Pazartesi, Kasım 15, 2010

ah eski günler ve bir şiir, ithaf edilen

(Evet, aşağıdaki şiir fotodaki kadın için yazılmış tek şiir, ablam tarafından yıllar önce:))

".... yapılacak en iyi şeyi bilir
doğarken kanatlarına üflenmiştir.
hep gidebileceğini bildiğinden belki
eve sonsuz bir şefkat gösterir.
onun yol açtığı yaralar kollarda ellerde bacaklarda seğirmez
kalbi gagalar gıdıklar gibi
sonsuz bir şefkat gibi
ağlamaya yol açan güzel bir şiir gibi

onun bildiği bizim bilmediğimiz bir şey var
ona uzun uzun bakma isteği uyandıran
şeffaf olmayan bedeninin körüklediği merak duygusuna karşıt
bütün soruları susturan yüzünün, bütün duyguları geçiren ince derisi
yüz haritasının parşömen kağıdı
yırtıldı yırtılacak
sema'da çakan ansız bir şimşek gibi
belki hep bildiği için çakabileceğini
sakin bir uğultu doğduğundan beri"


Canım canım, benim için şiir yazmıştın sen! Sonra araya yıllar girdi, kısa kısa kavgalar, atışmalar, yollar, kahkahalar, büyüme çabası. Ben o kasabadayken, hep mektup yazardık birbirimize. Bildiğimiz mektup, pullu, uzun gecikmelerle gelen karmaşık yazılı mektuplar. Yazını bir tek ben çözerdim, içindeki huzursuzluğun karmaşasını. Bana yazarken, gördüğün tüm karanlık arkada kalsın isterdin, yazdıkça rahatlamak, beni rahatlatmak. Esentepe'den inerken cebimde mektubun vardı, ilk aşkımla buluşmanın heyecanından çok mektuptan gelen sesin heyecanına kapılmıştım. Tekrar tekrar okumak, o da duysun, seni tanısın, bana yazdığın şeylere şahit olsun istiyordum. Yine soğuktu, hep soğuktu, sanırım orada mutlu olduğum tek gündü, mektubu çıkardım, "ablam göndermiş, okusana", dedim! Hah ha, şimdi gülüyorum bak, büyümüşüm demek. Yazını çözemedi tabii, beraber okuduk, çok sevdi yazdıklarını, öyle dedi ya da bilmiyorum şimdi. Sana sarılabilir miyim, diyordun, silik silik hatırlıyorum, ısınmamış bir yerim için sana sımsıkı sarılabilir miyim canım, diye soruyordun. Nasıl severdim mektuplarını, bana seslenmelerini. Kırlangıç, diyordun bana, hatırlıyor musun? Hep biraz uzak, hep "dokunmanın mümkün olmadığı" -kapı arkasında, evet-, soyut kardeşindim senin. Annem çocukken kişiliklerimize göre iç çamaşırı almazdı, bunu biliyordun, sen bir şeye kızardın, o sana, ben aramızdaki her şeye. Benim sana ve senin bana tahammül etmemiz gerektiğini o küçük evde öğrendik, bahçesiyle hayat kadar genişleyen. Bana bulaşmama geleceği yok kardeşim!, diyordun. Kendimizi birbirimizden koruyabilme geleceği yok, sen yazıyordun. Köyde, duvarlarına afişler astığımız bir oda, küçük tiyatrolar oynadığımız, yağmurda beraber dışarı kaçtığımız, ne sorunlu bir geçmiş yarattık biz. Şimdi o geçmiş olmasa dağılıp parçalanacağımız. Rüyanda eline o atletler geliyor mu? Geliyor mu sahiden abla, annemin aldığı beyaz çamaşırlar? Ensemde toplamadığım saçlara bakardın, banyodan çıkışıma, beraber bir kahvaltı sonra, çayımı soğutmadan, ardını bırakmadan içersem şaşıracağını söylerdin. Çayımı hep içtiğim gibi içersem de şaşıracaktın, biliyordun. Biraz şaşırmaksın benim için kardeşim, demiştin. Şaşkınlığın, aynı topraktan geldiğini unutarak. O toprak, kan kırmızı terra rosa! Yeryüzünün cin gibi olduğu terra rosa topraklar, benim sözümü kırmızı döktüğüm, senin kırmızı bağırdığın. Nasıl bir sessizlikti?

