Capitalism: A Love Story etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Capitalism: A Love Story etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mart 23, 2012

havalar değişsin

(Lilişka ve ben, bir de eski baharlar, yazlar)

 (Erica Jennings/It's a Lovely Day)

Sonra sonra sonra, ve bu gece;
hastalığım ilerledi, ne hoş! Boğazımda küçük küçük eller, karıncalar, yutkunmak ölüm gibi. Çaylar, bitki çayları, ağrı kesicinin etkisiyle güzelleşen kitap okuma anları, ilacın etkisi geçince "ah niye hasta olunur ki?" hezeyanı;)  Her şeye rağmen kalkıp bugün evi temizledim, dip köşe değil, ama toz aldım, süpürdüm. Böyle otursaydım, delirirdim. Ev kirli, ben kötüyüm. Bu akşam dışarı çıkıp bira içecektim arkadaşla, güya. Onun siniriyle kalktım iş yaptım zaten, yetmedi ıspanaklı börek yaptım kendime. Sanırım ben hasta olduğumda hep ıspanaklı börek yapıyorum, silik bir şeyler hatırlıyorum, bakayım bir öyle mi?
Evet, eski yazılarımdan birine baktım, öyleymiş.
Netten bir iki yazı okudum, Saf ve Düşünceli Romancı'ya başladım, çok keyifliydi, sonra  yutkunamamaya başladım tekrar, bıraktım kitabı, can sıkıcı videolar izledim. Gündem sıkıcı, kötü, üstünü çizmeliyim.
Bahar gelmiş, bu iyi işte. Güzel bir bahar fotosu olsun sayfada, yukarıdaki şarkıyı dinleyeyim. Birazdan kalkıp C. ve Passive'in tavsiye ettiği bitki çayını yapacağım. Antibiyotiğe öğlen başladım zaten, birazdan ikinci hapı da içeceğim, sabaha mis. (kendini kandıran alık kadın, ben şapşik derim;p) 
Lilişka bu sabah aramış, ben uyurken telefonu sessize alırım, duymadım. Boğaz ağrısıyla yatakta bir o tarafa, bir bu tarafa dönerken telefonun ışığını gördüm, açtım, Liliş; "Bıdı başladı, haber verecektim, neden açmadın telefonunu" diyor;) Hah ha, komik bebek, "hadi ya, hemen açıp seyredeyim, hangi kanaldaymış o, dedim. Trt'deymiş. "Arkadaşım Bıdı", ne salak bir program ismi, ama ne tatlı;p

Çok konuştum, değiş tonton! Bunu bilen bilir, yaşı olan bilir ya da. Header da kurtulsun kıştan, bir oh çekeyim. Neyse, hiç sevmem ama bitki çayı zamanı. Belki sonra bir film, hadi bakalım.
------------------------
 

Michael Moore'un Capitalism: A Love Story belgeselini izledim az önce, fena değildi. Ben Moore'u severim, ahlaklı bir insan olduğunu düşünürüm, sosyalist olduğu için severim, iyi niyetli ve inandığını yüreklice söylemesini takdir ederim vs. vs. Bowling for Columbine belgeseliyle Oscar aldığı yıl savaş vardı, hep var da, o yıl Amerika ve koalisyon ülkelerinin Irak'a girişi tazeydi. Dün gibi hatırlıyorum, o yıl kırmızı halı yapılmamıştı Oscar'da, güya savaş var diye şıklık yapıyorlar. Keyifsiz keyifsiz seyrediyorduk Poliş ile, canımız sıkkındı törene katılan herkes aptal, can sıkıcı görünüyordu gözümüze. (laf aramızda ben savaş hakkında yazılan tüm köşe yazılarını kesiyordum gazetelerden, arşiv yapıyordum. tabii, o zamanlar nette şimdi olduğu gibi her şeye ulaşamıyorduk. yıllar geçsin, nasıl değişecek hepsinin fikri, göreceğim diyordum. gerek kalmadı şimdi.) Neyse, uzatmayayım, sonra Moore ödül aldı, sahneye çıkıp konuşmasını yaptı ve sonra çok meşhur olacak cümlesini söyledi. Kahve içiyordum, kahvemi bir kenara koydum, dikkatle onu dinledim. Gurur duydum, ve o an onu alkışlamayıp, protesto eden, surat asan tüm oyuncular, yönetmenler, her kimse işte,  gözüme korkunç itici göründüler. Sistemin her şeye boyun eğen parçası olmak bir kenara, olmayı reddeden bir kişinin laflarını bile sindiremiyorlardı. Böyle bir pişkinlik. Her neyse, Bowling for Columbine belgeseli iyidir, Moore sağlam adamdır. Evet, belgeselleri ajitatif, manipüle edicidir ama bu beni rahatsız etmez. Bazen kör gözüm parmağına yapar, bazı şeyleri çocuklara masal anlatır gibi anlatır, yine de severim ben onu. Bu neye benziyor bilir misiniz? Anlatayım; Alev Alatlı'nın Or'da Kimse Var mı? serisinin üçüncü kitabı "Valla Kurda Yedirdin Beni" de Şiran Ören Günay'a, çıkışsız tartışmalarından birinde, şöyle der; “Nedeni medeni yok! Ben komünistleri seviyorum, işte, o kadar!” .
Buna benziyor işte, Şiran'a çoğu zaman hak vermiyordum, Günay için üzülüyordum (ben aslında anlatıcı Mehmet'i severdim), fakat bu lafına bayılıyordum. Biliyorum çünkü o inancı. Ken Loach'u, Ahmet İnsel'i, Yıldırım Türker'i ve Moore'u bunun için seviyorum. Belki Moore bu saydığım isimler arasında en naifi ve en merkeze kayanı ama olsun, yaşam dediğimiz titrek bir ömür, ve bu kısacık kurguda sağlam insan bulmak çok zor.
-----------------
p.s.: Afişin üzerine tıklarsanız belki belgeseli izleyebilirsiniz. Hep dediğim gibi ben online izlemedim, link düzgün çalışıyor mu emin değilim.