The Mulberry Tree/Van Gogh (Saint-Rémy-1889)
"...Hastaydım da tabii, ama cesaret gösteremedim. Sonra, bu krizlerin acısıyla karşı karşıya kalınca çok da korkuyorum; yeniden gösterdiğim çabanın biraz önce söylediğimden değişik bir şey olup olmadığını bilmiyorum; dedim ya, kendimi öldürmeye kalkmış, derken suyun çok soğuk olduğunu fark edince kıyıya ulaşmak için çırpınmaya koyulan biri gibiyim..."
Theo'ya Mektuplar/Vincent Van Gogh (çev: Pınar Kür)
Van Gogh, bu dut ağacını akıl hastanesi yıllarında yapmış. Bilirsiniz, ressamların böyle dönemleri vardır, akıl hastanesinde yatarken yapmış denmez de dönemlere ayırırlar hayatlarını; akıl hastanesi yılları, gençlik yılları, Paris dönemi vs. vs. Belki bu maddeleme ve karikatürize etme alışkanlığı yüzünden insanüstü varlıklar gibi görünüyorlar çoğu zaman, tuhaf bu. Bu akşam koltuğumda yorgun yorgun otururken, onun Theo'ya yazdığı mektupları okudum, kardeşine. Öyle dokunaklıydı ki cümleleri; delirdiğini, yaşarken çok zorluk çektiğini ve acı ölümünü bilmesem bile onun kırgın dilini hissederdim. Bir mektubun ona nasıl iyi geldiğini, hastalıktan korktuğunu, yıldızlı açık gecelere bayıldığını, meyve bahçelerini çizmeyi çok sevdiğini, açık havada, gökyüzüne saatlerce keyifle baktığını ve diğer her şeyi sevinçli, kaygılı, insan cümlelerinden anlardım.
Kelimelerden çoğu zaman korksam da, yazıya hâlâ güveniyorum.
Meyve ağaçlarını çizmeyi çok seviyor, gözlerimi kapattım onun dut ağacı resmini düşündüm. "Ah gül! hastasın sen/uğuldayan fırtınada/gecede uçan/görünmez böcek"* Eskiden kocaman bir örtüyle altında meyvesini toplamaya çalıştığımız dut ağacıyla yer değiştirdi görüntü. Eski şarkılar, eski anılar, eski gülüşler, hepsi o kocaman ağacın etrafında toplandı. Yaşamak nasıl da "sıkı"dır, önünde açılır, açılır, açılır kocaman bir resim. Dut ağacı verimli bir ağaç, yaprağıyla ipek böceklerini, meyvesiyle insanları doyuruyor. Bu bilgileri o ağaca bakarken koyamazsın herhangi bir yere. Bir türlü olmaz, senin geçmişin dağıtır resmi, "artık yıllar" düşer beynine. Ne güzel, ne kötü.
Bu resme bakmayı çok seviyorum. Renklerinde dağılıp duruyorum. Ama diyorum, iyi ki bu resmi görecek kadar yaşadım, iyi bir şey bu. Her güzel şeyle karşılaştığımda bunu yaparım ben. İyi ki gördüm, iyi ki baktım, iyi ki okudum. Oyunlarla yaşamak, böyle bir şey, bilen bilir.
Otuz beş, oldum sanırım. Korkutucu bir sayı, yolun yarısı diye adı çıkmış bir kere;) Kanmayacağım bu reklama tabii, şimdilik güzel güzel geçinip gitmeyi düşünüyorum, bakalım ileride ne olur? Bugün yorucu bir gündü, tüm gün dışarıdaydım. Sonra yukarıdaki şarkıyı dinledim, mektupları okudum, biraz kendime geldim. Şimdi güzel bir film seyretmeli, ama hangisi hangisi? İşte oyun dediğim tam da bu;p
-------------------------------------------
*William Blake/hasta gül-Masumiyet ve Deneyim Şarkıları
