(bu harika resim şuradan, sitenin kendisi de çizim kadar güzel, bir bakın hak vereceksiniz.)
Tam üç gün boyunca evdeydim. Bakalım bugün günlerden neymiş; c.tesi, öyleyse bu saltanatın sonu geliyor demektir, yarın Pazar ve iş başlıyor. Perşembe sabah eve gelince söz vermiştim kendime, diğer nöbete kadar dışarı çıkmayacağım diye, sözümde durdum. Tam üç gün boyunca yağmur yağdı ve ben üç gün boyunca oturdum. Oturunca belki zaman yavaş geçer demiştim, öyle değilmiş o işler, olmadı.
Yağmur yağdı, ben oturdum. Bir zaman sonra yağmurun ritmi hareketlerimin ritmine uyum sağlamaya başladı, ya da tam tersi, ben yağmura kulak verdim, öyle dolaştım evde. Oradan buradan bir şeyler okudum, sonra evin dışındaki dünyada olaylar olaylar, hiçbir şey durmuyor, düşünün İzmir'in yağmuru arada durup dinleniyor (bilen bilir) ama şu hayattaki devinim durmuyor. Arada bakındım, canım sıkıldı müzik dinledim, hatta bu akşam kalktım çorba bile pişirdim. Kremalı mantar çorbası yaptım, eh annem beğendiğine göre fena da olmadı. (annem yakında gidiyor, yine yalnız kalacağım, bakalım o zaman ölçütüm ne olacak?)
Çok çok önceden bir kitap tavsiyesi almıştım, öykü kitabı. Aslında, Aziz Nesin'in Maçinli Kız İçin Ev adlı öyküsüydü tavsiye ama diğer öykülerinin de güzel olduğunu söylemişti okumamı öneren kişi, özellikle kitaba adını veren öyküyü imleyerek. (okursanız eğer burayı, Murat Bey, size de selamlar, sevgiler) İdefix sepetimde uzun süredir bekliyordu, bu alışverişimde sonunda elime geçti. Okudum. Çok sevimli, fakat acıklı bir öykü; kadınlar, ev, aşk, beklemek, sevmek, kendine ait bir odayı düşlemek, ve unuttuğum çok şey üzerine. Tüm sevgililerini geçmişi hatırlayarak bize anlatan ve düşünen bir adam var öykünün ana karakteri olarak, hepsinin ondan istediği kendilerine ait bir ev, küçük de olsa kendilerinin olan bir mekân. Adam sevgililerini farklı mahlaslarla çağırıyor, hepsine taktığı isim anlamlı, onların bir özelliğini anımsatan isimler. Maçinli kızın ismi farklı. Neden ona Maçinli dediğini bilmiyor adam, masal dünyasından geldiği için belki de diyor kendi kendine, o kızı öncekilerden daha çok seviyor ("her son sevi sevilerin en büyüğüdür", diye uyarıyor tabii okuyucuyu). Maçinli Kız'ın istediği de küçük bir ev, başka bir şey değil. Adam günlerini gecelerini birbirine katarak sevdiği kadın için bir ev yapıyor, her şeyiyle kendisinin ilgilendiği, tüm yapım sürecinde kendisinin olduğu küçük, güzel bir ev. Sonrası biraz üzücü anlatmak saçma olur, okuyana kalsın gerisi. Kısa, sevimli bir öykü Maçinli Kız..., sevdim ben. Belki aklımda kalmaz ilerde, unutur giderim okuyup unuttuğum çoğu şey gibi, ama Maçinli Kız için yapılan iki buçuk katlı, şirin mi şirin evin hayalini unutmam. Bundan eminim. Beynimin içindeki milyonlarca görüntüye katılır o da. Karmakarışık imgeler.
Başka bir şey anlatmak için oturmuştum buraya, hep aynı durum; yazarken aklım şaşıyor. C. ile sık kavga ettiğimiz bir dönem oldu bu üç gün. Yanlış anlama bile değil, bir yokluktan çıkıyor tartışma. Uzakta olmak zor. Uzaktan bir sese, yazıya bağlanmak sorun değil, o tür ilişkinin öznesiyiz ikimiz de. Sorun, o sesin ve yazının en basit olaylarda bile seni anlamadığını düşünmek. Hep bir hezeyan içinde ben. Telefonu kapattıktan saniyeler sonra pişman oluyorum, haksızlık ettiğimi düşünüyorum, ama o zamana kadar olan oluyor tabii. Bir zamanlar, ameliyat sonrasıydı sanırım, en çok istediğim şeyin sabır ve inanç olduğunu söylemiştim, hiçbir şey değişmedi o zamandan beri. Belki doğduğumdan beri böyle bu, sabır ve inanç istiyorum; yağmur yağarken değişen ritmi duymamak, sonrası yokmuş gibi düşünmek. Çocukken de hayal kuramazdım, bir hayalim olsa fena olmazdı, bir hayale inanmak yaşatır sanki. Bakın yine inanç dedim.
----------------
Böyle bir yazı olsun bu da (sevgili günlük dememek için zor tutuyorum kendimi), müzikler ve öykünün hatırlatması kalsın geriye. Yukarıya koyduğum şarkıyı çoğu kişi bilir, klibi seyretmeyen varsa o da pek şirin, şurada.
------------------
p.s.: Siyah beyaz fotoğrafı daha önce tumblr'da da kullanmıştım. Orada sorun yok reblogged yapıp geçiyorsun, ama buraya koymak için bayağı bir kaynak bakındım etrafta. Şurası fotoyu koyan ilk yer gibi görünüyor, umarım öyledir. Artık yatmam gerek, iki, üç saat uykuyla yirmi dört saatlik nöbete gidiyorum, aferin bana! İnanç değil, akıl lazım aslında, doğruya doğru;)


