(fotodaki kaktüsü bin yıl önce almış olabilirim; yaz, kış, sulu, susuz, bana mısın demiyor, hiiiç bana ilişmeden mis gibi yaşıyor kitapların arasında.)
"İşte senin gibi apayrı. Canına sokacağın geliyor. İşte
gazete okuyor. İşte cıgara paketine imzalar atıyor. İşte portakal yiyor. İşte
türkü söylüyor. Bilmediğin dilden bir türkü söylüyor. Arada bildiğin, kanında
dolaşan şu Türkçe dilinden "karabuberim buberim buberim!" diyor.
Sonra "Asepiya piluti Keton İbrahim!" İşte karşı karşıyasın. Haydi
bakalım bil onu. Anla bakalım. Kendini anlat bakalım. İşte sıkılıyor. Geniş
geniş nefes alıyor. İşte cıgara paketine sevdiğin parmaklar uzandı. İşte
sevdiğin dudağın kıvrıntısından duman çıkıyor. Haydi bakalım. Bil onu bakalım.
Kimdir? Senin hakkında ne düşünür? Şu saatte nerede olmayı ister? Senin sevgin
umurunda mı?"
Yılan Uykusu/Sait Faik
Yılan Uykusu/Sait Faik
Haber veriyorum; yaz geldi. Bunu sadece nevresimleri açık renklisiyle değiştirmemden, güneşin yakmasından, sokakta oynayan çocuk seslerinden filan anlamıyorum, bunu anlamsızca, hatta körlemesine "yine" Sait Faik öykülerine dönüşümden de anlıyorum. Rutin değişmedi tabii, nöbet yoksa sabaha karşı yattığımdan, öğlen kalkılıyor (uyku saatim yediden altıya düştü, sağlık olsun), neredeyse robot gibi çay demleniyor; normal çay artı kokulu çay artı kaçak çay, kahvaltı için biraz düşünme süresi tanıyorum kendime, o geçen zamanda çayın demlendiğini haber versin, unutmayayım diye kurduğum fırının alarmı çalıyor ve bingo, ne yiyeceğime karar verememişim. İnternet oyalanması, siteler, mailler, fotoğraflar, dosyalar, şu, bu, çay acıyor, işe bak, sonunda ben de çaya acıyorum; o çay içilecek, o keyif yapılacak. İlk başta mucize, sonra alışkanlık, rastlantı, en sonunda zorunluluk, yaşam pek tasarruf dahilinde değil, eh herkes Voltaire'in Candide'i de değil, "olabilecek en iyi dünyada yaşanan en iyi yaşam"ı yaşamıyoruz, yaşa gitsin öyleyse. Yaşıyorum.
Bu hafta sonu sınav var, söylemişimdir burada, bu meslekten emekli olursam diye saçma sapan bir bölümü sardım başıma, dersler pek acayip; Sağlık Hizmetleri Pazarlaması, Sağlık Hukuku, Sağlık Kurumları Mevzuatı, İktisat ve İşletme default tabii. Duyan da Mount Sinai'a işletmeci yetiştiriyorlar sanacak, türk işgüzarlığı işte. Çalışacağıma ff, kitap, dergi takılıyorum mis gibi, gönülden bağlandığım tek idol; orhan veli'nin dalgacı mahmut'u. A, bir de; hem emeklilik için bu bölümü okurken hem de arkeoloji'den emekli olabilir miyim diye fellik fellik ilan araştırıyorum! Nasıl olacak bu işler, ha? Saflık, şaşkınlık ve ayrıca şapşiklik parayla değil dostlar, kınamayın.
Hmmm, tamamdır, sayfayı havalandırdım, kalkayım şimdi. Kaç gündür hastane yemeği, sipariş derken sağlıklı bir şeyler yemiyorum, enginar yapayım madem. Tabii bunun için dışarı çıkıp enginar almak gerekiyor, eğer evde yetiştirmediysen. Ve güzel bir soru, neden evde sebze yetiştirmiyorum, üstelik kaktüsle kocaman bir adım attım sayılır.., sayılır mı, sayılsın.;/
----------------------
p.s.: -Şarkılar yaz için özenle seçildi, dinleyelim, dans edelim, hatta gülelim oynayalım, kâm alalım dünyadan.
-Header yine değişsin bakalım, yaz geldi artık böyle, on günde bir değiş tonton olacak.
-Sait Faik'in güzelim hikâyesini okumak isteyen olursa (belki tekrar, tekrar), pdf linki şurada; Yılan Uykusu
-Sait Faik'in güzelim hikâyesini okumak isteyen olursa (belki tekrar, tekrar), pdf linki şurada; Yılan Uykusu
