eşyalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eşyalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Kasım 30, 2012

dayanak noktası


 
Dışarıda, yarı karanlık ormanın üstüne yağmur yağıyor. Gök gürlüyor. Saat yedi, yılın en uzun günlerinden biri, ama masamdaki lambayı yakmak zorunda kaldım: Alçak, karanlık bulutlar, orman, gök gürlemeleri ve şimşekler... Göremediğim dalgalı denizin üzerindeki bir vapurun düdüğü: Yazmak için bir "romantizm" gerekiyorsa (pek az belki) benim istediğimden fazlası var. Belki de bu yüzden ilk cümleyi yazamıyorum. 

öteki renkler/o. Pamuk

Bugün yağmur şaşkınlığıyla güldürdü beni; "ne haber, tek şaşkın ben değilmişim, bak kaldın öyle", derken ben, o bir hevesle hızlandı, ama ı ıh devam edemedi. Gece şehrin sessizliğinden cesaret alıp başlayacak sanırım, ne yalan söyleyeyim, öyle olsun istiyorum.
Gece, bu masaya benzer şeyin (şifonyer?) yanında uykuya dalıyorum. İki gecedir çok zor geliyor uyku, sonra duvarlar duvarlar. Eşyalarla olan ilişkimi söylemiştim, otelde yaşarken hiçbir eşyaya bağlanmayacağım diye sayıklayıp duruyordum, hâlâ da bağlılığım yok, ama eşya bir dayanak, tutunma noktası, bunu biliyorum. Gülerken, yamuk duran bir objeyi düzelten, ağlarken duvardaki bir lekeye takılan bizler için, biz bir şeylere tutunmaya çalışanlar için, hiç olmazsa bu akşam müziğimiz yukarıdaki müzik olsun, yazarımız Orhan Pamuk. Hepsinden önemlisi iyi bir gece olsun, dayanağa ihtiyacı olmayan, rüyalı, renkli, boşluğunu varlığımızdan alan. Benimkisi uzun olacak orası kesin, hepinize iyi geceler.

Çarşamba, Kasım 28, 2012

iyi



"Kendimde, herhangi birindeki kadar kötülük olduğunu fark ediyorum, ama eylemden -bütün kusurların anasından- tiksindiğimden, hiç kimse için acı nedeni değilim. Zararsız ve tokgözlü olduğum, ötekilere meydan okuyacak enerji ve patavatsızlıkta da olmadığım için, dünyayı bulduğum halde bırakıyorum. Öç almak, her an uyanık olmayı ve sistemli bir zihni, pahalıya mal olan bir devamlılığı gerektirir; oysa bağışlamanın ve horgörünün ilgisizliği, saatleri hoş bir şekilde boş kılar. Bütün ahlâklar iyilik için birer tehlikedir; iyiliği yalnızca ihmal kurtarır. Avanağın ağırkanlılığını ve meleğin ihtirassızlığını tercih ederek kendimi fiillerin dışına çıkardım; iyilik de hayatla bağdaşmadığından, iyi olmak için kendimi ayrıştırdım." 

iyilik teorisi - Çürümenin Kitabı/e. m. Cioran   

Ani bir kararla dışarı çıkan biri, postanedeki sırayı fazla bulup beklemekten vazgeçen ve hiç aklında yokken balık almaya karar veren biri. O şaşkın biri, balık tezgahına yanaşır, çipuralar güzel görünür gözüne, rokalar çok yeşil. Fırında çipura ve roka salatası iyi olur, der. Çiçekçinin önünden geçer, çiçekler ne güzel, ama mevsimi değil sanki, pahalı bulur, almamak daha iyi. Yavaş yavaş yürümeli, hava sisli ama iyi; sakinliği öneren, yatıştırıcı bir etkisi var. Marketteki kız çok küçük, devamlı abla diye konuşuyor, bunun tezgahtar alışkanlığı mı yoksa yaş farkı mı olduğunu anlayamıyorsun, ama senin için uzun süredir aradığın bir ürünü ayırmayı düşünmesi iyi. Havadisler kafa karıştırıcı, insanların hiç susmadan fikir üretmesi şaşırtıcı, tüm bunları unutmak gerek. Unutmak için koyu bir kahve çok iyi. Kahve sağaltır. Kahve en iyisi. 

