(pixdaus.com sitesinden, jchip8 kullanıcısına ait bir fotoğraf)
"Geliyor gece, zengin ziynetle
süslenmiş mavi giysinin eteği;-
müşfik iki Meryem eliyle
uzatıyor bana bir rüyayı.
Sonra gidiyor, görev için,
kente doğru sessiz adım
ve alıyor, bedeli olarak düşün,
ötede ruhunu sayrı çocuğun."
rilke-düşler
Gece yatarken elimdeki kitabı okumuyorsam eğer, herhangi bir yazardan öykü okuyup, uyumaya çalışıyorum. Geçenlerde okuduğum bir öykü kaldı aklımda. İş güç arasında, bir belirip bir kayboluyor. Cortázar'ın Silvia adlı öyküsü Ayakizlerinde Adımlar kitabında bulunuyor. Sadece çocukların ve yazarın gördüğü düşsel bir yaratıktan bahsediyor hikâye. Yaratık diyorum, çünkü içimden çok genç bir kız demek gelmiyor. Kendisine kaba denildiğini düşünen bir adam anlatıyor olanları, yabani olması hoşuna gidiyor ayrıca. Sohbet ettiği bir iki kişi (ama nasıl oluyorsa, kalabalık ve neşeli mafya aileleri gibi toplanıp duruyorlar!) var ve onlarla bir gün mangal keyfi yapıyor. Konuşulanları isteksiz isteksiz dinlerken gözüne Silvia denilen kız ilişiyor. Nasıl olur da kızın kim olduğunu öğrenirim diye düşünüp dururken yardımına iyi anlaştığı çocuklar yetişiyor. Konuyu uzatmaya gerek yok, önemli olan Silvia'nın sadece çocuklara göründüğü. Bir düş yaratığı o kız. Yazarın aşık olduğu.
Bizim, karanlıklar ardında silik bile olsa gördüğümüz düşlerimiz, tüm parlaklığını Medusa saçlarından alan. Onunla yatsan ne olacak bilmezsin, elini tutsan, sadece konuşsan, o yaratığı sevsen, bir okşasan. Evde beslesen hadi, ne olacak? Elini yanağına koysan. Cortázar'ı tek öyküsüyle bile sevdim ben. Ee öyleyse, Neruda'nın deyişiyle "kader kurbanı" filan olamam artık. Büyülü öyküler anlatıyor adam, kendine dönük filan, hem kötü bir insana da benzemiyor fotolarından, sevmek neden zor olsun?
O kadar kurguyla yaşıyoruz ki, bazen canım acıyor.
Şimdi beraber ve solo şarkılar zamanı; hah ha bu nereden geldi aklıma şimdi ya! Kendi kendimi güldürdüm yine:) Neyse, kısa kısa notlar zamanı diyecektim, sulandırmayalım.
-İşbu kitabın kapağındaki foto muhteşem. Abartmıyorum, dakikalarca baktım atı okşayan ele. Dışarıda kitabı tutan elim üşüdü, koynuma görebileceğim yere koydum, tekrar baktım. Çok şefkatli.
-Silvia güzel öykü, uzun laf işi karıştırıyor. Güzel öykü, ne kadar yeterli bir anlatım. Minimalist ol, canımı ye havasındayım. Nasıl mı, anlatayım; ... Yok yok sadece şaka.
-Ben aslında Cortazár'a önceden beri sempati beslerdim. Nedeni çok saçma tabii. Aa, bunu anlatmalıyım işte! Fuentes'in Diana adlı kitabını okuduktan sonra tuhaf bir sinir yapmıştım yazara karşı. Aynı memleketten bile olmamalarına rağmen ben bu iki adamı karşılaştırdım kendimce. Düşünmeden oluyor yalnız tüm bu şeyler. Kafamda olup bitiyor sizin anlayacağınız. Fuentes bu kadar sinirken, Cortázar ne kadar da narin, efendi, kedi(?) gibi filan diye düşünüyordum sanırım. Dediğim gibi niye özellikle bu iki adam, daha doğrusu niye Carlos'u Julio ile karşılaştırdım sadece tanrı bilir. Acaba?!:p İşte ondan böyle oldu. Ne mi oldu, unut gitsin.
