Bugün, sabahın köründe nöbetten geldim. Duş, pijamaları giyme filan derken sabahın körü normal insanların işe gitme saatine dönmüştü zaten. Arabayı çalıştırdığımda saat tutmuştum, on dakikada eve varırken, on üç dakika park yeri aradım! Bir saat daha geç çıksaydım işten, o değerli park yerlerini bana bırakıp, işe gidecekti insanlar. Neyse, kader.
Uykum gelmedi bir türlü, nöbette yarım yamalak bir saat kadar ancak uyumama rağmen uykumun gelmemesine şaşıra şaşıra girdim yatağa. Kitabı elime aldım (evet, o meşum(!) kitap;p) bir saatten fazla okudum. Yazar, sinemanın ruhumuzu ele geçirdiğinden bahsediyordu. Siyah beyaz, eski filmlerden. Ne tuhaf, aklıma ilk önce Ingrid Bergman geldi. Vallahi;) Casablanca özellikle. İlginçtir o filmi oturup baştan sona hiç seyretmemişimdir. İyi bilirim görüntülerini, konusunu elbette, fakat izlemedim. Siyah beyaz filmlerdeki uyuşturucu his, çok tanıdık. Birkaç sayfa okur, yatarım diyordum, bir kaç bölüm oldu o iş. Öpüş'ü* okumuştum. Döndüm, tekrar okudum. Tanrım, yazı ne kadar güçlü! Hayran kaldım, çok etkilendim. Yazıyı, sadece o yazıyı düşünerek uyumuşum.
--------------------
Kısa kısa;
-Öylesine, basit bir makarna salatası yaptım. Çok güzel oldu. Bira ve salata keyfi yapacaktık güya Poliş'le, taşındığımız evi su basmış. Emlakçı açık bırakmış sanırım camı, yağmur suyu yavaş yavaş dolmuş içeri. Aferin yağmura.
-Pixdaus sitesinden fotoğraf alıp, buraya koyuyorum bazen. Bilmiyorum fotoğraf sahipleri rahatsız olur mu? Bu fotoyu da nuh zamanında kaydetmişim bilgisayara iki saattir kullanıcısının nickini bulamıyorum. Of ya, valla kendi fotonu kullanmak gibisi yok dostlar, izin derdi yok, kafada soru işaretleri yok. Of yani! (ve hâlâ bulamadım, olmadı kaldırırız artık, ne yapalım?)
-Bugün 27 Mayıs'mış. Miş, mış, miş, mış.
-Ben lisedeyken devamlı ama devamlı Adnan Menderes'le ilgili kitaplar okurdum. Fatin Rüştü, Hasan Polatkan ve Menderes için çok üzülürdüm. Şimdi büyüdüm, değişmedi durum, olay hâlâ üzücü. Ama artık çok konuşmuyorum. Allah rahmet eylesin.
-Beni İstanbul nasıl bir havayla karşılayacak acaba? Hani yağmur, sular seller filan.
-Yukarıdaki hiçbir şeyle ilgisi yok ama, Albeni Tane Tane ne güzel bir şey. Bayıldım bayıldım, ki ben Eti hayranıyımdır. 'Eti'ciyim işte, bu kadar basit;p
-Kendimle konuşurum ben zaman zaman; "kızım, o kitap bitecek!", gibi.
-A, kitapta şöyle bir cümle de vardı; "Ama kitapları, o zamanlar, kendi keyfim için değil, tam bir Türk gibi, ilerde bana yararı olacak şeyler diye görev duygusuyla okurdum. İlerde yararı olacak şey ise şimdiyi hiç mi hiç kurtarmaz!"
-Asla kitapları bir yükümlülükle okumadım. Ne çocukken, ne gençken, ne de şimdi. Ama bir şeyi çok istemek ve onu yapmanın uzaması uzaması, zorunluluk cümleleri kurduruyor insana.
-Albeni maddesinde bitseydi bu yazı, çok şık olacaktı, ne yapalım olmadı işte.
--------------------
*Kara Kitap'ta bir bölümün adı.
--------------------
Kısa kısa;
-Öylesine, basit bir makarna salatası yaptım. Çok güzel oldu. Bira ve salata keyfi yapacaktık güya Poliş'le, taşındığımız evi su basmış. Emlakçı açık bırakmış sanırım camı, yağmur suyu yavaş yavaş dolmuş içeri. Aferin yağmura.
-Pixdaus sitesinden fotoğraf alıp, buraya koyuyorum bazen. Bilmiyorum fotoğraf sahipleri rahatsız olur mu? Bu fotoyu da nuh zamanında kaydetmişim bilgisayara iki saattir kullanıcısının nickini bulamıyorum. Of ya, valla kendi fotonu kullanmak gibisi yok dostlar, izin derdi yok, kafada soru işaretleri yok. Of yani! (ve hâlâ bulamadım, olmadı kaldırırız artık, ne yapalım?)
-Bugün 27 Mayıs'mış. Miş, mış, miş, mış.
-Ben lisedeyken devamlı ama devamlı Adnan Menderes'le ilgili kitaplar okurdum. Fatin Rüştü, Hasan Polatkan ve Menderes için çok üzülürdüm. Şimdi büyüdüm, değişmedi durum, olay hâlâ üzücü. Ama artık çok konuşmuyorum. Allah rahmet eylesin.
-Beni İstanbul nasıl bir havayla karşılayacak acaba? Hani yağmur, sular seller filan.
-Yukarıdaki hiçbir şeyle ilgisi yok ama, Albeni Tane Tane ne güzel bir şey. Bayıldım bayıldım, ki ben Eti hayranıyımdır. 'Eti'ciyim işte, bu kadar basit;p
-Kendimle konuşurum ben zaman zaman; "kızım, o kitap bitecek!", gibi.
-A, kitapta şöyle bir cümle de vardı; "Ama kitapları, o zamanlar, kendi keyfim için değil, tam bir Türk gibi, ilerde bana yararı olacak şeyler diye görev duygusuyla okurdum. İlerde yararı olacak şey ise şimdiyi hiç mi hiç kurtarmaz!"
-Asla kitapları bir yükümlülükle okumadım. Ne çocukken, ne gençken, ne de şimdi. Ama bir şeyi çok istemek ve onu yapmanın uzaması uzaması, zorunluluk cümleleri kurduruyor insana.
-Albeni maddesinde bitseydi bu yazı, çok şık olacaktı, ne yapalım olmadı işte.
--------------------
*Kara Kitap'ta bir bölümün adı.
