim acaba, yoo hiç sanmam;p

Sis ve Gece var tv'de. Çok güzel filmdir. Bazı filmleri keşke herkes izlese. Ya da izlemesin, ne gerek var. Biraz Ece okudum. Okuduğum yerleri tekrar tekrar okuyorum. Takıntı bu, bazı yazarlara takıntılıyım.

Salondayım şimdi, Poliş çalışma odasında, annem gelip bir dilim elma verdi. Hiç konuşmadan, komikti durum. Ben ona dizi izliyor diye biraz sinir olmuştum, o da bana sinir olup(!) odasına gitmişti. Elma, arada kalmış gibi oldu. Hah ha, insan ne komik. Varlık olarak komik üstelik, bir şey yapmasına gerek yok.

Yaz, insanı havasıyla bile sarhoş ediyor. Şimdi bir bira içilir öyleyse;) Geçen gün derin dondurucuda iki bira telef olmuştu, ne safım. Bir daha buzluğa cam koymayacağım. Sanırım?:p Yıllar önce cam şişede su koymuştum dondurucuya, unutmuşum tabii. Elime aldığım gibi patlamıştı. Ama ne patlama! Öyle kalmıştım, saf saf elimde kalan parçaya bakıp. Gecenin üçü filandı (f. kızılok şarkısı, evet;)), sokakta yankılanmıştı kırılma sesi. Üzerime gelen cam parçalarından çok, "millet rahatsız olacak, eyvah", diye korkmuştum.

En son elma mı demiştim ben? Hah, işte her şeye iyi gelir.
-------
Çok sonra akla gelenler için,  p.s.: Yukarıdaki şarkılara Tarkan'ı da ekledim. Dün akşam bunu da çalmıştı Poliş. Ve Peri, Tarkan markan  deyince, onu da koymak şart oldu. Onu da, bunu da...Of, yaz şarkıları işte, dinleyin mis gibi, kıpır kıpır;p

23 yorum:

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Şu her şeye muhalif olmak için yarışan, kendilerini kabul edilebilir kılma, fark edilme kaygısı taşıyan insanlara benzemek istemem ama "Sis ve Gece" gerçekten mi?
Bira konusunda sana katılıyorum. Hoş ben hali ile boz buzlu (sanki başka türlüsü olabilirmiş gibi) martini dry içiyorum. İzmir gecelerine hep yakıştırmışımdır.
Afiyet olsun!
Sevgilerle

justine dedi ki...

Yoo, sen beğenmiyor olabilirsin Vuslat, çok normal bu. Ben de öyleyimdir, kolay kolay bir şeyi beğenmem. Sis ve Gece beni şaşırtmıştı. Çok fazla anlam yüklemiştim o filme. Kitabı okumadım ben, ablam okumuş ama beğenmemiş. Film daha güzel, haklısın demişti bana. Bilemem tabii. Benim film hakkında düşündüğüm her şey link verdiğim yazıda var. O yazıyı sabaha karşı yazmıştım, filmi düşünerek sadece.
Özetleyeyim; gerçekten;p

Aynı havayı soluyoruz demek şimdi, afiyet olsun sana;)

endiseliperi dedi ki...

günaydın justine,
sis ve gece yazını yeniden okudum ve filmden daha çok sevdim. yoooo yoooo (şenay'cığım benim, sen bitanesin! teşekkürler bu yooo'lar, ha'lar, hohoolar için:) sanılmasın ki filmi beğenmedim; filme kötü olacağını düşünerek ve buna katlanmaya hazır bir şekilde başlamıştım. bittiğinde, şaşkındım, güzel bir film olduğu için şaşkındım.

ama diyeceğim bu değil. fotoğraf ne muhteşem! iki kızkardeşin böyle güzel olması, böyle birbiriyle arkadaş olması, mutfakta cıvıltılı türkçe pop şarkıları dinleyerek, ona katılarak birlikte yemek yapması... bu, sevinç veriyor. bira da sevinç verir. bira dünyevi bir içki, sorunları kolayından alırsın, yarım yarım kalır cümleler, arada kahkahalar atıp, dur bak şunu da anlatayım sana, diye diye püskül püskül olur her şey. bira gibisi yoktur. en sevdiğim içki. içip içip, oyuna doymayan çocuklar gibi, sonunda serseme dönüp, başın kızkardeşinin dizlerinde, bir bakmışsın uyuyakalmışsın.

