(silik görüntüler. headerla aynı zamanda çekilmiş bir foto bu, geçen bahar. çok beğenerek aldığım yüzüğün taşı düştü, saat ilk gün soyuldu. eşya silinip, eskiyor. insan da. fotoğraf baki.)
"neden
tepeli pelikanın gagasının altındaki torbadan
darbuka yaparlar?
neden
bir insan "buralarda üzülüyorum, ağlıyorum
orada biraz daha az" der?
neden
durgun bir kalp
ot gibi çabuk biçilir?
neden
mezarlıkta esen rüzgârlar
daha soğuktur?
neden
havaya bakıyorum
hayvanlara bakıp unutmaya çalışıyorum?
neden
insanlar gerçek bir duygusallığı
hemen anlar?
neden
bazı insanların hüznü
kendilerinden önde gider?
çünkü
değirmen bir rüzgâr gemisidir."
s. Berfe/değirmen, bir rüzgâr gemisidir
Öyle bir heyecandı ki, ne soğuğu ne de karanlığı umursamıştım, çok iyi hatırlıyorum. Hatırlıyorum. Onlar orada içerken, biz -yok ben-, söylentilerin gölgesinde yalnızdım. Arabanın karanlığını, içimdeki şüpheyi, o şarkının, "o şekil" değiştirilmemesi gerektiğini. Sorduğu soruyu, gülüşünü; "sen nasıl biliyorsun bunu, burada üstelik?", deyişini. İyi hatırlıyorum.
Sokakta endişeli bir yürüyüş. Yaz geliyor, sıcaklar başlayacak sıkıntısı. Bir odadan diğerine taşınma. Çatı katları delirtir insanı. Hatırlıyorum. Keşke o zamanlar okusaydım Kaçkınlar'ı. Yaşarken anlardım. Ben bazen ağlarken -sadece ağlarken-, öyle acıyorum ki kendime. Hatırlıyorum. Onu giyerken, onu giyerken, onu giyerken, ağlamamanın gizli kalmış ağlamasını hatırlıyorum. Birden katıla katıla ağlamamı, yine ben sakinleştiriyorum. Avucunun içinde sıkıp duruyorsun acını, yaranı. Bakın, şimdi.
Kalp de, gülüş de, zaman da eskir.
Delinin duyduğu tik tak'ı biliyorum.