(illüstrasyon şuradan.)
Çok soğuktu. Buz gibiydi dışarısı. Bu havada, işi gücü olmayıp laf olsun diye dışarı çıkan varsa eğer, bravo ona dedim, yüksek sesle bravo! Ben neden çıktım, bir bilsem. Kendimi kandırmak için çıkmalıydım sanırım, ya da uydurdum bir şeyler. Plan yapıp duruyorum kendi kendime, bugün bunu yapsam, yarın şunu hallederim, sonra uyur, uyanınca da kalan diğer işi. Randevuyu öteledim, oh iyi yapmışım, çanta işini hallettim. Yazın çok beğenerek aldığım bir çanta vardı. Birden karşıma çıkmıştı ve hiçbir yerde bulamam sandığımdan düşünmeden almıştım. Sonra biraz soyuldu kenarları, seyahat çantam için aldığım yere gittiğimde ondan da bahsedince, hemen verin, onu da firmaya gönderelim demişlerdi. Vermeseydim keşke, firma hatasını kabul etmiş, o sorun çokça karşılarına çıkmış ve başka bir çanta alacakmışım. Eh, verdiğime pişman oldum tabii, bu olayın üzerinden neredeyse dört ay geçtiğine ve ben ancak bugün çanta işini halletmek için gittiğime göre, baya baya pişman olmuşum, şimdi daha iyi anlıyorum. Gittim başka bir şey aldım, istemeyerek tabii. Neyse altı üstü çanta, arsa almadım sonuçta. Kemeraltı yine çok kalabalıktı, herkes dışarıda. Bakıyorum yüzlerine, işten çıkmışa benzemiyorlar, yavaş yavaş, salına salına yürüdüklerine göre geziyorlar gerçekten. (ben asla, kat'a yavaş yürüyemem. C. bile şaşırır bu huyuma, o elbette yavaştır! eşyanın doğası gereği;p) Neyse, yine o ünlü sözü duydum; kot lazım mı abla? Komikti. Lazım değildi almadım;p Yemek yiyeceğim yere girmeden nergis satan iki kadın gördüm, çok neşeli iki çingene (atmıyorum, pek keyifliydiler) kadın. Geçen ultrason çektirdikten ve biraz rahatladıktan sonra nergis almıştım, -akşam akşam-. Tabii o saatte alınan nergisler taze olmuyor, kötü görünüyorlardı, kokusu yeter demiştim. Durun fotoları da var.
Ne diyordum? Kokusu yetti, evet. Görüntüsü de güzelleşsin, bunların yanına koyarım, alacaklarımı diye nergislere yaklaştım (cinayet romanı gibi;p), kadının elindeki çiçekleri kokluyordum, diğer kadın; sen çok kibar bir kıza benziyorsun, bu çiçekleri verelim sana dedi. Tamam, gülmeyeceğim dedim içimden;) Ah, çiçekler ne hoş kokuyordu, tüm komiklikleri ve dertleri unutturan rayiha, bayıldım, hayran kaldım! Kadın durmadı ama; kibar hanım, böyle asil çiçek, sana yakışır, alsana dedi. A, yok o kadar dayanıklı değilim, gülmeye başladım; yok canım, abartmayın, dedim kadına;p Çiçek almaktan filan da vazgeçtim, "asil çiçekmiş!", gülerek ayrıldım yanlarından. Onların rutin seslenmeleri fonda duyuluyordu tabii, gülüyorlardı. Yolda, İzmir bugün gülmüyor, demiştim sevgilime mesaj atarak. Beni utandırdı yine. Güzel oldu. Arabayla gitmem ben Konak'a, otobüse bindim haliyle. Kartımda para kalmamış, hemen kalkacak mısınız dedim şoföre, kalkacakmış. Arkamdan gelen beyefendi, ben basarım sizin yerinize, dert etmeyin, dedi. Adam sanki bana o an dünyayı bağışladı, nasıl sevindim bilseniz. (hemen, ama hemen eve gitmek niyetindeydim, oyalanmadan!) Parasını vermek istiyorum, almıyor, ısrarla önemli değil, almam diyor. Atze'nin yazısı geldi aklıma. Ne hoş, evet İzmir asık suratlıydı, fakat güldü sonra.
----------------
Dışarıda yemenin en güzel yanı, evde yemek yapma derdine düşmeden çay keyfine başlamak. Çay koydum ve şiir okudum. Yok, hiç kitabımı filan almadım elime Quasthoff'u dinleyip, T. Uyar ve İ. Özel'in şiirlerinden okudum. Dün gece seyrettiğim film beni çok yormuştu; Carnage. Çok geveze ve histerikti karakterler, sevmemiştim. İyi oldu bu akşam aşağıdaki şiiri okumam, çok iyi oldu. Defalarca okuduğum şiir ve yine öyle dinlediğim lied aşağıda, meraklısı için;
"...
uzak nedir?
kendinin bile ücrasında yasayan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
başım açık, saçlarımı ikiye
ortadan ayırdım
kimin ülkesinden geçsem
şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
kendinin bile ücrasında yasayan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
başım açık, saçlarımı ikiye
ortadan ayırdım
kimin ülkesinden geçsem
şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
..."
bu şiiri böyle kesik kesik okumayın lütfen. Çok güzel bir şiir, yazık olur. Hepsini yazmadım buraya, tamamı şuralarda bir yerde var.
Quasthoff'un sesine ise bir şey diyemem, tanrısal bir ses o, ben anlam veremiyorum. Büyüleyici, olağanüstü.

