(Rüya ve ben tatil yapıyoruz, ne anlıyorsak artık tatilden;p Yemek fotoları güzel çıkmayınca tatil fotoları her zaman işe yarar. Bir Yeni Zelanda atasözü)
(İlk parçayı yaşı olanlar bilir. Evet biraz yaşlandım;p Zamanında Martika diye hoş bir kadın şarkıcı vardı, onun aynı adlı albümünün ilk parçasıydı bu. Ben Gerede'de bunu çok dinlerdim. Hatta radyo programı yapmam teklif edilmişti, gece uyumamış açılış parçam ne olsun diye düşünmüştüm de bunda karar kılmıştım. Aslında biraz üzücü bir hikâye o, şimdi anlatmayayım. Taşranın boktanlığını da içeren sıkıcı eski günler işte. Neyse bu şarkı çok hoştur, dinleyin, dinlettirin. Alttakini ise zaten biliyorsunuz. Kıpır kıpır bir yaz parçası! hadi eller havaya! Radyocu olacak kızmışım aslında yaa;p)
-------------
Nasıl başlayacağımı biliyorsunuz, onun için "sıcak, sıcak, sıcak" demeyeceğim bu yazıda. Farklı bir şeyler olsun hadi;
sabah uyandığımda odamda ifil ifil esen (buna efil efil de diyorlar, takılmayın, ya da ben takıntılıyım!) bir rüzgâr vardı. Evin serinliği beni kendime getirdi ve iştahla kahvaltı hazırlamaya başladım. Güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra günü verimli kullanmak için biraz elimdeki kitabı okudum, biraz gazetelerin köşe yazılarına baktım, biraz evi temizledim ve alışverişe çıktım. Güzel bir şarap almıştım, çok oldu tabii, anlatmışımdır. O şarabın yanına beyaz etle (tavuk, balık) bir şeyler yapmak istiyordum. Uzun süredir şarap içmedim, belki sarhoş bile olurum demiştim kendi kendime. Her neyse, yalnızım onun için ilginç tariflerimi deneyebiliyorum. Bu sefer yine aklımda öyle bir tarif vardı. Knorr tavuk çeşnilerini biliyorsunuzdur, onlara tavuk göğsünü koyup çok uğraşmamayı düşünmüştüm ilk önce, ama mutfağa girince akıl bir başka işliyor. Bir yaratıcılık, bir dahilik geliyor insana, bilmem neden;p Tavuk göğüslerini kuşbaşı kestirmiştim, yıkadım yıkadım yıkadım. Niye öyle yaptım bilmem, ama yaz (sıcak demedim!) insanı "başka bir deli" yapıyor. Taze sebze almıştım, kabak, biber, onları da doğrayıp fırın poşetindeki tavukların üstüne kattım. Tavukları koymuş muydum ki ben poşete, yoo hayır, neyse karışık tarif veriyorum, evde yalnız denemeyin siz yine de;p Sonra, soğanları halka halka doğradım, biraz zeytinyağı damlattım ve çeşniyi kattım. Ama tek çeşni katmadım, dağ kekikli-susamlı ve baharatlı-sarımsaklı çeşniden karışık kattım. İlla bozacağım ya bir şeyi. Pardon ne diyordum, unutun o son cümleyi, sonra işte 200 derecede önceden ısıttığım fırına sürdüm tavuğu. Mis gibi oldu, yanında buz gibi pembe şarabım, yoğurt sosum ve bol yeşillikli salatamla harika bir yemekti. Aferin bana.
Yok öyle olmadı işte. I ıh, gönül isterdi ama...
