Cumartesi, Mart 26, 2011

sahil, deniz kıyısındaki krallık*

(Geçen yaz üç kızkardeş sahilde buluştuk ve konuştuk, konuştuk, konuştuk:) Bir şey daha var bu foto hakkında söyleyeceğim, merak eden aşağıya buyursun.)


Çok güzeldi hava bugün. Mis gibi kokuyordu, sadece kokuyla yetinsem mi yetinmesem mi diye düşünüp dururken akşam olmuştu bile. Olmaz!, dedim hemen eşofmanlarımı giydim, saçımı topladım fırladım dışarı. Aslında canım sahile gitmek istiyordu, biraz koşmak filan ama sahil birazcık uzak bu yeni eve. Eski evden sahile gitmek beş dakikalık işti, spor yapmak için çok fazla imkân vardı ama yapacak adam yoktu tabii. Hah ha, spor yapmak da çok anlamsız, yürü ya da koş gitsin işte. Düzenli spor vücudu sıkı tutar belki ama fazlası yoruyor. Ya, bu cümle böyle olmayacaktı ama üşendim yazmaya. Durun toparlayayım; kaslı vücut, bacaklar vs. vs. bence çok estetik (kadınlar için konuşuyorum), fakat fazlası, çok damarlı kollar ve o uğraşılmış görüntü beni yoruyor.  (nihilist İvan konuşuyor, sabredip bekleyin, biraz sonra çeker gider:p) Ne diyordum çok dağıldı, işte gittim, biraz koşayım dedim, sahile gitmediğim için pratik ve mantıklı bir yol, yöntem bulmalıydım. Burada sevgi yolu denilen bir yer var. (İzmir'de sevgi yolu diye bir fenomen var. siz bilmezsiniz şimdi. buralı olmayanlar bilmez daha doğrusu. burada her yol sevgi yoludur! hah ha, öyle saçma ki, arnavut kaldırımı döşenmiş kısacık bir sokak mı var, koy tabelayı oraya, al sana sevgi yolu. çok sevgi doluyuz biz, çok. yani, kimseler Cem Uzan'ı kabullenemedi onu bile kabullendi, bağrına bastı bu şehir, daha ne yapsın? tabii konumuz bu değil:))  Oraya saptım, yaya olarak şüphesiz. Şimdi, canım koşmak istiyor ama orası koşu yolu değil, millet vitrin filan bakıyor. Ben de ne yaptım; bir iki metre koşup sonra durdum, sanki birine yetişecekmişim gibi. Kimse beni izlemiyor tamam ama ben paranoyağım biraz, numara yapmak zorundayım You know?:p

Neyse, güzel yani. (araplar ve türkler çok yani kullanırmış, ben kullanmıyorum diye bizim kızlara hava atardım, yanılmışım. neden arap ve türk olmak hoş bir şey değil diye sorarsanız, cevab veremedim derim size, yaniiii ) Camlar pencereler açıldı, böylelikle evin kirliliği daha da göze batmaya başladı. Camlar silinmeli, balkonlar yıkanmalı, bu evin rüzgârıyla nasıl başa çıkılacak bir çözüm bulmalı. Of, kışın yatıyorduk battaniye altında, nereden çıktı şimdi bu yaz?:p

Şaka bunlar, yaz güzeldir. Yaz akşamları sahile çıkmak daha da güzeldir. Geçen yıl, tüm yaz boyunca, ya ağlamaya (koşarken kimse dikkat etmez), ya sadece koşmaya, ya yürümeye, ya sohbet etmeye, ya da kulağımda müzikle boş boş denizi seyretmeye sahile attım kendimi. Bakalım bu yaz ne olacak?

Geçen hafta neler olmuştu, bir de ona bakalım; (sevimli, sevecen ama yaşlı bir öğretmen edasıyla:))

Tabii ben söylesem bunları imzayı başka yerden atardım ya, neyse. Bir de sıradan bir memuruz şurada, hiç konuşmasan yeridir.

-Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan kitap avını tek kelimeyle mide bulandırıcı buluyorum. Artık, demokrasinin pusulası değil tüm ayarı kaymıştır. Truffaut'nun Fahrenheit 451 filmini seyrettiğim zaman güzel ama biraz naif bulmuştum. Yok, mantıklı geliyor şimdi. Bunun da Ergenekon davasını küçümsemek anlamına gelmediğinin farkında olunmasını istiyorum. Sap saman meselesi işte.

-Kılıçdaroğlu'nu Erdoğan kadar itici bulmuyorum. İkisi de çoğu zaman saçmalıyor ve benim düşüncelerime en ufak bir yakınlıkları yok fakat biri diğerine göre ehven-i şer. Ya, şimdi bunun da İzmirli olmakla alakası yok diyeceğim ama...:p Hah ha!

-Çocuklara yapılan zulme hâlâ şaşırıyorum, ağzım açık kalıyor. Bu konuda yazılacak bir şey yok, haber izlemeyin, o kadar.

