yağmur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yağmur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mayıs 26, 2011

beş dakikada değişir bütün işler

(İzmir yaz sıcağında bunalıyordu, birden gökten destek geldi, deli gibi yağmur yağmaya başladı.)


"En zengin kentlerde, en güzel manzaralarda
Rastlantının bulutlarla oluşturduğu
Gizemli çekicilik yoktu asla
Ve arzu bizi hep kaygılandırırdı."
voyage/baudelaire

Çok yağıyor çok. Birden başladı ve "İzmir yağmurunu bilenlerin anlayacağı hızda" yağmaya başladı. Akşam nöbet var yine, çok sık şu sıralar. Bari kitabımı bitirmeye yarasa şu nöbetler. Yakında İstanbul'dayım, nasıl olur acaba havalar? Ne giyilir, ne koymalı çantaya? Of, keşke tüm dertler böyle olsa, ıslanınca ya da üşüyünce geçip bitse.


Yukarıya koyduğum müzik çok güzel, arada kaynatmayın, dinleyin lütfen;p

Şimdilik budur durumlar. 

A, fotoğraf benim bakışım ve salonun cephesinden tabii, belirteyim.

Çarşamba, Şubat 23, 2011

Yağmur'a bakın!



Dün ben nöbetten gelirken başlayan yağmur dinmedi. İzmir'de. Buranın yağmurunu bilen bilir demiştim zamanında. Yine diyorum, hiçbir yağmura benzemez. Gerçekten öyledir ama, abartmıyorum. Bir şeyin acısını çıkarır gibi yağar. Şimdi nasıl deli deli yağıyor bir bilseniz.

Neyse, mesele bu değildi zaten. Bakmanızı istediğim yağmur da bu değil. Durun anlatayım;

Yağmur'un harika bir dükkânı var. Edip'in sözlerinden adını aldığını düşündüğüm. İnsandaki ezgiyi, aklı gösteren, içinde binbir türlü şey olan, aşkı, ayıbı öğrendiğimiz, kutu, teneke dolu dükkân. Buraya yazmaya başladığım zamanlarda tanıştım Yağmur'la, kısaca ama içten seslenmişti.  Sanki çok eskiden beri tanıyorum ben onu. Bakışını, fotoğraflarını. Çok seviyorum alüminyum dükkanını, onu. "Hangi ağaç" sorusuna portakal ağacı demiş. Pek yakışmış, bayıldım, şurada.

Perşembe, Ekim 28, 2010

nasıl bir yağmur!


"...Yabancı bir yere ilk defa inip, hiç lüzumsuz, manasız bir his duymadan, toğrağa -varsa bir battaniye atıp- yıldız seyretmeden, memleket, sevgili ıvır zıvır düşünmeden uyumak...

Belki böyle şey, iyi insanlara nasip oluyor. Belki biz; zayıf ,karışık, kötü insanlar, yabancı bir yerde ağlamaklı oluyoruz..."
                                                                                    Sait Faik - Birtakım İnsanlar

Nasıl bir yağmur gelecek, ama nasıl! diyordum, geldi işte. İzmir'in yağmurunu bilen bilir, hem birden gelir, kandırır hem de deli gibi yağar. Sabah şehir öyle çıplaktı ki, öyle net. Gözlerim kamaştı, gece çok yağdı ondandır, dedim. Tertemiz olmuştu sanki, yıkanmış. Hava mis gibiydi, tekrar yağacağını düşünemedim. Sonra işaretini verdi, sesi ve ışığı önceden geldi ve ben yağmuru bekledim.
Eski mektupları okuyorum bugün, yukarıdaki alıntı da o mektuplardan. Zayıf, karışık ve kötü insan!, diye seslenmiş bana kardeşim. Öyle ya, biz her şey karşısında ağlamaklı oluruz. Yağmur eskisi gibi yağıyor, binlerce yıl yağdığı gibi, biraz hızlı biraz yavaş ama yağıyor işte. Yağar. Peki, neden manasız bir his duyuyorum?

Gece yatarken; ona neden kötü davrandılar, niye hasta, onun niye yatacak yeri yok, sevgilim niçin uzakta, köpekler nasıl böyle yorulmadan havlıyor, o filmdeki siyah, mutlak karanlık mı, dışarıdan yatağıma vuran ışık, bir meleğin işareti mi (bkz; berlin üzerinde gökyüzü:)), aynada duran aydınlık, onun bıraktığı mı, bu bütün ıvır zıvırlar, kötü olduğum için mi beni takip ediyor? Kalbim nasıl şiddetli atıyor, o şiiri okurken, o şiiri tekrar okurken, tekrar okurken. Herkes anlasa diyorum, belki şarabı içmeden.

Paul Klee'nin aşağıdaki resminin adı, "Siyah, Hâlâ Yerinde". Ah, nasıl seviyorum, bu zayıf ve kötü insanları, bilmeden sorunlu bir klan oluşturduğumuz:) Felaket, asıl felaket bu; yağmur ve siyahın suyu bulandırması. İlhan Berk'i anıyorum;

"küçük bir suydu kadın"

zaten yağmur durdu.

Paul Klee - Black, still in place (1940)