şarap da içiyorum, ama beni hem mahzenlere indiriyor, hem de ne yol gösteriyor ne bir ışık olsun tutuyor. belirsiz, nedenini anlamadığın bir sızı, avuntusuz bir yalnızlık... vur kafayı yat, sabah her şey güzel olacak. oysa akşamları yemek yaparken bir kadeh şarap içmeyi severim ve radyoda da tarkan markan, nazan öncel'in neşeli şarkılarının çalmasını isterim ve her şey de öyle başlamıştır zaten. yemek yenip, karanlık iyice çökünce, çıplak kendinle o karanlık mahzende başbaşa kaldığında...

rakıyı mezesiz ve susuz içebilirim. viski kategorisinde bir içkidir benim için. dolapta, kalabalık ortamların, mezeli protokollerinden geçmiş bir şişenin dibinde kalmış rakı bulunur hep her evde ve bir gece dertlenip, uyku tutmayınca, kendinle hiçbir geleneğe uymayan bir yakınlıkla ama nasıl desem, anlamış her şeyi ve kabullenip, susmaktan başka bir şey de kalmamış bir şekilde, ışığı bile açmadan içersin. kimseler bilmez, sen ve rakı arasında... iyi sır kendini saklatmayı bilir çünkü.

martini ise bize holüvut'u çağrıştırır. anadolu'ya martini lafı, öpüşme gibi holüvut'tan ithal edilmiştir. en seksi karadeniz türküleri, memeleri öpmekten bahseder de öpüşmekten bahsetmez. tüm doğu'da da böyledir. batılının öpüşme hadisesiyle karşılaşan çinliler sözlüklerine bu tür öpüşme için yeni bir simge eklemek zorunda kalmışlar nitekim. tütüncüye gidip, bira, şarap aldığın gibi martini almak aklına gelmez. freeshop'tan ya da pahalı içki dükkanlarından alırsın. öyle hafif hafif, tatlı tatlı içerken, aa bir bakmışsın, karşındaki arkadaşınla havadan sudan konuşurken, o sanki hipnozcu doktor gibi, şimdi sahildesin, çok, çok rahatsın, gözlerin yavaş yavaş kapanıyor, demiş gibi sohbetin ekg si acayip pik'ler yapmaya başlamış, sen durup dururken, çok acı çekiyordu babam, bağlı olduğu yaşam ünitesinin düğmesine basan bendim, gibi daha önce kimseye itiraf etmediğin bir sırrı ifşa eder bulursun kendini. tehlikelidir, sinsidir, gavur icadıdır. bizi bozar.

ama ben bu yazıda en çok, ennnn çok, annenin sana bir dilim elma verdiği o bölümü sevdim. hiçbir kavga anneliğe halel getirmez. arada, boşlukta, tüm anlamlardan ayrı ya da tüm anlamları içerecek şekilde sana elma verir sessizce. bu dediğin çok, çok tatlı, çok neşeli, çok derin, çok yüce bir şey, justine. hiçbir şiire değişmem bu yazdığını.

sabahın köründe, koyu bir kahve içerken bana bu kadar içki sohbeti yaptırdın ya, bravo sana:) tüm içkileri karıştırıp, sarhoş olmuş gibiyim:)

öpüyorum seni ve evin küçük ve tatlı kızı clea'yı (clea ne tatlı) ve elmalar soyup, dilimleyen ve her kızının huyunu, suyunu bilip, idare eden anneni.

sevgiler.

justine dedi ki...