-Buraya koyduğum yazılara sevdiğim bir müzik ve bir fotoğraf ekliyorum. Resim de güzel olur ama, bu daha kolay ve hoş. Kardeşlerimin ve yanımda kim varsa eğer onun fotosunu da koymak isterim fakat iki saat koyabilir miyim canım diye izin al, ister mi istemez mi düşün, zor yani. Lily ile benim olayım basit, yalnız hep Lily olunca da anne, çocuk siteleri gibi oluyor, olmasın derim ben. (buraya da yani yakışıyor ama hayır, demeyeceğim!) Doğum günü, özel bir an, vs. vs. yazılarında sevdiklerimle (bu ne komik bir kelimeymiş böyle, "sevdiklerim":))  beraber fotoğrafları koyuyorum tabii. Şimdilik "sadece bana" katlanacaksınız, işin özeti bu.

-Yukarıya koyduğum şarkıyı eskiden pek dinlerdim, unutmuşum. Aslında bir önceki yazının müziğiydi o, ama Ahmet Kaya'yı ve özellikle o şarkısını çok sevdiğim için "böyleyken böyle" oldu. Bu şarkıyla güzel dans ediliyor, tabii yalnızken.

-Bu arada üç film izledim, Conrad bitmişti ama dün nöbete götürüp bir bölümü tekrar okudum. Donkin ve Jimmy'nin konuşmasını. Çok iyiydi. Filmler arasında Every Day tek bahse değer olanı. Fena film değildi, ben zevkle seyrettim en azından. Enginar yazısında bahsettiğim şey tam karşımdaydı o filmde. Überkadın olmak zor demiştim, o akşam bu filmi seyrettim. Filmdeki kadın çok rahatsız ediciydi; manik, devamlı dırdır eden bir tip, tabii sebepleri vardı ama adam haklı dedirtmişti bana. Filmin sonunda biraz rahatladım. Kadına da hak verdim. Özetle; bir iki sahne dışında idare ederdi, meraklısına not olsun bu da.

Finito demiştim değil mi, o zaman bu sefer "Ciao!" diye bitirelim.

-------------------------------

* Elbette, "Annabel Lee" şiirinden mülhem.

12 yorum:

Buket dedi ki...

justine varya kocaman bir yazı yazmıştım sana ama blog sorunlarıdan yayınlanmadı.bakalım bu yayınlanacak mı merak ediyorum..

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Olay aslında o kadar basit ki; bir kere Mehmet AĞAR’ın Tansu ÇİLLER’in yargılanmadığı bir Ergenekon davası, Ergenekon davası değildir. Sap ile saman yok. her şey çok açık.
Kimse Anayasa tartışmalarına neden halkın müdahil olmayacağını tartışmayacak mı merek ediyorum. Boyner kendi sınıfsal çıkarlarının savunusu adına o konuşmayı yapmıştır. Ne işçiye ne köylüye ne de sermaye sınıfına dayanmayan rantiyeci bir iktidara karşın bana dayan diyen sermayenin çığlıkları. Rantiye ekonomisinin zarar verdiği üretici kesim kendi sınıfsal çıkarları adına Keynesgen politikaların dönemine öykünmektedirler hepsi bu. Tarihin önüne set koyamazsınız o dönem bitti. Yaşasın birilerinin kutsal neo-liberalizmi(!)
Yalnızca bu konuya içkin olarak Engels’den bir alıntı: “Devlet, devlet olarak var oldukça bu hiçte özgürlük için olmayacaktır….” Anayasa bir yurttaşlık sözleşmesidir. Ve bu sözleşme yurttaşların ortak iradesi ile tartışılabilir… Bu gerçekliğin yansımadığı hiçbir platform meşru değildir.
Deniz kenarını oldukça özlediğimi fark ettim yazıyı okurken. Fırsatını bulduğum bir ara tekrar İzmir’e iki günlük bir kaçamak yapmam gerekecek. Bir yanım Karadeniz, bir yanım Akdeniz ama nedense deniz deyince aklıma İzmir gelir.
İzmir’e ve sana iyi eğlenceler o halde…

endiseliperi dedi ki...

hahhaa, evet adana'da da bir sevgi adası vardı. baraj'da. sevgililer kayığa binip o adaya gidiyormuş, güya. ben hiç gitmedim, kimle gideyim! aklım almadı, adana gibi namus konusunda üçkağıtçı bir anlayışları olan, gizli kapılar arkasında iş çevirip, ortada olan kendilerine aykırı olana linç muamelesi yapan bir yer. abartıyorum belki ama, benim sezdiğim öyleydi. ben evde kapalı panjurlar arkasındaydım. o sıralar sigara da içmezdim ve evim seyhan ırmağının hemen yakınındaydı, sabah erkenden kalkıp bir saat yürürdüm. ve hava adana'da portakal çiçeği kokardı, yemek filan isterdin havayı.

