(Marianne Faithfull/Sad Lisa)
"İki adım daha ilerleyin" dedi, "ışığı açacağım."
"İlerleyemem" dedim, boğazım kurumuştu,
"Önümde bir buz parçası var."
"Tabii" dedi, "zaten göstermek istediğim de o buz parçasıydı."
Hans Henny Jahnn/Gustav Anias Horn'un Notları
Bu alıntı, Vahşeti Kavramak isimli kitabın, "insan zulmünü psikanalitik olarak açıklama denemeleri" bölümünden. Zulüm kavramını müstakil düşünmenin mümkün olup olmadığını soruyor bu bölümde yazar. Öznel hoşgörü dışında bir şey konuşabilir miyiz? Yoksa yalnızca "yapılan zulümler" mi vardır? Ordu, devlet, tıp, vb. kurumları akla getiriyor, ve onların uyguladığı şiddeti. Gereksiz zulüm, anlamsız vahşet kelimelerinin tuhaflığı, hemen arkasından gerekli ve anlamlı olanı düşündürür, diyor. (benim özetim ve anladığım bu) Peki, herhangi bir zulüm "fazla kötü değil" diye onaylanabilir mi?
Vahşet, işkenceye uğrayanın duyduğu acıdan zevk almadır. Vahşetten alınan zevk, eğer ahlâk tarafından koyulan yasaktan güçlü ise, birbirinize iyi davranın, ya da milletler cemiyeti kurallarına uyun, önerilerinin bir anlamı yoktur. İnsanın kıyıcılığı (belki yıkıcılık yumuşak kalır burada) toplumun oluşturduğu kültürle önlenmeye çalışılır. Ya kültür kıyıcıysa? Tuzun kokma meselesi. İnsanın şiddetini engellemek için oluşturulan kurumlar, tüm o büyük otoriteler, devlet, hukuk vb. yeni barbarlık yöntemlerinin üreticisi olmuşsa?
Şiddeti ve zulmü normalleştiriyoruz. Bugün bir insan öldü, öldürüldü. Hiç kımıldamadan, öyle boş boş baktım.
Artık, -bu ülkede- şu sorunun sorulmamasını istiyorum; neden, niye, hangi amaçla oldu bu olay? Kitap şöyle diyor; bu sorulardan, şiddetin kendisini olumlamak için kurulan bu bağlardan kurtulamadığımız sürece şiddet engellenemez. Üzerinde yürüdüğümüz kültür ve uygarlıktan oluşmuş ince buz tabakası kırılınca, barbarların gelmesi kaçınılmaz olur. Ve böyle bir dünya, cehennemdir.*
----------------------
----------------------
*Reemtsma'nın sözü (kitabın yazarı) tam da burada geçmeli; amacın aracı olumladığı bir dünya, ahlâki çöküntü içindedir.