Canım Peri, günaydın!;)

Ne güzel bir yazı yazmışsın, yazıma karşılık, okurken suratımda aptal bir gülümseme oluştu ve hâlâ gitmiyor;p

Dur, hiçbir şeyi atlamadan kısa kısa (kahvaltı yapacağız!) yazayım ben de sana;

-Sis ve Gece için aynı cümleyi (ama tamamen aynı!) çok önce, C. de kurmuştu ve ben dün gece ona telefonda Sis ve Gece var tv'de dediğim zaman, "Sis ve Gece neydi canım?", dedi bana!;p Ho ho ho, hayat ne tuhaf, vapurlar filan di mi? (Şenay, öpüyorum seni;))

-Ben bira filan içemedim canım dün gece. Yine yalan oldu yani. (bu yani ne güzel kelimeymiş ya, bir zamanlar hiç kullanmazdım;p) Öyle saf saf oturdum, akşam içtiğim çayla kaldım, yaaani;p

-Bira için dediğin her şeyin altına imzamı atarım. Benim de en sevdiğim içkiler bira ve kırmızı şarap. Ayıramıyorum hangisini daha çok seviyorum diye. Fakat sanırım bira yaz içkisi olduğu için (kışın bira farenjit yapıyor bana) bir adım öne çıkıyor. Soğul, buz gibi bir bira, etrafta insanlar, onları sessiz sessiz seyrediyor, biranı yudumluyorsun. Fonda bir yaz uğultusu, rüzgar esiyor mis gibi. Çok güzel çok. Ben denizden çıkınca akşamüstü, buz gibi bir bira içip, polisiye okumayı çok çok severim. İşte, hayattaki "kısacık" mutlu anlardan biri. Zaten ben sormam mı hep; mutluluk nedir ki?;)

-C. bira filan içmez. Hatta içki içmez. Ablamlar onlara yemeğe gittiğimizde şampanya açmışlardı, onu bile içmedi. Güzel tabii, sağlam kafa sağlam vücutta bulunur, belki de tam bir Atatürkçü o!;p Hah ha, beni öldürecek, kesin:))

-Ben hiç martini içmedim, sanırım(?). Vuslat böyle martini filan yudumluyorum dediğinde, nasıl özeniyorum, bir bilse;) Bu yaşa geldim, bira, şarap takılıyorum işte. Sıkıcı, sıradan, of ya millet bar bar geziyor. Nereden nereye geldim değil mi, konu değişti saniyesinde?;)

-Rakı içmem. Ya, aslında içerim, öyle kesin kurallarım yok da çoook oldu içmeyeli. En son Gerede'de içmiştim sanırım. Yoğun anason kokusunu sevmiyorum, ki ben içmeyeli rakılar binbir çeşit olmuş, dediklerine göre koku filan da kalmamış öyle rahatsız edici seviyede.

-Viski, yalan rüzgarı gibi. Bana yakışmaz.

-Şarap hakkında sonra daha uzun yazayım.

-Martini için yazdıklarını tekrar okudum da, ne kadar doğru! İçmediğim hâlde anladım, bir babanın, yaşam ünitesindeki durumunun sadece martini yudumlarken anlatılabileceğini. Valla, senden bir şey kaçmaz Peri, cin gibisin;p

-Bir romanında Alev Alatlı (çoook eskiden okurdum onu), hiçbir kutsal dava, büyük mesele bir kadının tek bir damla gözyaşına değmez, gibi bir şey diyordu. Şimdi yazamadım doğrusunu, ama böyle bir şeydi. Ben de öyle düşünüyorum, süslü şiirler, kelime oyunları, havalı cümleler, sana uzatılan bir dilim elmanın yerine geçmez. Gerçek şiir orada saklıdır.

-Bu sabah kalktım, baktım annem mutfak balkonunu temizliyor. Dün temizlemişti evet, (sakin olalım);p Bana temizlik ne güzel, ben çok seviyorum kızım dedi. Gülerek baktım yüzüne, güzel de anne, ne bileyim böyle her gün, yoruluyorsun, dedim. "Dinlenirim, ne olacak", dedi. İşe bak ya, böyle bir felsefe olur mu? Ben boşuna laga luga yapmışım bunca yıl!

-Biz de seni öpüyoruz canım. Annem evi dolaşıp duruyor, kendi hâlinde, Poliş de ekmek almaya gidiyor ama bilseler onlar da benim gibi sevgiyle öperler, kesin.

Sana ve Arçil'e, çok selam ve sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

annemde hiç selülit filan yoktur.

haydaaa!...

