Italo Calvino etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Italo Calvino etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Şubat 06, 2012

bakış, "karamel tadında"

(Bruegel'in meşhur tablosunun kaçakları. Balkondan bakarken, görüp, tanıdım tabii, kanıt olsun diye de çekmişim. ;) .............. Bu kafayla espri yapmaya çalışıyorum ya, bravo bana. Neo'nun sayfasındaki resme daldım biraz, ondan böyle oldu. Sonuç olarak genci, yaşlısı fark etmez, Bruegel ailesi candır.)

 

"...Bay Palomar, kıyıda ayakta duruyor ve bir dalgaya bakıyor. Kendini dalgaları hayranlıkla seyretmeye kaptırmış değil. Kaptırmış değil, çünkü ne yaptığını çok iyi biliyor: Bir dalgaya bakmak istiyor ve bakıyor. Hayranlıkla seyretmiyor, çünkü hayranlıkla seyretmek için, elverişli bir yapı, elverişli bir ruhsal durum ve elverişli dış koşullların bir araya gelmesi gerekli: Ve Bay Palomar, ilke olarak hayranlıkla seyretmeye karşı olmasa da, bu üç koşuldan hiçbiri yok kendisinde. Kısacası, bakmayı amaçladığı "dalgalar" değil, tek bir dalga, hepsi bu: Belirsiz duyumlardan kaçınmak istediğinden, her eylemi için sınırlı ve kesin bir amaç belirliyor..."

i. Calvino/Palomar

Bazen, şu bakış dediğimiz şey, hep kurcaladığımız, kesin yargılara varmaktan kaçınmayıp, 'belki'lerle sınadığımız şey, yani şu bakış dediğimiz şey, hastalanabiliyor. Belirtileri farketmek zor, kuluçka dönemini sinsice atlatıyor, sonrası körlük. 

Bugün kötü kalktım, annem geldi onunla lafladım, keyifsizliğimi belli etmemek için "fazla keyifli" numarası yaptım. Sonra biraz daha yattım, "sen uyurken, Rüya'lara giderim", demişti, gitmiş. Birazdan ben de giderim, ya annemi alır dönerim, ya da o orada kalır, ben ise mutlaka gelirim. Sanki, sadece evimde kendime ait bir bakışı koruyabiliyorum, dış etkenler tanıdık olunca, benim bakışımdan nasibini alınca her şey daha kolay oluyor. 
Doktor randevusunu cuma'ya erteledim şimdi de. Annemin gelişi planda yoktu, ona da söylememiştim, komik oldu. Neyse, hallolur bir şekilde. Sekreterle güzel anlaşıyoruz; peki, perşembe uygun mu sizin için, yok hayır cuma olsun, olmadı diğer hafta, tamam oldu, hoşçakalın. Telefonun iki ucunda, ötelemeyi seven şaşkın tipleriz. Bakışımız tanımadığımız kişilerle konuşurken ezbere sığınıyor, tanıdığımız kişilerle konuşurken ise süslü bir ezbere. 

Palomar'a başladım. Calvino'nun dili çok etkili, ilgi ve keyifle okutuyor kendisini. Henüz başlardayım, sonra konuşuruz tabii, neymiş ne değilmiş. Şimdilik sadece bekliyoruz, saygıyla ve elbette istekli;) (hoşgörü sözcüğünden nefret ediyorum, bunu da unutmadan söyleyeyim.)
 (bu fotoğrafa da Cezanne'ın resimleri gibi diyeceğim ama çok külyutmazsınız, yemezsiniz o kadarını;))

Yukarıdaki meyveler annem için, o meyve yemeyi çok sever, güzellik olsun dedim. Benim de kendime ait bir meyve tabağım var, ama içi şu an için sadece elma dolu. Bir sürü amasya elması ve iki tane yeşil elma. Arkamda kaldıklarından unutuyorum bazen yemeyi, ama meyve güzeldir tabii, sağlıklı filan. Fotoda görünen gofreti dün aldım, bim'den. Hollanda Karamel Dolgulu Gofret'miş tam adı. Çok lezzetli, çayın yanında da güzel oluyor. Aklınızda olsun, almak isterseniz kuruyemişlerin yanında bulunuyor kendileri, her bim'in düzeni aynı mı bilemem, burada böyle. Fotoğraftaki üstüste yığılan kitaplar ise İdefix siparişim, geleli çok oldu, fakat yer bulamadım. Böylelikle bir fotoğrafın çözümlemesini de yapmış bulunuyorum. Diğer görünenleri anlatmayacağım, ilgilenmiyorum kendileriyle. Arkeoloji lisansta, ilk derste bir çay bardağını bir saat anlatmıştık, geçmişi anmış oldum ne güzel. Betimleme dersi, I.
Hmmm, karamel, gofret demişken tadında bitirelim bu yazıyı. Ben gideyim, siz de bu karda kışta kendinize iyi bakın. (bir şeyi daha unutmadan söylemeliyim; kar kış dememe bakmayın siz, dün İzmir'de nasıl güzel bir hava vardı şaştım kaldım bu işe. güneşli, harika. aferin tanrıya, arada ışığını esirgemiyor insanlardan, dün olduğu gibi.)