Akşam yemeği için balık ve salata yaptım, harikaydı. Yoğun, koşturmalı bir günün sonunda kahve keyfi hızlı da olsa güzeldi. Şimdi işteyim. Hayat hiç durmuyor. Hastalıklar bitmez, iyileşmeler bitmez, birileri devamlı devinimde. Bir süredir ev dekorasyonuyla ilgileniyorum. Bu eve taşındığımdan beri hiç bakmamışım etrafa. Çok fazla sevmem zaten dekorasyon dergilerini karıştırmayı, mağaza gezmeyi ve hatta İkea'yı. Bunu özellikle söylüyorum çünkü bir arkadaşım böyle dediğimde çok şaşırmış ve karısıyla annesinin, hatta bir yaşına henüz girmiş çocuğunun İkea gezintilerini rutin hâle getirdiğini söylemişti. Haftada iki kere gitmezlerse rahat edemiyorlarmış;) Eh, haklılar aslında, öyle güzel bir hayat simülasyonu var ki oralarda (özellikle İkea), gezip görünce yaşamış gibi oluyorsun. Neyse, işte ev dekorasyonuna takmamın nedeni yatak odamın duvarlarını fazla boş bulmam. Ben duvarlarda resim severim. Sevdiğim ressamların tabloları asılı olsun isterim. Resim olmayan ev sevmem, ve hatta -belki kötü bir huy bu ama- ev sahibi hakkında ilk kanım da böyle oluşur. Kitap ve resim olmayan ev anlamsızdır benim için. Diğer şeyler olmayabilir; kahve makinesi, yatak, gece lambası (bu olsa fena olmaz, gece karanlıkta uyumayı sevmem;)), gardırop vs. vs. Duvarların boşluğu takılmama neden oluyor. Takılıp saatlerce duvara bakmama, duvara bakarken düşündüğüm şeyi unutuyorum, kafam karışıyor, boşluğun ne olduğunu merak ediyorum. Sonrası felaket. Bir gece, çok geç vakit, mesaj atmıştım C.'ye; uzun bir süredir boşluğa baktığımı ve artık boşluğun gerçekten boş olduğundan emin olmadığımı yazmıştım. Bana verdiği cevap komikti; "o kadar eşya alırsan olmaz tabii", demişti. A hah, çok sarkastik, komik, ironik ve bumbastik bir sevgilim var, lafı gediğine oturtuyor. Aferin.
Onun ima ettiği kadar olmasa da üç beş parça şey aldım. En sevdiğim fotoğraflarım için çerçeve aldım ki bu çok önemliydi benim için. C. ile(!) -buraya da koyduğum- beraber olan ilk fotomuzu yerleştirdim birine. Başucumdaki gece lambasıyla harika bir uyum sergilediler. Geceleri bakışıp duruyoruz biz üç şaşkın. A, evet ben eşyaların ruhu olduğuna inanırım, ondan böyle bu;p Şimdi sırada işin sevdiğim ressamlar kısmı var. Salona astıklarıma ilişmeyeceğim. O ressamları pas geçiyorum. Yine de bir sürü isim var aklımda, şahane resimler var uyanınca görmek istediğim. Üstelik tumblr sayesinde olağanüstü illüstrasyonlardan haberim oldu. Hep sevdiğim, hayran olduğum ressamları düşünürken şimdi bir de o güzelim, çocuksu ve masal gibi resimleri aklıma taktım. Neler olacak hiç bilmiyorum. Bu küçük ve önemsiz görünen macera aslında epey mühim; sonuçta iyi olmanın sırrı ayrıntılar ve gündelik hayatta saklı. İnsan içine fazla dönmemeli, bunu geçen gün, Orhan Pamuk da "Öteki Renkler" kitabıyla fısıldamıştı kulağıma. İçine fazla bakarsan derinlik korkutucu olur gibi bir şeyler demişti. Şimdi yanımda yok, öylesine yazıyorum. Fakat yanımda olmasa bile Beyaz Kale'den sonra (Kara Kitap tecrübesinde olduğu gibi) takılıp kaldığım yerden kurtulamıyorum. Onun için elime seçkilerinden ve diğer yazılarından oluşan Öteki Renkler kitabını aldım. Başım sıkıştığında o kitap hep iyi gelir. İyi olmak mühim mesele demiş miydim? Hah işte, her şey iyiliğimiz için; evle, işle, güçle, kitaplarla, oyalanalım öyleyse.   

---------
p.s.: nöbette yazdığım -sanırım-  ikinci yazı bu. birazdan nöbet arkadaşım oturacak bilgisayara, ben sabaha karşı çalışacağım. onun için hızlı hızlı ve kontrol etmeden yazıyorum. tekrar okumadan da göndereceğim. hatalar ve kusurlar için yine affola demeliyim. böyle.