:):)
dur, kendime çok gülüyorum şimdi. hayır, konuyu bağlayacağım bir yere şimdi

:)
yoktur; çünkü, sabahın köründe kalkar, namazını kılar, babamla kahvaltısını yapar, evi temizler, öğle yemeğine gelecek babam için ocağa yemeği koyar, tüm bunlar sırasında uyuyan kızlarına, "ocağa bakın, haa, yemek yanmasın," diyerek komşuya kahve içmeye gider (uyarıyı asla ikinci kez yapmaz. ne tuhaf güven, ne rahatlık. uykundan ölüyor olsan da kalkar yemeğe bakarsın). orada pür neşe kahveler içilir, fallar bakılır, dertler dinlenir. ne yorgunluk, ne selülit:) babam öğle yemeğine gelmeden de eve döner. babam daha eve girer girmez, o yemeğin tuzu eksik, fatma, der. eksiktir de, nitekim. kokusundan anlar:)

eskidendi tabii bunlar. canım annem yaşlandı, hastalandı, ne komşuya gitmeler, ne yemek yapmalar... ama hatunda hala gram selülit yok:)

hadi, yap kahvaltını. arçil'in her sabah kahvaltısı değişir. bu sabah o duştayken, patatesli omlet, üstü yarımşar cevizlerle süslenmiş krem peynirli ballı kızarmış ekmekler ve bol çilekli ve ballı soğuk süt hazırladım. bornozu üstünde, kahvaltısını yaparken, bilgisayarda arkadaşıyla kahkahalar atarak oyun oynuyor. yanında da tina uzanmış. annesi, omletin istediğin gibi çok pişmiş mi, diye soruyor. ben bu çocuğu hayata nasıl salacağım, yaa. yüreğim pır pır ediyor ona bakınca endişeden.

boşver boşver, bu konuda bir şey deme. bir annenin bu lafları gıcıktır.

öpüyorum.

justine dedi ki...

;))
Ben anlamıştım şekerim, sen daha konuyu bağlamadan;p Bende var tabii o dediğinden, olmayan kadın mı olur yahu? Olur, bizim anneler;p Babanın lafına da bittim, "o yemeğin tuzu eksik!", hah ha hem de daha tatmadan!

Kahvaltımızı yaptık, bizimkilere menemen yaptım. Cherry domates ve sızma zeytinyağı ile, böyle daha lezzetli oldu. Geçen gün postaneden(!) gelirken küçük bir büfe gördüm, yaşlı bir adam içeride dolanıyor, iki masa vardı içeride, onları siliyordu. Cama bir kağıt asmış, kargacık burgacık yazılarla da "melemen yaparım" yazılmış. Hah ha, hayran kaldım! Tamam, burada yemem ben asla filan diye düşündüm içimden ama, samimi, hoş bir hava da yok mu şimdi? Of ya, "melemen yaparım", nedir? Bu nasıl sakin bir özgüvendir?;)

"O" konuda bir şey demeyeceğim, tamam. Mutlu, harika bir tablo bu. Tek bir cümle etsem yine de... İşte böyle anneler yüzünden bizden de aynı şeyi bekliyor beyefendiler!;p Hah ha!

endiseliperi dedi ki...

:) sağol justine. geç oldu temiz oldu:)

justine dedi ki...

Geç olsun güç olmasın canım, bunu kim mi demiş? Annem tabii. Beni, az önce telefonla konuşurken, kazara girdiğim mutfakta, klorak (İzmir'e özgü bir şey, kafanı yorma;p) ile zehirlemeye kalkışan kadın!
Böyle bir şey olamaz! Nasıl soludum o havayı, hâlâ aklım almıyor, nasıl bir temizlik hırsı, nasıl bir temizlik maddesi kullanımı bu böyle? Anneeee! diye bağırdığımı hatırlıyorum en son, yavaş yavaş kendime geliyorum. Yüzümü yıkadım, mutfak balkonuna çıktım, nefes almak için, ama hayır, neredeyse uzaklarda görünen devlet hastanesine kadar ilerlemiş koku. Diğer balkona çıktım, Poliş gülüyordu, ne tuhaf. Kardeş diyoruz bir de.

Sahile gideceğiz sanırım, evet şart oldu, ölmez kalırsam tabii.

