Eski Ahit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eski Ahit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Kasım 09, 2011

"yanan mumları parlak tut"*


"
I don't believe in an interventionist God
But I know, darling, that you do
But if I did I would kneel down and ask Him
Not to intervene when it came to you
Not to touch a hair on your head
To leave you as you are
And if He felt He had to direct you
Then direct you into my arms
..."

Nasıl bir tanrı isterdim? Dün tüm gece bunu düşündüm. Passive'in yazısını okudum, ellerim eski kitaplara gitti, İvan'a, Lao Tzu'ya, hayaletlere. Biraz içtim, sabah olduğunda kimse kalmamıştı kalbimde, aklımın kapı arkalarında hayaletler. Ne çok hayalet. Gerçeğe ihanet edemem ben, diyen İvan'ın zavallılığına güldüm yatağa girerken, gerçek "hakikat" değildir sevgilim, sen biliyorsun. Ben bunu herkese söylemeliyim. Bir öykü anlatayım; çok çok eskiden uzak topraklarda (mucizeler uzaklarda olmalı) Balaam diye bir adam yaşarmış, bir aziz, ermiş. Moav kralı (işte onu iyi bilirsiniz; lanetlenmiş iki kabileden biri. moav ve ammon. babasıyla yatan kızların soyu, lut kavmi), Balaam'a bir ricada bulunur; İsrail halkını lanetle. Balaam geceyi benimle geçirin, der kralın isteğini ileten adamlara, tanrıya soracağım. Sorulan tanrı, kaderini belirleyen, üstelik iradene güvenen tanrı. Mutluluk için yüksek pahalar biçen tanrı. Tümüyle paradoks. Din de, hayat da, zavallı sen de öylesin. Masalı dağıtmayalım, tanrı yüksek perdeden cevap verir; Sakın! "Onlarla gitme! Lanet okuma, onlar kutsanmıştır" Tekrar ricalar ve tekrar tanrıya sormalar sonunda tanrı "kendi dediğinin yapılması karşılığında" izin verir. Balaam yola çıkar, eşeğinin sırtında. 
 

(Balaam and the Ass/Rembrandt van Rijn)

Tanrı meleğini Balaam ve arkasındakilerin karşısına çıkarır, ama meleği yalnız zavallı hayvan görecektir.

"...
And I don't believe in the existence of angels
But looking at you I wonder if that's true
..." 
Önüne çıkan meleği görünce hayvan yoldan çıkar, tarlaya sapar. Balaam eşeği döver, yeniden yola koyulurlar. Tekrar melek görünür, çaresiz hayvan kendisini zorlayan Balaam'ın ayağını ezer. (Öcü alınmamış acılar**.) Sana ne yaptım, diye sorar eşek, bana neden vuruyorsun? Sözümü dinlemiyorsun, ben senin sahibin değil miyim, der yaşlı, inanmış Balaam. Hep bildiğin, ve hep bindiğin eşek değil miyim diye cevap verir, akıllı hayvan, daha önce sana hiç böyle davrandım mı, diye sorar. Hayır, der Balaam, tanrı o zaman gözlerini açar. Özürler ve af dilemeler. Balaam bağışlanır, tanrı bir kavme meleğiyle sarılır. Bu çok çok eski bir hikâyedir.
Hepimiz bir cennet yaratmaya çalışıyoruz, kimin ayağına bastığımıza dikkat etmeden, nasıl koktuğumuzu görmeden. Yol da nasıl karanlık ve soğuk, kim bizi suçlayabilir? O yazıyı okuduğumdan beri uzun süredir gökten bir haber gelmediğini düşünüyorum, bahsettiğim yollar çok bulanık. 
 ----------------------
Buraya taşınmadan önce oturduğum apartmanda merhabalaştığım, tanımadığım ama bildiğim bir adam vardı, benim yaşlarımda. Dün haberini aldım, ölmüş. İki yıl önce bir "yanlışlıkla" çok zayıfladığını hatırladım, sonra kibar eşini, iki çocuğunu. Ben haberi öğrenmiş, şaşırmıştım, balkondan sokağı seyrediyordum, o sakin sakin evine yürüyordu. Dün duydum ki ölmüş. Hayat böyle böyle geçiyor işte.
---------------
 *Yazıya koyduğum şarkıdan.
**İvan'ın bir cümlesi.