Hah ha, olaya bir de başka bir açıdan bakmaya ne dersiniz? Beter, kötü bir rüya görmüşüm, sabah kötü uyandım. Tekrar tekrar allahım gerçek değilmiş, gerçek değilmiş diye sayıklaya sayıklaya yeniden dalıyordum ki zil çaldı. Öfkeyle "kim o!" diye seslendim diyafona, "merdiven yıkama", dedi karşıdaki ses. Mantıklı, apartmanın kapısını açtım, haydi tekrar yatağa. Bir yandan da düşünüyorum tabii, sanki apartmanda bir tek ben yaşıyorum, niye benim zilime basıyorsa, ne saçmalık, diye. Sinir içinde uyumuşum. Öğlen uyandığımda çok çok sıcaktı. Duş aldım kahvaltı filan yapacak hâlim yoktu, dışarıda yaparım dedim. Tesadüf Meloşlar da kahvaltı için dışarı çıkmışlar, buluştuk, çay içtik, lafladık biraz. Güzel bir şey oldu aslında, kısaca onu anlatayım; Rüya'ya oyuncak almak için bir dükkâna girdik, orada öylesine etrafa bakarken harika resimler gördüm. "A, bu resim ne kadar", dedim adama, çerçeveliydi ayrıca. Satıcı gülümseyerek -çok kibardı yalan yok-, "biz çerçeve satıyoruz aslında, resim değil", dedi. Çok hoşuma gitti bu, çok güldüm, "tamam tamam, resmi almayacaksınız haliyle, onu da veriyorsunuz değil mi, dedim. Şaşırdı, tabii veriyoruz, ama içine kendi fotoğraflarını koyuyorlar dedi. Böyle bir süre gülüştük. Evet, çok salak bir manzara gibi geliyor şimdi size, ama değil işte, çok toplumcu, çok pastoral bir şeydi yaşadığımız. Pastorali öylesine yazdım tamam, ama doğal, şirin bir şey yaşadık yahu;p Bu resim ünlü bir ressama ait değilse ben de Justine değilim dedim Meloş'a, inandı bana elbette. Ho ho, inanacak tabii resim kime aitmiş biliyor musunuz? Film burada kesilsin şimdilik, maatteessüf yazamayacağım, hediye çünkü. Aslında bu kadarını bile yazmak sürprizi bozdu ya, neyse. Hızla akşam yemeği kısmına geçeyim. Yemek fena değildi aslında, ama iki çeşni zaten tuzlu bir de ben ekstra tuz katmıştım doğradığım kabakların üstüne ve pul biber. Eee, paketin üstünde baharatlı yazması kesmez türk insanını, o denemek, yaşamak ister;p Oh çok güzel denedim, zaten çok acılı yiyemem ben, yandım akşam akşam. Yanına güzelim şarabı açmışım, o yanmaya şarap olmadı, gittim şarap bardağını koydum mutfağa, buzdolabından buzzz gibi kolayı çıkardım, içine de bir sürü buz doldurdum ve işte o zaman harika oldu yemek;) Neymiş, her anlatılana inanmayın ve itiraf zamanını bekleyin, çünkü aksiyon orada gizlidir;p

(Çektiğim fotoğraflar arasında en güzeli şarabın fotosuydu. Onu da ben yapmadım hah ha! Yok ya, cep telefonuyla ancak bu kadar oluyor, göz zevkinize de kıyamadım. Resmin ayarıyla oynamayınız lütfen)
------------
Şimdi şarabımı içiyorum, bu yazıyı yazarken uzun uzun telefon görüşmeleri yaptım, ara verdim. Biri C. ile o kısmı hızla geçelim. Onlardan birisi de Deyvo'ylaydı. Deyvo klima ve televizyon almaya karar vermiş, İstanbul'dayken başladı bana sormaya, sektirmeden her fırsatta soruyor. İlk önce normal karşıladım, Serap bir şey anlamaz netten alışverişten, annem de uğraşmak istemez, bana sorması normal tabii. Fakat, sonradan kıllandım hafiften. Hayır, perakende sektörü benden sorulurmuş gibi davranıyor. Bir de iyice bozulmuş türkçesi yanında ben olmayınca (hava atıyorum her fırsatta;p), anlamak zorlaşıyor böylelikle. Şöyle bir konuşma; "ben bakıyo canım, eee kısmet aslında (şans işi demek istiyor), araştırıyor, iş yerinden arkadaşım koyuyor nete (ne koyuyor anlamadım), sen Demirdöküm iyi demiştin sanıyorum, galiba." (yabancılar zarf, edat allah ne verdiyse artık, kullanıyorlar bol bol. cümleyi zenginleştiriyor, mantıklı aslında) vs. vs. böyle bir şeyler işte, "inşallah canım alacağım, teşekkürler, yarın. öptüm, iyi geceler byeeee", diyerek bitiriyoruz. Bunun bir de mail kısmı var, hayır hayır onu şimdi lütfen geçelim;p Bunu neden anlattım, bu yazı böyle çorbaysa bunda en büyük suç Deyvo'nun, sonra C.'nin, sonra benim, sonra sizin, ne diyorum ben yahu! Tanrı devlete, millete zeval vermesin diye cami duası gibi bitireyim en iyisi;p