İkisine de küsüm şimdi. Sahilde küçük bir grubun önünde ya da arkasında yalnız başına yürüyen birini görürseniz o benim işte;p

endiseliperi dedi ki...

ben kendi kendime yaptım o klorak (ozon, hypo, çamaşır suyu ve şimdi yepyeni, yoğun kıvamlı sözcüğümüz domastos) zehirlemesini dün, küveti fırçalarken. manyak mısın, kendini öldürüyorsun, dedim ama, temizlik aşkı öyle bir şey: ölümüne.

çık çık. ben de çıkacağım. çook uzak markete gideceğim. o daha büyük. bi de market çılgınlığı var işte.

kendime peeling yaptım az önce, o nasıl bir rahatlama, gevşeme... öyle pürüssüz bir ortamda ben kayarak giderim şimdi. akşama da maske yapacağım yüzüme:) evet evet, hatırlıyorum sana, hiç maske filan yapmam demiştim. ama ben yapmam dediğim şeyleri ertesi gün uygulamaya koyan arızalı bir şahısım.

öpüyorum çok.

not: melemen yaparım, mevzusunu unutmadım:) çok güldüm, çok sevdim, ama duygusunu tam ifade edemedim. sakin bir özgüven değil ama tam anlatamam şimdi o duyguyu. çok tatlısın sen, o yazıya dikkat edip, sevdiğin için. sana niye sevdiğini anlatacağım:p ama düşüneyim biraz:)

justine dedi ki...

Periciğim,
sen maske yapmam, dediğin zaman biraz sinir oluyordun bana, aramız limoniydi yani;p Ben sana yüzünü yıkıyor musun canım, desem ne yüzü, ne yıkaması derdin yani;))

Hadi anlatsana bana "melemen" olayını, seviyorum senden böyle şeyleri dinlemeyi;)

endiseliperi dedi ki...

:):):) öyle bir kahkaha attım ki justine:) çok tatlısın. evet öyle derdim. neee! su mu içiyorsun sen, ben ömrüm boyunca ağzıma damla su koymadım, derdim:)

ama bak justine, huysuzluk nedenimle haysuzluğumun ifadeleri tümden ayrı şeyler. hak ver bana, vedalaşalım o meseleyle. huysuzluk nedenlerimde haklıydım, ama onun ifadesinde, tamam, haksızdım. ama yani, benim temel sorunum o zaten. bir şeye sinirlendiğimde kendimi kontrol edebilsem, nefesimi tutup, usturuplu:) bir şekilde ifade edebilsem zaten melek olup uçmam lazım. şimdi reha ile boşanma konuşması yapıyoruz; o dedi ki, bana dediğin her şeyde yerden göğe kadar haklısın, ama bunu ifade ediş tarzın öyle hırçın ki tümden haksız duruma düşüyorsun. ama bak reha nın bu huyunu çok severim; senin zaafını bilir ve onu tolere eder, adil davranır yani. anladın sen bunu. demem o ki temel, saf sorundaki yaklaşımın doğrudur ama abartılı sözcük kullanırsın, küfredersin onu ifade ederken, tali yollara saparsın... reha ifade etmek istediğin temel soruna odaklanırdı. çünkü mühim olan da budur zaten, tartışmada haklı haksız çıkmak değildir mesele, sorunu anlamaktır. şimdi ben sana diyorum ki, sorunu anla, üsluptaki aşırılık için ben özür dilerim. hatta bana katılırsan, sağ kolumu veririm;)çünkü 80 yaşımızda da bu sorunla boğuşmak istemiyorum justine. anlaşalım.

aa melemen olayı yalan oldu bu arada. onu da sonra anlatayım. sen ses ver önce.

justine dedi ki...

Hah ha, ben seksene kalmam hayatım, ışın, sevgili dertleri, zor yaşam koşulları(!), şu, bu;p

Ve yemişim "melemeni" (ki yedim) sana bir şey olmasın!

Huysuzluğun nedeni, huysuzlukla koşut olunca, cehennem olur her yer. Biraz yumuşama, biraz anlayış gerekir öyle bir durumda. Bizim olayımızda neden basit bir şeydi, böylelikle senin huysuzluğun sorun olmadı benim için (hadi şimdi;p), güldük geçtik.

