Pazar, Mart 13, 2011

ay-y büyüdüm!*


"sahi senden mi doğdum anne
yollar nehirler kuşluk vakitleri dururken
bir insandan mı doğar bir çocuk

Anne senin yüreğin taş olsa dayanır mı
Kuş olsa çiçek olsa gündüz olsa
Kırılmaz mı acıdan bir sap menekşenin boynu

Bu kez dağlar doğursun beni anne
Sen de ılık bir yağmur ol
Durmadan yağ kanayan yerlerime
"
                                                    h. Ergülen


Annem gitti, Onu yolcu ettim sabah, sonra çay demleyip kahvaltı yaptım ve şimdi de elma yiyorum. Hayır, ağlak olmayacağım. Gidiş, geliş hiç fark etmez, sadece devinim (aslında yolculuk hazırlığı)  rahatsız eder beni. Hep etmiştir, bunun için yüzyıllarca oturabilirim yerimde, sorun olmasın diye. Annemin gidişiyle evde ses kesildi. Boş teneke gibi, tın tın! Annem neşeli biridir, onun olduğu yerde mutluluk kendisine geniş geniş yer bulur. Bu kadar çok acı çekip, yüzünü yine de aydınlık tutması çok tuhaf. Yok yahu, tuhaf demeyecektim, çok güzel çok:) Ben ona benzerim biraz, biz ikimiz evin üstündeki bulutlar dağılsın diye, akla hayale gelmeyen bahaneler buluruz bir araya gelince. Hatta son yaşadığımız sorun hakkında annemle konuşmamız biraz saflığa doğru kayınca, "anne duymasınlar, aman", diye uyardım. Hele Poliş'le Serap!:p (hah ha böyle yani, bir blog da siz açın, rahatsız olursanız sevgili kardeşlerim. 'karamazovlar'ım benim:))

Otuz beşime basacağım bu yıl, sanırım yani. Hesap kitabı bıraktım bir süre önce, ondan bu sanı. Eee az yaşamamışım, yine de anlamadığım bir şey var, şairin sorduğu şey;  "bir insandan mı doğar bir çocuk?"  Zor bir soru bu, onlarca doğuma girdim durumu gördüm kısaca, yine de anlamıyorum. Gerede'de çalışırken arkadaşım ebeydi, benden büyüktü ve (benim gibi:)) narin bir kızdı. Hiç doğum yaptırmamış, hemşire olarak çalışmıştı hep. İlk doğumunda ben de girdim doğumhaneye. Öyle komiktik ki! Şimdi düşünüyorum da, Bunuel bizi görse güzel bir film çekerdi, yok yok Kubrick diyelim. Filmin adı da "Justine, korkmayı bırakıp doğum yaptırmayı nasıl öğrendim!", olurdu. Manzara şöyle; ben bir yandan kadının karnına hafif baskı yaparken, kız bebeğin başını bulup tutmaya çalışıyor. Kadın çığlık çığlığa, litotomi masasında kan gövdeyi götürüyor tabii (hah ha, doğum yapacak olan varsa, yapmaz artık), bir yandan bebeğin göbeğini kesiyor diğer yandan da dikiş atıyoruz. Ayrıca hiç öyle filmlerdeki gibi olmuyordu Gerede'deki doğum hâlleri. Anneye, "kızın -ya da oğlun- oldu, gözün aydın" gibi bir şey dediğinde arkadaşım, "aman ne olursa olsun, kurtarın beni bu acıdan" filan diyorlardı. Kutsallık, uhrevi durumlar filan hak getire:p Sonra bu olayı kadın doğumcu doktor arkadaşla konuşmuştum (o da Gerede'de çalışıyordu), mucizevi bir olay diye edebi bir dille anlatıyorum elbette. Dinlemiş dinlemiş sonra; "valla kimse senin gibi bunun şiirsel bir şey olduğunu düşünmüyor, inan bana. hele buradaki kadınlar, asla!", diye cevap vermişti. Tuhaf bir adamdı kabul ediyorum ama biraz haklıydı galiba. Nedir yani, benim halleşememe sorunum sadece, ötesi milyonlarca kadının doğurması.

Tamam, anlamaya çalışıyorum. Yavaş yavaş. Bakın bir de ne geldi aklıma, siz de duydunuz mu acaba; kızlar kardeş sayılırlarmış annelerine**?
(Üç dört yıl öncesinin fotosu bu, kordon'a o gün bir çıktım, sonra da çıkmadım valla! Ne bileyim sanırım mevki ters:p Ve bu şehrin güneşi gözünüzü böyle alır işte, bakamazsınız etrafa. Yakar, yakar, yakar.)


Biz bu konuya nereden geldik yahu? Unuttum iyi mi!?