şimdi karşımdaki ormana gidemiyorum. anlamını sevmediğim bakışlarla karşılaşmaktan hoşlanmıyorum. panjurları kapatıp, evde sigara içiyorum.wwwwwwwwwwww
hah haa bunu tina yazdı. koca evde oturmak istediği tek yer benim laptop un üstü.

hmmm... böyle, yaniii:)türkçe öğretmenimiz yasakladığından ben uzunca süre kullanmadım bu yani'yi. ona göre cehaletin resmiydi bu "yani". sonra amaaan, dedim, salla gitsin, yani.

ciao!

justine dedi ki...

Of ya, sabah yattım ben yine! Bu sefer biraz fazla sabah oldu, saat 10'u geçiyordu ben hâlâ uyumamıştım. Saçmalık, keşke Şenay'ın uykusu gibi bir uyku düzenim olsa.
Neyse, geçelim geçelim. Şimdi abim ve canım Meloş'uma (ve hatta Rüya!) kahvaltıya gidiyorum. Beni çağırdılar ve hazır kahvaltı kaçmaz:))

Öptüm hepinizi. Sonra yazacağım. Byee:p

justine dedi ki...

Buket, kocaman yazını merak ettim inan.
Bir de blog sorununu belki şu linkini verdiğim programla tam anlamıyla çözersin. Başka bir sitede de yazmıştım, bir bakıver istersen.

(http://www.gezginler.net/modules/mydownloads/singlefile.php?download=ultrasurf&lid=6729

Şu blog bahsetmiş, oradan da bakabilirsin;

http://modavesosyete.blogspot.com/2011/03/bizi-takip-etmek-isteyenler.html)
Sevgiler.

justine dedi ki...

Vuslat dediklerinde haklısın, katılıyorum sana. Ayrıca, sap-saman yok ve her şey senin için gayet net ise, ne güzel. Senin adına sevinirim.

Çok eğlenmiyorum bu günlerde, zaman öyle ya da böyle akıp gidiyor işte, yine de eğlence dileğin için sağol:)
Sevgiler.

justine dedi ki...

Peri, -bence- abartmıyorsun canım, tam da dediğin gibidir küçük yerler. Taşra, zordur.
Havayı yemek istemek! Müthiş bu, daha önce böyle söylemiş ve deli demiştim kendime:)
Tina benimle konuşmak istiyor sanırım, bırak yazsın. Ben anlarım... yani:p

(Şimdi yatmalıyım, biraz kitap okuyacağım yatakta ve yarın sabah 8'den akşam 10'a kadar iş var! Çok uykusuzum çok, sinir oluyorum kendime:))
Sevgiler.

TOLGA dedi ki...

ohh be nihayet yorum bırakabileceğim galiba,bunun nihilasit bir yorum olmamasına da dikkat etmeliyim:)izmir'e gelirsem,
sevgi yolunda beraber koşu yapar siyaset yaparız.koşarken memleketi birlikte kurtarırız tabii:)
kılıçdaroğlu bana da çok antipatik geliyor.eşi kesin adaleli,domestik
ve anneerkil bir bayandır:)
bu ara da kaçırdığım doğum gününüzü
de kutlarım,yazılarınız oldukça naif,sizin gibi...sevgiyle.
tolga

justine dedi ki...

Tolga,
nihilist yorum kısmını anlamadım inan.

Ben koşarken bırak memleketi kurtarmayı kendimi bile zor kurtarırım, buna da inan:)

Kılıçdaroğlu'nun antipatik olduğunu söylememiştim Tolga, orada bir yanlış anlama olmuş. Çoğu kişi onu itici bulurken ve hatta bu kişiler genellikle mürekkep yalamış takımındayken (onların söylediği kuraldır ya), ben öyle düşünmüyorum demiştim. Eşiyle ilgili söylediklerin ise "biraz" nezaket sınırları dışında. (hani siyaset yapsa tamam eleştir ama, ne bileyim kadın gözlerden uzakta. kendi halinde filan) Kısaca; çok ayıp, diyorum:)

Doğum günü dileğin çok ince, zarif. Üzerinden geçti ama yine de teşekkürler.

Sevgiler.

TOLGA dedi ki...

evet haklısınız,yazıyı biraz hızlı
okumuştum.kılıçdaroğlu'nun eşine
domestik derken,"evcimen" anlamında
kullanmıştım.yoksa nezaket sınırları dışında sizi gerçekten üzmek istemezdim.yanlış anlaşma varsa benim suçum,özür dilerim:)
iyi geceler.

justine dedi ki...

Üzülmedim Tolga, özre de gerek yok, kısaca sorun çözüldü, anlaştık tamam mı?:p
Ben çok açım! Şimdi kalkıp tost filan yapmalıyım, nasıl üşeniyorum bir bilsen:)
İyi geceler olsun tabii.

Adsız dedi ki...

Hi, i think that i saw you visited my blog thus i
came to “return the favor”.I'm attempting to find things to improve my web site!I suppose its ok to use a few of your ideas!!
My web-site : workout programs