Bizimkiler okey oynayacaklar sanırım, çay faslı devam ediyor, şimdilik bizim cephede durumlar böyle. Biraya geçersem, ki bu akşam geçeyim artık, sana haber ederim;) Öpüldün.

endiseliperi dedi ki...

sen muzır bi şeysin, yaa:))) tamam, hadi:) aç biranı. atze'deyim ben, bugün canı sıkkın, orda takılalım.

justine dedi ki...

Açtım biramı. Oradayım.
Aa, oradaydım diye bir belgesel vardı, komik. Konuşup dururlardı.

Buket dedi ki...

onca sohpet, didişmeden sonra ben de bişiler yazsam okurmusunuz :))
hemen aranıza girip maydanoz oluyorum ama napayımm dayanamadım yine. peri anneni anlatmış ya işte o benim ! yaşlar aynı değil ama yaşam aynı :) ama selülit bu kadar iyi beslenmeme rağmen var. durmadan maske yapmama rağmen bu yaşta sivilcelerim de var. bu nasıl oluyor? herşeyi kuralına göre yaşıyorum ama ..
içki mevzusuna gelince , çay bile sevmem.kahveye bile yeni alıştım.
aa bu arada conrad yazını yarın okuyacağım.ben de bir foto çekeceğim de şimdi fotoyu çekeceğim oda da kaynanamlar (!)kalıyor.onlar gidince artık.yinde bugün okurken bir arkadaşım beni çekmiş.bu da ön çalışma olsun..

justine dedi ki...

Okunur tabii Buket, okuruz, tıklayan herkes okur, da benim aklıma düştü şimdi, sen Conrad fotosuna niye yorum yapmadın bakayım?;p Ne Peri'nin sitesinde, ne de burada, o kadar konuştuk foto şöyle olacak, böyle olacak diye, sonra sesin kesildi. Yoksa, yine pozunu mu çaldım?;)

Conrad fotona kaynanayı filan dahil etsene Buketciğim, nasıl farklı, hoş olur!;p

Şimdi senin için de içiyorum, sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

olmaz öyle kaynanalı. ben düşündüm, en güzel bahçede olur. ya da balkonda, hani demiştin buket, sedir konusunda, orada çok hoş olur.

ama şekerim, çay yok, kahve yok, içki yok, ne hoş, hep isterim o kadar daralmayı, su mu içiyorsun? bravo.

öpüyorum ikinizi de. conrad fotoğrafını bekliyorum heyecanla. hatta istersen sevdiğin müziği de söyle, onu da eklerim, çok hoş olur, buket'ciğim.

sevgiler.

justine dedi ki...

Hadi şimdi! Öyle güzel olur ki, kaynana Diego gibi araya girmiş olur, Conrad'ın sertliğini yumuşatır, Bukat de romanı okuyan olarak, baş karakteri oynar. Olur olur, olsa keşke. Müziğe karışmam.

justine dedi ki...

Elbette "Buket", birinci biradayım ama hızlı içiyorum, evet. Bukat, ne kadar saçma oldu ya. Çok pardon;)

endiseliperi dedi ki...

dieogo sevimliliğinde kaynana?.. sen tümden düşler alemindesin, justine:) yok, talih'i okuyacak, buket. conrad en çok bu kitapta yumuşak. her şey yolunda.

justine dedi ki...

;) Aman iyi tamam, ne olacaksa olsun. İyi olsun istiyordum her şey, mutlu olsunlar. Bir dakika konu neydi? Hah ha, unuttum valla, tam da yazarken üstelik!

Clea dedi ki...

konumuz; maske! hah hah ha valla şaka:p maske konusunda sormak istediğiniz bir şey varsa çekinmeyin sorun yani, Maranki kadar olmasa da uzman sayılırım.

justine dedi ki...

Poliş, evimiz köşk gibi devasa olduğundan sana ancak buradan ulaşabiliyorum. Biram bitti benim, nihayet! Yatacağım şimdi, sen de yatıyor musun?

Maske filan yaptıysan yüzüne, sakın koridorda karşıma çıkma, korkarım!;p