Michael etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Michael etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ocak 12, 2013

oyalanmak için filmler ve şaşırtıcı bir kitap

(evde film izlemenin kış hâli) 

Size de aynısı oluyor mu, merak ediyorum; çok fazla sorun varken, çözülmemiş bir sürü dert bir köşede beklerken, bir kahve içeyim ondan sonra düşünürüm oyalaması. Ben hep böyleyim; kafam karışık, gece yatarken, kalktığımda, işte, evde hep, her zaman can sıkan saçmalıkları düşünüp, durum içinden çıkılmaz bir hâl alınca küçük şeylere sığınıyorum. Sıcak bir banyo yapayım, sonra bakarım çözümüne, bir kahve içeyim, öyle hallederim, gibi. Tam komedi. Aklıma hemen, Rüzgar Gibi Geçti filminde Scarlett'ın başı sıkıştığında ve çaresiz kaldığında "bunu sonra düşüneceğim, eğer şimdi düşünürsem delireceğim" demesi geliyor, biraz çatlaktır ama haklıdır kadın, çok severim;) Rhett Butler, başka tabii, canımdır o benim. Hele filmin sonunda küfreder gibi söylediği; "Frankly, my dear, I don't give a damn", lafı müthiştir. Durun linkini vereyim, merak edenler izlesin. Şurada.

Nasıl geldik ki biz buraya? Hmmm, evet kafalar karışık. Böyle zamanlarda en güzel şey film izlemek. Kitap okumak faslına birazdan gelelim, o iş daha çok kafa karıştırıyor çünkü, hele de okumak için muhteşem kitaplar seçtiyseniz. Kaç gecedir -nöbet tutmuyorsam eğer-, film izliyorum. Geçenlerde Michael'i izlemiştim. Yönetmeni daha önce çok kereler Haneke ile çalışmış biri, filmi de festivallerde gösterilmiş. Filmin konusu, pedofili. Konusu itibarıyla zaten ilginç bir film, bir de oyunculuklar güzel olunca daha da sarsıcı olmuş. Ben yine de anlatılan can sıkıcı, korkutucu durum dışında bahsedilecek bir şey bulamıyorum film hakkında. Üzüyor, acıtıyor ama o kadar, ötesi yok. Ne olay dışında söyleyecek sözü var filmin ne de farklı bir tavrı, durum budur diyor sadece. Kendimi kötü, korkunç olaylardan soyutlamam, bu yaşıma kadar onlarca, yüzlerce beter şey görüp duydum, ve hatta yaşadım, ama yine de pedofili hakkında bir film daha izlemek istemiyorum artık. Midemi bulandırıyor, kabus gibi üstüme çöküyor, çocuklara yapılan kötülüğü (ah ivan!) bir türlü anlayamıyorum, nefret bile az geliyor böyle durumlarda. Geçelim. Red Lights, seyrettiğim başka bir film. Bunun hakkında yazmaya değmez, çok sıradandı. İşin kötüsü filmin oyuncuları Cillian Murphy ve Sigourney Weaver'ı çok beğenirim ben, konusu da ilginçti, ama "ben aynı zamanda her şey olabilirim" diyen kafası karışık ve anlamsız senaryosu yüzünden filme yazık olmuş. İnanç, paranormal olaylar ve mistisizm meselesini daha sağlam işleyen filmler izlemiştim, oysa Red Lights klişeye sığınmış. Dün gece ise, uzun süredir bir köşede bekleyen Demirkubuz'un Kıskanmak filmine (film,  Nahid Sırrı Örik'in Kıskanmak romanından uyarlama)  gitti elim. İstanbul'a gitmeden Yeraltı'sını izlemiştim yönetmenin, sevmiştim. Güzel ve farklı bir uyarlamaydı bana göre. Belki bu da iyidir dedim, fakat ı ıh, hiç ama hiç sevmedim. Dün twitter'da bir arkadaşla da konuşmuştuk; oyunculuklar kötüydü, en kötüsü de filmde -güya- herkesin aşık olduğu erkek güzeli delikanlı rolünde oynayan çocuktu. Saçının peruk görüntüsü ve film boyunca başı önünde oynaması komikti. Bir de erkek güzeli bana kalırsa Visconti'nin Morte a Venezia'sındaki Tadzio gibi olur, bakan bir daha bakmak ister. Demirkubuz'un oyuncusuna ise kusura bakmasın ama, bir kere bakmak yetiyordu;) Filmi izledikten sonra ekşi'den film hakkında yazılmış yorumlara baktım, beğenen, beğenmeyen ne ararsan var, burada bir tuhaflık yok, ekşi hâli;p İşin ilginci herkesin söz birliği etmişçesine filmdeki "çirkin" Seniha'yı oynayan oyuncunun (nergis öztürk) performansını yere göğe koyamamasıydı. Bende bir tuhaflık var sanırım, sırtını hafif kambur yapıp, göze batan, ben makyajım diye bağıran suratıyla gayet normal oynuyordu kadın. Güzel, muhteşem filan değil, hatta bana kalırsa, çokça karikatürizeydi oyunu. Üstelik çok sıkıldım ben, oyunculara çirkin makyajı yapılınca harika oynuyor yanılgısından. Charlize Theron, Nicole Kidman vs. yap makyajı al ödülü, valla fenalık geldi. Virginia Woolf'u oynatmak için takma burun yapmışlardı yahu kadına, sanki yazara benzeyen -çirkin demeyeyim de- Kidman kadar güzel olmayan başka kadın yokmuş gibi. Neyse, ben niye bu kadar sinirlendiysem;) Diyeceğim, Nergis Öztürk'ün oyununda aman aman bir şey yoktu ve en büyük şansı karşısında kimsenin sevmediği (ben de sevmem), oyunculuğu beter birinin (berrak tüzünataç) bulunmasıydı. Onun karşısında kim oynasa muhteşem görünürdü sanırım. 