-Nöbetler beni çok yoruyor artık. Olmuş on altı küsur yıl hâlâ vıdı vıdı ediyorum, biliyorum ama sanırım artık yoruldum. Hoca'yla da konuştum bugün, of of. Başlangıçta kaos vardı, evet.
-Yukarıya koyduğum müziği lütfen dinleyin. Purcell candır. Hatta dur abartayım, bugün "nöbet sonrası, hastalığa az kaldı" günüm, hakkımdır. Purcell canımdır. Who can resist such mighty charms, çok yakışacaktı bu anlattığım öyküye ama yükleyemedim. Bir sorun var, nedir bilmem fakat siz bulursanız onu da dinleyin. Muhteşemdir!
-Yukarıda dedim ya, hasta olacağım sanırım, soğukta devamlı duş almak böyle yapıyor beni. Bir hap alayım, bakalım ne olacak?
Bitti sanırım. Aa, ne biçim bitirdim, boşlukta kaldım şimdi. Ne yapmalı?
Bizim, karanlıklar ardında silik bile olsa gördüğümüz düşlerimiz, tüm parlaklığını Medusa saçlarından alan. Onunla yatsan ne olacak bilmezsin, elini tutsan, sadece konuşsan, o yaratığı sevsen, bir okşasan. Evde beslesen hadi, ne olacak? Elini yanağına koysan. Cortázar'ı tek öyküsüyle bile sevdim ben. Ee öyleyse, Neruda'nın deyişiyle "kader kurbanı" filan olamam artık. Büyülü öyküler anlatıyor adam, kendine dönük filan, hem kötü bir insana da benzemiyor fotolarından, sevmek neden zor olsun?
O kadar kurguyla yaşıyoruz ki, bazen canım acıyor.
Şimdi beraber ve solo şarkılar zamanı; hah ha bu nereden geldi aklıma şimdi ya! Kendi kendimi güldürdüm yine:) Neyse, kısa kısa notlar zamanı diyecektim, sulandırmayalım.
-İşbu kitabın kapağındaki foto muhteşem. Abartmıyorum, dakikalarca baktım atı okşayan ele. Dışarıda kitabı tutan elim üşüdü, koynuma görebileceğim yere koydum, tekrar baktım. Çok şefkatli.
-Silvia güzel öykü, uzun laf işi karıştırıyor. Güzel öykü, ne kadar yeterli bir anlatım. Minimalist ol, canımı ye havasındayım. Nasıl mı, anlatayım; ... Yok yok sadece şaka.
-Ben aslında Cortazár'a önceden beri sempati beslerdim. Nedeni çok saçma tabii. Aa, bunu anlatmalıyım işte! Fuentes'in Diana adlı kitabını okuduktan sonra tuhaf bir sinir yapmıştım yazara karşı. Aynı memleketten bile olmamalarına rağmen ben bu iki adamı karşılaştırdım kendimce. Düşünmeden oluyor yalnız tüm bu şeyler. Kafamda olup bitiyor sizin anlayacağınız. Fuentes bu kadar sinirken, Cortázar ne kadar da narin, efendi, kedi(?) gibi filan diye düşünüyordum sanırım. Dediğim gibi niye özellikle bu iki adam, daha doğrusu niye Carlos'u Julio ile karşılaştırdım sadece tanrı bilir. Acaba?!:p İşte ondan böyle oldu. Ne mi oldu, unut gitsin.
-Nöbetler beni çok yoruyor artık. Olmuş on altı küsur yıl hâlâ vıdı vıdı ediyorum, biliyorum ama sanırım artık yoruldum. Hoca'yla da konuştum bugün, of of. Başlangıçta kaos vardı, evet.
-Yukarıya koyduğum müziği lütfen dinleyin. Purcell candır. Hatta dur abartayım, bugün "nöbet sonrası, hastalığa az kaldı" günüm, hakkımdır. Purcell canımdır. Who can resist such mighty charms, çok yakışacaktı bu anlattığım öyküye ama yükleyemedim. Bir sorun var, nedir bilmem fakat siz bulursanız onu da dinleyin. Muhteşemdir!
-Yukarıda dedim ya, hasta olacağım sanırım, soğukta devamlı duş almak böyle yapıyor beni. Bir hap alayım, bakalım ne olacak?
Bitti sanırım. Aa, ne biçim bitirdim, boşlukta kaldım şimdi. Ne yapmalı?