Geçelim. İzmir sıcak bugün! Sıcacık. Millet sahilde geziyordur ne güzel. Beni de çağırdılar, gitmedim. Bin türlü bahane, sonra bahanelere kendim de inandım sanırım, kalktım bir,  üstüme başıma baktım. O kadar da değil yani, çıksam çıkarmışım:) Yaz geliyor millet, bana bakmayın siz, çıkın evden ötelere. Hava iyidir.

"...
yolda bir kadın görürseniz
önce geçip gitmesini bekleyin
ve ikiye ayrılır ayrılmaz
kendinize yollardan yol beğenin!
...***
-------------------------------------------
*hafız/hafıza - (ve biz biliyoruz ki bu mahlâs Haydar Ergülen'in.)
**hafız'a/küçük kız
***hafız/kadın yoldadır!

5 yorum:

Buket dedi ki...

AH Justine nasıl korkutacağın milleti,acemilik her işte zor bişi ama bu olayda daha da korkunç..Annenle beraber oturduğunuzu sanıyordum ama memlekete mi gitti? evden birisinin ayrılışının ilk anları çok acılıdır.aniden sağırlaşır ev.ben de bunu sinoptaki il öğrtmnlik yıllarımda annem ben de kalıp eve dönmesinden biliyorum.bu arada şiirlerini hemen kopyalayıp feyste arkadaşlarıma gönderiyorum..çok beğeniyorum çünkü..

Buket dedi ki...

justinecimmm
dün kitap fuarından kitap aldığımı yazdım ya..işte tam 34 kitap aldım:) ama sende çok ilginç bulacaksın,conrad aradım koca fuarda bir tane bile bulamadım.çoğu yayın evi kim o falan dedi.zaten iletişimden glb çıkıyormuş,o da stand açmamış.artık mayıs kocaeli fuarını bekleyeceğm.zaten blogumda okuduklarımı hep yazacağım merak etme:))

justine dedi ki...

Buket,
annem İstanbul'a gitti, artık memleket diye bir şey kalmadı bizim için, kapattık o dosyayı sanırım. Ve ben de bilmiyorum kiminle oturduğumu inan, uzun süredir bilmiyorum. Burada İzmir'de bir ev var, geliniyor ve gidiliyor. O evde en çok ben kalıyorum tabii ve çoğu zaman yalnız. Evin diğer sakinleri Polişka ve annem.

Canım şiirler benim değil, biliyorsun. Keşke o şairler akrabam filan olsaydı, belki telif sayesinde yarınki nöbete gitmez keyfime bakardım:) Böylelikle gönderebilirsin tabii, keyfin bilir.

Ne güzel, kitaplanmışsın:) O durumu iyi bilirim, kitaplar bir süre ortada kalır, bakmalara doyamazsın. Ben öyle yaparım en azından.

Sevgiler çok.

p.s.: Kocaeli'ne yakındık biz, annemin memleketi Düzce. Depremden sonra ev satıldı filan, gidilmedi. Fena yerler değildir oraları. Yeşil, güzel, sıcak. Şanslısın aslında, değil mi? Bırrr, Gerede'yi düşünüyorum da, "taşra soğukluğu" diye bir şey varsa eğer, oradan çıkmıştır.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Doğumun kutsallığı bölümünü okuyunca güldüm. bir kaç ay önce annemle oturmuş geçmişi yad ediyorduk (Oldukça geçmişi) o arada konu doğuma geldi o süreci anlattı. O ara işte ben doğmuşum hemşire ya da doktor bilmiyorum bir oğlunuz oldu demiş. Annemin cevabı "başlarım çocuğuna da oğluna da şu sancı dinecek mi sen ondan haber ver!" En kötüsü de bunu gözüme bakarak söylemesi idi. Anne sevgisini doğuştan özümsemişim yani :)... Şaka bir yana hayat yaratma sancılı bir süreç hem kadın için, hem de çocuk için... Düşünsenize siz doğdunuz ve bir biçimde olana bitene hakimsiniz ciğerler ilk nefesi çekmek için yırtılmaya başladığında siz acı içinde haykırırken doktorun biri bak bu senin annen ne sevimli değil mi diye seslense verecek en makul cevabınız oldukça ağır bir sövgü olma potansiyelini taşımıyor mu. Her şeye rağmen yaratıcılık kutsal.
Doğum da, emek de, anne de...
Hasretini tez elden atlatabilmen dileğim ile...

justine dedi ki...

Sevgili Vuslat, şimdi nöbetteyim. Çok çok uzun sürdü sanki bu nöbet. Belki başımın ağrısından öyle geliyor. Sonuçta keyifsizim işte.
Dileğin için teşekkürler, çok incesin.
Sevgiler.