Filmler böyle. Karışık kafaları daha da karıştıran kitaplar demiştim değil mi? Evet, şimdi onlardan birini okuyorum ben. Morel'in Buluşu, sarsıcı bir kitap. Onu okuma şansına eriştiğim için şanslıyım. Romandan (aslında novella daha doğru bir tanım), ilk Mehmet Bey bahsetmişti bana, okumayı çok istiyordum. Daha önce yorumlarda bu isteğimden bahsetmiş ve Mehmet Bey'in kitap hakkındaki harika yazısının linkini vermiştim. İstanbul'a bu son gidişimde C. hediye etti kitabı, bu vesileyle hem C.'ye hem de Mehmet Bey'e çok teşekkürler. İki gecedir yatağa Morel'in Buluşu ile giriyorum. Küçücük bir kitap, ama ben bitmesin diye yavaş yavaş, gizemli cümlelerin tadına varmaya çalışarak okuyorum. Beni şaşırtıyor, heyecanlandırıyor, korkutuyor bu roman. Birdenbire ve hazırlıksız, en sevdiğim kitaplarımın arasına sıkı bir giriş yaptı Casares'in romanı. Çoğu zaman, inanılmaz cümlelerden başımı kaldırıp, yazarın bunu yazarken nasıl bir ruh hâlinde olduğunu düşünürken buluyorum kendimi. Sabaha karşı, gece lambasının aydınlattığı yine de karanlık! odamda, deli gibi şeyler geliyor aklıma. Bunu yazan normal biri olamaz, diyorum fısıltıyla, kendi sesimden korkarak. Delicesine merak ettiğim bir yazar Casares, tüm kitaplarını (işin kötüsü, çevrilen iki kitabını buldum sadece) okumak istiyorum. (Bir Fotoğrafçının La Plata Maceraları, C.'nin bana hediye edeceği kitap kargosunda sorun olduğu için geç gelmiş, şimdi İstanbul'da beni bekliyor kitap, saçmalık.) Neyse, durumlar böyle buralarda, daha önce çok sevdiğim Beyaz Kale hakkında kafamı toparlayıp bir şeyler yazamadım diye üzülürken şimdi de Morel'in Buluşu'nu yazma telaşına düştüm. Bakalım, ne zaman, nasıl olacak. Sözün özü, bu kitap bambaşka, okumadıysanız okuma listenizin bir köşesine yazın; muhteşem bir okuma zevki tadacaksınız ve hatta daha önce olmadıysa olağanüstü, inanılmaz zeki bir yazarla tanışacaksınız. Söylemiş olayım da, benden günah gitsin.
--------
p.s.: -Müzikleri dinlemeden geçmeyin sakın, hepsini tatil günü için, kahve keyfimin yanına yakışsın diye özenle seçtim;) 
-Morel'in Buluşu, Helikopter Yayınları tarafından basılmış. Çevirisi müthiş, Yourcenar'ın kitaplarından sonra, bir de bu kitapla beni kalbimden vurmaya devam ediyor yayınevi. 
 --------
-Kahve keyfi bitti, yazımı da yazdım, öyleyse şimdi sıcak bir banyo, yemek ve okuma zamanı. Morel'in Buluşu'na döneceğim, sanırım kitap bu gece bitecek, bakalım adada başka neler oluyor? Pek gizemli;p