Can havliyle , aramızdaki ayrık otlarından, ısırganlardan canı yanan gözlerimizin acısıyla geliyoruz birbirimize. Sarıldığım hep sensin, konuşurken sesimdeki kamaşmayı, utanmayı tek duyan. Sana şimdi ve daima "aldıracağım" canım, seni seviyorum. (Buradaki aldırmak, en en en eski mektubundan kalma!)

(Ben kuşsam sen de romantik bir balıksın işte, ne dersen de, bak bu da kanıtı:) Bu fotoğrafın sende olmadığına eminim, neresi hatırlayamadım ama, ne kadar eski!)

8 yorum:

Cüneyt Karakuş dedi ki...

Sabah sabah içimi deldin, ablam olmadığı için o kadar kederlendim ki! Bari bir abim olaydı dedim. Hoş, o da bu kadar derin olamazdı yalınlığı içinde... Ablamsızlığa ya da abimsizliğe ya da en büyük kardeş olmanın verdiği kucaklamak için koşan değil kucaklanmak için koşulan kişiye hüzünlendim -tabi bunun yeri ayrı-, ama uyuyup uyanınca bu sefer ben koşacağım Annem'e... Neyse, şimdi Ankara'dayım (Annem'e bir oda ve camiye ezan sesi uzaklığında:). Şimdi okunmakta ezan. İyi sabahlar...

justine dedi ki...

Cüneyt,
üzülme lütfen. Bak kardeşin (belki kardeşlerin) var, ne güzel işte:) Çok kardeş, çok arkadaş ve aynı zamanda çok sorun da demek unutma!:p
Bunları sonra belki uzun uzun konuşuruz, sen sanırım tatil için ailenin yanındasın (hiç tanımıyorum ki seni, tahmin işte:)) iyi tatiller ve iyi bayramlar diliyorum şimdilik. Hoşça kal.

Cüneyt Karakuş dedi ki...

Doğru tahmin. İstanbul'un karmaşasından kaçayım dedim birkaç günlüğüne:) Teselli için teşekkür ederim. Eski bayramlar diyeceğim şimdi ama uzar gider belki bir yazı yazarım çok da eski olamayacak eski bayramlarım için...
Keyifli bayramlar Justine... Sarı Kentliler'e bolca selam...

yagmur dedi ki...

En sona sakladigin siyah beyaz fotografinin hissettirdiklerini nasil tarif etmeliyim bilmiyorum. Guzelden de ote, cok sey var.
Selamlar

justine dedi ki...

Cüneyt, sana da İzmir'den çok çok selam:) Yazını okudum, iyi bayramlar tekrar.

justine dedi ki...

Yağmur, son foto ablamın olduğu sanırım. Siyah beyaz ve tabii çok eski tarihli. Beğendiğine sevindim, kardeşim Poliş çekmişti onu. Bir zamanlar çok fazla ilgilenirdi fotoğrafla, o da sevindi ve selamını iletmemi söyledi:)

Clea dedi ki...

Yazının ithaf edildiği kişi neden hala yorum yapmadı acaba? Yoksa daha önemli işleri mi var? Ya da yazın o kadar güzel ki sessiz kalmayı yeğledi. Hah ha vallahi ara bozmaya çalışmıyorum:)

Adsız dedi ki...

Canım, canım,
Bayram seyran derken taşındık biz.Çok gündelik telaşlar arasında okudum yazını.Gözümden yaş geldi,gerilere gittim,ama fazla kalamadım. Annesinden bir çocuğun talep ettikleri giriyordu yazıyla arama ve taşınılan evin özenilmeyecek kirleri, pasları, düzeni, düzensizliği. Clea haklı aslında.(Haklıdır O her zaman,"to the point" dir:))Yazın o kadar güzel ki,susakaldım ben. Güzelim yazıya sadece teşekkür etmek yakışmazdı. Ben sadece bir cümle edip geçemezdim.Hiç kısa kesemem bilirsin.Sana yazdığım mektuplar, ellerimin ayaklarımın soğukluğu, senin banyodan çıkışın,güzelliğin,kırlangıç kaşların,kavga ederken bile sakin kalışına özenmem,kendimi bir türlü bulamamam,aramaya çalıştım mı ki? çocukluğum,belki de kendimi çok iyi sezdiğim çocukluğum...Kilitlendim ben,orda kilitlendim.Bak o fotoğraf da kanıtı!