(Lily ve ben üç sene önce, eski evde)
Bankaya gitmek gözümde büyüyor, keza postaneye de. Nitekim, böyle giderse ikisi de yalan olacak;p Bir kalksam şu koltuktan, bir kalksam, neler neler yapacağım ama...
Tarkovski günlüğünde, "insan bunca zamandır var olmasına rağmen hâlâ daha en önemli şey olan varlığın anlamı konusunda emin değildir; şaşırtıcı olan budur işte.", demiş. Aferin, iyi demiş. Yok yok, böyle demeyecektim, olur mu hiç öyle şey, dinlediğim müzikler şaşırtıyor beni valla. Bakın şimdi; "onun burnu kaf dağında/söz söylenmez yanında/kendini beğenmişin biri o/git ona git benden selam söyle", işte böyle bir şey çalarken nasıl yazı yazabilir insan? Nilüfer'in sesi güzel de kafa karıştırıyor tabii;) Ne diyordum ben, hah tamam Tarko çok dindar biri, bir yazısında tanrının kendisine yaklaştığını, elini başının üstünde hissettiğini, ve onun değerli kölesi olmak istediğini söylüyor. O yazısını okuduğumda biraz korkmuştum, tanrının eli tabii, şaka değil. Ben Ayna'yı çok seviyorum, orada çocukluğuna dönüyor. Diğer filmlerinde tanrının eli biraz fazla işin içinde. Ben Tarkovski'nin elini görmek istiyorum. Bir de, Nostalghia filmi çok güzel, muhteşem de o deli biraz fazla gelmiş filme, fazla didaktik.
Bunlar nereden mi aklıma geldi, bugün rüzgâr çanlarını astık balkona ve mutfağa. Çıkan sesler beni ilk önce kiliseye sonra da doğrudan Tarko'nun ellerine bıraktı. Budur durum yani, hadi dağılalım arkadaşlar;p
A, şunu da yazayım, size de bir faydam olur belki, gülersiniz. Öğlen çay keyfi yaparken ekşi'de mhp'nin Diyarbakır'da yapacağı miting hakkında yazılanları okuyordum. Şöyle bir cümleye bakınız verilmiş; diego dur allahını seversen zaten ortalık karışık. Daha olayı bilmeden çok gülmüştüm, şimdi biliyorum daha çok güldüm. Hey allahım ya, neler neler oluyor şu dünyada? Oradan bakmaya üşenirseniz buraya da tıklayabilirsiniz.
Öpüldünüz.
p.s.: Bir şarkı koyacaktım ama, sırf sizin de kafanız karışsın diye, ikinci şarkı yine Nilüfer'den gelsin. Ne yapalım, ben Diego kadar tatlı değilim, buyrun;
