(fatih-istanbul / mayıs 17)
“Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım, saçlarımı balkondan aşağı sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım. Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa, aşağıdaki insanları gösterip, bir süre yere paralel gittikten sonra onlara anlayamayacakları şeyler anlattım, diyeceğim. Öyle olsun.”
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra / Barış Bıçakçı
Yukarıdaki fotoğrafı çöp atmak için dışarı çıktığımda çekmiştim, çoğu şeyi unuturum ama o anı unutmadım. Binalardan kurtulup bulutları yakalamak mümkün değildi, hafif sağa kaydım, eğildim, ilerledim ama işte "katı olan her şey buharlaşmadı", bulutlara "hadi sizi bir de tek çekeyim" diyemedim. Fakat burada bir şey var, olması gerekenin olduğu, bulutların güzelliğine kanıp çöpü atmayı unutmamamı sağlayan bir şey. O şey, siyah duvara yapışmış gibi duran, nefes alamayan küçük pencere, küstah kirli yeşiliyle hangi yönden bakarsam bakayım nasıl bir kalple (dalga geçmeyin, sakın!) tasarlandığını anlayamadığım çirkin bina, hemen yanındaki sen varsan ben de varım, bu çirkinlik büyümeli kod adlı komşu bina. O şey kendime gelmemi sağlıyor. Bulutların dünya dışı yumuşaklığına, rengine kanıp yemek yapmayı unutmamamı, markete gitmemi, akşam gelecek sevgilimi karşılayıp bir günü daha kazasız belasız bitirmemi sağlıyor. Başardı da. Bulutla birlikte uçan kuş, iyi ki seni o akşam üstü görmedim, iyi ki.
Boş verelim fotoğrafı, Mayıs bitti, Aralık'tayız. Kim bilir yine kimin aralığında, sallanan salıncakta. (ne zaman ama ne zaman biri aralık dese, hangi aya girdiğimizi öyle sıradan, öyle gelişigüzel söylese ben o şiirde kalırım. elimde değil, büyü gibi bir şey. inanırsın inanmazsın fark etmez, vurur geçer.) Dağıldım yine, tamam toparlıyorum. Yeni yazarlara çok fazla şans tanımam, bunu buraya bin kere yazmış, milyon kere söylemişimdir. Elim hep, hayal kırıklığına uğramanın yüzdesinin çok düşük olduğu sağlam referanslı yazarlara, eskilere gider benim. Yanılmak hoşuma gidiyor, güzel bir sürpriz gibi mutlu oluyorum. İzmir'e gelirken nefes nefese ve ter içinde bindiğim uçakta başlayıp geçen gün bitirdiğim Barış Bıçakçı'nın Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra adlı kitabı işte böyle mutlu etti beni. Başladıktan sonra nöbetler yüzünden verdiğim kısa bir ara dışında nefessiz okudum. Biraz çay, biraz kanyak (konyak demekten daha güzel) ve sağır edici bir sessizlik eşliğinde okudum, çok sevdim. Barış Bıçakçı'nın ismini duyalı epey olmuştu, hatta bir kitabından uyarlanan filmi izlemiş, sevmiştim. Ama sonra yolum hiç kesişmedi onun kitaplarıyla, İyi ki okumuş, iyi ki tanımışım onun naif, kırılgan ve deli karakterlerini. Ben öyle delileri çok severim, yok, deli gibi severim, bu daha doğru.
(brugge-belçika / kasım 17)
(Başak düşerken, ya da belki saçlarını aşağıya sarkıtırken saçlarının arasından böyle görüyordu sanki dünyayı. Toparlayamadığı düşünceler, kontrol edemediği yaşam gibi. Bilmiyorum bana öyle gibi geldi, hadi öyle olsun.)
(müziksiz olmaz. bu nefis yorum bloğun arşivlerinde kalsın, yıllar sonra havalanmayı başarıp yere çakılmadıysak eğer, dönüp dönüp bunu dinleyelim. yere uzanalım toprak ve gök bunu söylesin bize, sonra ölsek de olur. hiç acımaz.)



